Bugün 19 Kasım 2017 - Pazar
Spor Haberleri
Seri İlanlar
İhale İlanları
Foto Galeri
Video Galeri
Milletimize karşı sorumluluğumuz var
Milletimize karşı sorumluluğumuz var
TBMM Başkanlık Divanı Üyesi ve AK Parti Elazığ Milletvekili Ömer Serdar, Ülke ve Elazığ gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
18 Kasım 2016 21:20

HABER: VEDAT YETİK

TBMM Başkanlık Divanı Üyesi ve AK Parti Elazığ Milletvekili Ömer Serdar, Ülke ve Elazığ gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Serdar, düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin Avrupa Birliği ilerleme raporu süreci, Fırat Kalkanı Operasyonu, bazı belediyelere kayyum atamaları, başkanlık sistemi, anayasa değişikliği ve Elazığ gündemine ilişkin açıklamalarda yaptı.

Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden birinin Avrupa Birliği (AB) ilerleme raporu olduğunu belirten Ömer Serdar, AB 19. İlerleme raporunda Türkiye’nin kabul edemeyeceği tespitler olduğunu ifade etti.

Avrupa Birliği’nin, diğer üye ülkelere kabul süreçlerinde ortaya koydukları müspet tavrı Türkiye’ye göstermediğini belirten Serdar, şöyle konuştu: “Avrupa Birliği süreci Türkiye’nin yaklaşık yarım asıra dayalı bir süreç. Bu süreç Avrupa ile olan ilişkilerimizde özellikle akit esası üzerinden yürüyen bir süreçti. Çağdaş dünyanın değerleriyle bütünleşmiş ve burada bir çıta oluşturmuş Avrupa ile özellikle ekonomik birlik olarak başlamış, daha sonra hukuk ve ekonomik standartlarla bir birlik değeri oluşturmuş bu sürece Türkiye yaklaşık 50 yıl önce dahil oldu. Ancak bu sürece baktığımızda üye ülkelerin birliğe kabul süreçlerinden çok daha uzun sürdüğünü görüyoruz. Avrupa Birliği ile olan ilişkilerde özellikle gerek iş normlarımızı gerekse ekonomik standartlarımızı birliğin kabul etmiş olduğu kriterler çerçevesinde Türkiye sorumluluklarını yerine getirmesine rağmen bu konuda Avrupa Birliği’nde önemli bir dirençle karşı karşıya olduğumuzu sizler de biliyorsunuz. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunu Avrupa’nın istediği için değil, kendi insanına birtakım standartlar yaşatmak için bu çıtayı kendisine baz almıştır. Bu rapor, 19. İlerleme raporuna baktığımızda kabul edemeyeceğimiz birtakım tespitler var. Bu sakın şöyle anlaşılmasın; Avrupa Birliğinin bize vermiş olduğu bir karne olarak değerlendirilmesin. Biz Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, sadece birlikle olan hukuki ilişkimiz çerçevesinde bu rapordaki değerlendirmeleri alırız, olanlarla yolumuza devam ederiz. İhtirazi kayıtlarımız varsa bunu da hiç çekinmeden deklare ederiz. 19. İlerleme raporuna baktığımızda bizim kabul edemeyeceğimiz şeyler var. Özellikle tespitlere baktığınızda Türkiye 15 Temmuz gibi çok dramatik, çok hain bir darbe girişimi ile karşı karşıya kalmış olmasına rağmen raporda yeterince vurgulanmadığını görüyoruz. Rapordaki bu noktadaki tespit iyi niyet ölçülerinde sorgulanmalıdır. FETÖ terör örgütüne raporun hiçbir kısmında terör örgütü nitelemesi yok. Gülen hareketi olarak değerlendirme yapılmış. Dolayısıyla bu onların bizim açımızdan  kabul edilemez bakış açısını ortaya koymuştur. Kaldı ki darbe teşebbüsü sonrası çok geç  harekete geçmeleri ki Avrupa Birliği’nin standartlarında sivil iradeyi illegal bir yöntemle alaşağı etme girişimi hiç bir zaman için kabul edilmemesine rağmen ilk anda tepki ortaya konulmaması, çok sonraları tepki ortaya konulması bizim tarafımızdan zaten eleştirilmişti. Bunun yanında Türkiye, ciddi anlamda ulusal güvenlik kaygıları içerisinde birtakım terör örgütlerinin hedefi haline gelmişken ve bir çok cephede, gerek içeride gerek dışarıda terör örgütleriyle mücadele ederken; başta FETÖ, DAEŞ, PKK ile mücadelesi ortada iken, ilerleme raporunda terör yasalarında iyileştirilme yapılması gibi bir öneri de bizim tarafımızdan kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye uluslar arası standartta, terörle nasıl mücadele edilmesi gerekiyorsa, hangi konsept çerçevesinde mücadele edilmesi gerekiyorsa onu yapıyor. Yasaları da aynı şekilde uluslar arası standartlardadır. Avrupa Birliği’nin bize yönelik bu eleştirileri varken, terör yasalarına ilişkin eleştirileri varken, kendilerini bulundukları yerlerde terör örgütü mensuplarını muhatap alıp konuşmaları, onların oralarda yapılanmalarına izin vermeleri de bizim tarafımızdan kabul edilebilir bir şey değildir. Bu noktada bizim söyleyeceğimiz şey; önce kendi mutfağınıza bakın ne yapmak istiyorsunuz, hangi değerlerinizle çatışıyorsunuz bize yönelik eleştirilerini ona yapın şeklinde söyleyebiliriz.”

ELEŞTİRİLER KABUL EDİLEMEZ

Avrupa Birliği 19. İlerleme raporunun bir kısmında basın özgürlüğü konusunda eleştirilerin olduğunu belirten Serdar, “Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Türkiye’de salt basın mesleğinden dolayı, basın mesleğini icra ettiğinden dolayı kimse soruşturmaya tabi tutulmuş, tutuklanmış değil. Bu da onlar tarafından yanlış bir tespit. Eğer bir basın mensubunun basın faaliyetinin dışında birtakım terör örgütleriyle irtibatları, iltisakları söz konusuysa çok doğaldır ki o ülkenin yargısı soruşturmaya tabi tutar ve muhakeme eder. Bu açıdan Türkiye’de de yapılan budur. Burada da abartıya gidilmesi ve Türkiye’ye yönelik eleştiriler ortaya konulması da kabul edilemez.” dedi.

“AVRUPA BİRLİĞİ VAZGEÇİLMEZİMİZ DEĞİL”

Avrupa Birliğinin, Türkiye’ye yönelik menfi tutumunu devam ettirmesi halinde, bu sürecin sürdürülebilir olmayacağını belirten Serdar, şöyle devam etti: “Türkiye’de FETÖ terör örgütünün darbe kalkışmasından sonra olağanüstü halin ilanıyla birlikte kanun hükmünde kararnameler çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti birtakım inşai uygulamalara gitmektedir. Yine kanun hükmünde kararnameler çerçevesinde devlete sızmış olan bu yapılanmayı, bu kanseri temizleme yönünde bir irade ortaya koyarken, bu irade çerçevesinde yapılan uygulamaları da eleştirip ayrıca Avrupa Parlamentosu Başkanının ‘Türkiye ile ilişkileri dondururuz’ şeklindeki açıklamaları da gerçekten bizi derinden üzmüştür. Üzmüştür ancak en yüksek düzeyde de bunun cevabı verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanının ‘sen kim oluyorsun, bu ilişkileri dondurma kararı alıyorsun. Bunun bir kararı verilecekse o kararı Türk Milleti verir’ şeklindeki cevabı orada ciddi yankı bulmuştur. Hemen ardından Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye ile iletişim kanallarının açık tutulması, bu sürecin devam ettirilmesi yönünde müşterek açıklamalar gelmiştir.

Avrupa Birliği bizim 50 yıllık perspektifimiz. Ancak bu vazgeçilmezimiz de değil. Bu konuda Türkiye’de yaşayan insanlar buna karar vereceklerdir. Biz Avrupa Birliği’nin bir proje üretmediği sadece bu eleştirilerle iktifa ettiği, bir yol açıcı, yol göstermediği yönündeki süreci de takip ediyoruz. Ancak biz yine iletişim kanallarını ve bu sürecin devamından yana hükümet olarak irademiz var. Fakat, diğer üye ülkelere kabul süreçlerinde ortaya koydukları müspet tavrı Türkiye’ye yönelik menfi tutumla devam ettirirlerse, bu da bizim açımızdan sürdürülebilir bir şey değil.

Sınırlarımızda yaşanan olaylardan dolayı Türkiye’nin ciddi anlamda mülteci barındırma zorunda olmasına rağmen Avrupa Birliği’nin fonlarından burada kendi sözleşmeleri gereği kaynak aktarması gerekirken bu kaynaklar da bugüne kadar yeterince aktarılmamış. Ayrıca geri kabul anlaşmasını Türkiye imzalamış olmasına rağmen, vize muafiyetinin bugüne kadar devreye girmemesi de çok önemli bir sorun olarak gündemde duruyor. Bu açıdan Türkiye’ye, diğer ülkelerden farklı uygulamalar artık itiyat halinde devam ettirildiği taktirde sayın Cumhurbaşkanımızın ve başbakanımızın da dediği gibi Türkiye kendi milleti ile bu meseleyi yeniden gündeme alıp değerlendirmek durumunda kalabilir.”

BİZİM BİR BAŞKA ÜLKENİN TOPRAKLARINDA GÖZÜMÜZ YOK

Milletvekili Ömer Serdar, açıklamasında Fırat Kalkanı Operasyonuna ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.

Operasyonun Türkiye’nin  sınır güvenliğini sağlamak için yapıldığını belirten Serdar, “Yaklaşık 3 aya yakın süredir bu operasyon devam ediyor. Operasyonun başlangıcında da defaten izah ettiğimiz gibi bizim bir başka ülkenin topraklarında gözümüz yok. Eğer Suriye’de Fırat kalkanı operasyonuyla Türk ordusu oraya girdiyse bu tamamen sınır güvenliği kaygısından kaynaklı olarak ve Birleşmiş Milletler sözleşmesinin 51. Maddesi gereğince meşru savunma hakkımızı kullanarak orada bulunuyoruz. Burada hedeflen; oradaki yerel unsurlarla, özellikle Özgür Suriye Ordusuyla birlikte Türk ordusu, terör örgütlerinin otonom alan ilan etme ve orada birtakım otonomilere girmenin önüne geçmek için bu operasyon yapılıyor. Çünkü bu bizim sınır güvenliğimizi ilgilendiren bir konu olduğu için orada özellikle terör tehdidi altında olduğumuz  için gerek YPG terörü gerekse DAEŞ terörü baskısı altında olduğumuzdan dolayı Türk ordusu ÖSO ile birlikte orada operasyonuna devam ediyor. Operasyon bugüne kadar başarılı olarak devam etmekte. Özellikle EL Bab’a yaklaşık 1 km kalacak mesafeye de yaklaşmış durumda. Ora da terör unsurlarından temizlenmiş durumda. Bugüne kadar 680 km’lik alanda Türk ordusu hakimiyetini sağlamış durumdadır. Bizim ordumuz hiçbir zaman için orada kalıcı değildir. Bizim ülkelerin toprak bütünlüğüne ilişkin özellikle Suriye’nin toprak bütünlüğüne ilişkin tezlerimiz uluslararası düzeyde her zaman  dile getirdiğimiz tezlerdir. Dolayısıyla orası terör unsurlarından temizleninceye kadar operasyon devam edecek ve terör unsurlarından temizlendikten sonra da ordumuz kendi sınırları içerisine çekilmiş olacak.” şeklinde konuştu.

MUSUL MESELESİ

Türkiye’nin önemli gündem maddelerinden birinin de Musul meselesi olduğuna dikkat çeken Serdar, şunları kaydetti: “Bir diğer mesele Musul meselesidir. Irak’taki DAEŞ terör örgütünün bölgeye hunharca girmesi şeklinde oradaki DAEŞ unsurlarının temizlenmesi kolektif olarak uluslar arası verilen bir karar. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, Irak’ın daha önce bütün ülkelere çağrısı çerçevesinde Başika’da orada Irak askerlerini eğitme yönünde daha önce çalışmalarımız vardı. Tabi Musul’un DAEŞ unsurlarından temizlenmesi bizim için de önemli. Bizim orada müktesebatlarımız var. Çünkü tarihten gelen sorumluluğumuz gereği ve sınırımızda özellikle orada oluşabilecek olumsuz şeylerden direkt olarak birinci elden Türkiye’nin etkilenmesi çerçevesinde bizim orada ve Irak’taki denklemin içinde olmamız gerektiğini hep belirtmiştik. Nihayet biz bu denklemin içerisindeyiz. Özellikle Musul’a yapılan operasyonda bizim Başika’da eğitmiş olduğumuz askerler de bu operasyonun parçası olarak görev yapmakta. Bizim sadece orada başta itiraz ettiğimiz Haşdişabi ile  yapılacak operasyonun birtakım meshebi kırılma noktaları oluşturacağını, oradaki fay hatlarının devreye geçireceğini belirtmiştik. Çünkü bu operasyonun bir kolektif ve Türkiye’nin eğittiği Başika’daki Ninova askerlerinin de içinde olması nedeniyle bütün unsurlarıyla orada  özel bir mezhep hattı oluşturulmaması için bunu uluslararası düzeyde gündeme getirmiştik. Bu tezimiz de kabul gördüğü için bugün o operasyonun içerisinde de yer almış bulunuyoruz.”

BAZI BELEDİYELERE KAYYUM ATAMASI

Teröre yardım ve yataklık etmesi nedeniyle kanun hükmünde kararname kapsamında bazı belediyelere kayyum atandığını belirten Ömer Serdar, “Hain FETÖ darbe girişiminden sonra Milli Güvenlik Kurulu’nun tavsiye kararıyla birlikte bakanlar kurulunda olağanüstü hal kararı alındı. Olağanüstü hal  kararı ilk 3 ay için alındı, ikinci üç ay için uzatma alındı. Sürecin gerektirdiği uzatmalar yapılacaktır. Bu noktada özellikle birtakım yerel yönetimlerin geçmişte terörle irtibatlı, iltisaklı ve teröre yardım ve yataklık etmesi nedeniyle kanun hükmünde kararname kapsamında buralara kayyumların atanması tartışma  ve istismar edilen konulardan. Şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki; biz yönetim anlayışı itibariyle milletten alınan vergilerle oluşan bütçe kaynakları milletin hizmetine harcanması gerektiğini temel felsefe olarak kabul ederiz. Devlet olmanın temel mantığında da bu vardır. Ancak, PKK terör örgütü ile mücadele süreçlerinde biz birtakım yerel yöneticileri bu terör örgütüne geçtiğimiz yıllarda özellikle hendek, barikat politikalarına destek verircesine, devletin, milletin kaynaklarını bunların bu politikalarında kullanması neticesinde hizmetin aksamasını gördük. Merkezi hükümet olarak sorumluluğumuz vardı. Bu sorumluluğumuz milleteydi. Milletin vermiş olduğu yetkiyi, iradeyi terör örgütünün amaçları doğrultusunda kullanan yöneticileri görevden alıp bunların yerine millete hizmet edecek kayyumlar atanması da bu süreçte aldığımız kararlardır.

Kayyum atanan ilçe ve illerde şunu gözlemleyebildik kısa sürece içerisinde; oradaki yerel hizmetler çok daha sağlıklı yürüyor. Kayyumlar orada kalıcı değiller. Sonuçta oradaki hizmeti belirli bir noktaya getirip milletin tercihleri doğrultusunda hizmet yapılabilmenin alanını açmaya matuf olarak devletin memurları olarak orada görev yapmaktadırlar. Bu konuda bir siyasi partinin bunu istismar ettiğini de görüyoruz. Ancak yapılan uygulamada yerel unsurların oradaki vatandaşların memnuniyetini de geri dönüş olarak alıyoruz.” şeklinde konuştu.  

“YARGI KARŞISINDA HİÇ KİMSENİN AYRICALIĞI YOKTUR”

Dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerinin yargılanması konusunda da düşüncelerini açıklayan Milletvekili Ömer serdar, şunları kaydetti: “Bir siyasi parti milletvekillerinin ve yöneticilerinin soruşturmalar kapsamında bazılarının tutuklanması da özellikle dışarıdan ve içeriden istismar konusu yapılmaktadır. Biliyorsunuz anayasada yapılan bir kısım siyasi partilerin uzlaşması neticesinde meclisteki yığılan fezlekenin önünün açılması kararı neticesinde anayasa değişikliği yapıldı. Bu anayasa değişikliği çerçevesinde konulmazlıklar bir defaya mahsus olarak kaldırıldı. Donulmazlıların kaldırılmasıyla birlikte AK parti’den de CHP’den de MHP’den de birtakım milletvekillerinin ve bazı partilerin genel başkanlarının fezlekeleri vardı. Bu fezlekeler doğrultusunda soruşturma makamlarına gelip ifade vermek gerekiyordu. Bir kısım milletvekilleri geldiler ifadelerini verdiler ama bir siyasi partinin genel başkanları , eş başkanları ve hakkında fezleke olan milletvekilleri ısrarla kamuoyuna şu beyanatlarda bulundular; ‘Biz gitmeyeceğiz, bizi zorla götürsünler. Şimdi devletin hukuk düzeninin bu şekilde restleşmeyle yürümesinin mümkün olmadığını artık herkesin öğrenmesi gerekir. Yasama, yürütme, yargı erklerinin bağımsız güçler olduğunu ve bunların birbirlerini denetleme, kontrol etme ve farklı işlevlerinin olduğunu herkesin bilmesi gerekiyor. Sonuçta yargı makamlarının yürütmüş olduğu bir soruşturma çerçevesinde  gidip ifade verip sonuçlarını beklemek gerekiyordu. Ancak böyle bir restleşmenin neticesinde bu şekilde gözaltılar oldu. Bir kısım tutuklamalar oldu, bir kısım şartlı tahliyeler oldu. Adli kontrol hükümleri uygulananlar oldu. Bu, yargının rutin işlemidir. Yargı karşısında dokunulmazlığı kaldırılmış hiç kimsenin ayrıcalığı yoktur. Bu basın mensubu da olabilir, milletvekili de olabilir. Böyle bir ayrıcalık tanıdığınızda devletin adalet mekanizmasını sarsmış olursunuz. Dolayısıyla burada da yargının rutin işlemlerine yürütme olarak bizim müdahale etmemiz mümkün değil. Söz konusu da olamaz. Hukuk devleti ilkeleriyle de bağdaşır bir tutum değildir.

BAŞKANLIK SİSTEMİ VE ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Milletvekili Ömer serdar, anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi konusunda da şu görüşlere yer verdi: “Bu hafta kısmi anayasa değişikliği ile birlikte başkanlık sisteminin meclise gelmesi, partiler arasında müzakere edilmesi konusu da gündemde. Türkiye bugüne kadar darbe anayasalarıyla bugünlere geldi ve bu darbe anayasaları hep sorun üretir durumda oldu. Bütün siyasi partilerin seçim beyannamelerine baktığınızda anayasa değişiklikleri mutlaka seçim taahhütleri arasında vardır. Ancak gerek biz 24. Dönemde gerekse 26. Dönemde bütün olarak bir anayasa değişikliğini gerçekleştirme irademizi ortaya koyduk. Bu konuda anayasa uzlaşma komisyonu bir komisyon oluşturdu. Komisyonda mecliste sayısal çoğunluğumuz olmasına rağmen eşit üye vermek suretiyle topluma yeni bir anayasa sunmak istedik. Ancak bunlar akamete uğradı. Fakat, bizim özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi, geçmişte kriz olan Cumhurbaşkanlığı seçimini halk oylaması şeklinde anayasa değişikliği yaparak referanduma da götürerek anayasa değişikliği ile birlikte Cumhurbaşkanımızı artık halkın oyuyla seçtik. Bu bir sistem değişikliğiydi aslında. Sistem değişikliğinin birtakım sonuçları vardı. Yürüyen bir sistem var, özellikle Cumhurbaşkanına yetki veren ama sorumluluk vermeyen cari bir sistem var. Bu uygulamayla sorun yaratır duruma gelmişti. Biz fiilen oluşan sistem değişikliğinin anayasal değişikliğini, daha sonraki süreçte yasal değişikliklerin de yapılması yönünde her zaman irade ortaya koyduk. Biliyorsunuz MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin bu fiili durumla teorik durumun bağlaştırılması yönündeki çağrısı partimiz tarafından da karşılık bulmuş, bu konuda iki parti arasında kapsamlı görüşmeler başladı. Bu konuda bizim parti kurullarımızın hazırlamış olduğu kısmi değişiklik taslağı, bütün bir anayasa değişikliği değil, kısmi değişiklik taslağı MHP’ye iletildi. Kendileri üzerinde çalışacak. Kendilerinin de teklifleri alınacak. Bu konuda görevlendirilen bizim partimizden sayın Genel sekreterimiz Abdulhamit Gül, MHP’den sanıyorum Mehmet Parsak’la bu süreçleri devam ettirip genel başkanlara, merkez kararlara konuyu getirip nihai bir metin ortaya çıktığında meclise sevk edilmiş olacak. Bu noktada CHP’nin tutumu tarafımızdan anlaşılmış değil. Israrla altını çizmemize rağmen burada bir sistem ve organizasyonu yapılması gerekiyor dememize rağmen olayı rejim tartışmasına taşımasını hayretle izliyoruz. Sayın başbakanımızın dediği gibi Cumhuriyetin kuruluş aşamasıyla birlikte rejim tartışması Türkiye’de bitmiştir. Kimsenin rejimle ilgili bir sıkıntısı da yoktur. Bu anayasa değişikliğini getirip rejime dayama CHP’nin klasik refleksleri diye düşünüyoruz. Bu kapsamda da ülkenin bölünme kaygısından hareketle mitingler yapacağı yönünde açıklamaları, geçtiğimiz günlerde de birçok suç unsuru da oluşturan bir bildiri yayınlamalarını da biz Türk halkının takdirine bırakıyoruz. Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey Türkiye için en elverişli karar alma süreçlerinin daha hızlı işleyeceği, yasama, yürütme, yargı  erkinin tam bağımsız olduğu, birbirlerini denetleyebildiği, denge denetleme mekanizmalarının kurulduğu bir sistemle Türkiye’yi buluşturmak ve bundan sonra Türkiye’nin sisteminin kriz üretmesinin önüne geçip, daha istikrarlı hükümetlerin oluşmasını sağlamaktır. Bu süreci önümüzdeki günlerde daha sıcak takip edeceğiz.”

ELAZIĞ GÜNDEMİ

Milletvekili Ömer Serdar, görev süreleri boyunca Elazığ’da gerçekleştirdikleri çalışmalarla ilgili bilgiler de verdi.

Elazığ’da birçok önemli projeyi hayata geçirdiklerini aktaran Serdar, şöyle konuştu:

“Ekim ayı itibariyle koordinasyon merkezimizin de sonuçlarından hareketle Elazığ’daki sektör bazlı gerçekleşmelere baktığımızda 92 projeyle yürüyoruz. Bunun 2016 gerçekleşme oranı yüzde 74. Yani tarımda 12, enerjide 4, ulaştırmada 15, eğitimde 32, sağlıkta 5, karayollarında 14, DSİ’de 9, milli eğitimde 28 il bankta 2, Fırat Üniversitesi Rektörlüğü’nde 8, Sağlık Müdürlüğü’nde 4 , Gıda Tarım’da 2, EUAŞ’ta 2, TEİAŞ’ta 2, Çevre ve Şehircilikte 2, Orman Bölge’de 2 proje var. Toplam 92 proje ile yürüyen bir Elazığ portresiyle karşı karşıyayız.

-Biliyorsunuz en büyük projemiz Ağın köprüsüydü. Ağın köprüsü bitti. İnşallah bunun da bir açılışını gerçekleştireceğiz.

- 2016 yılı içerisinde kuzey çevre yolunun programa alma, ihalesini yaptırmış olmamız önemli bir aşama. Biliyorsunuz güney çevre yolumuz faaliyette. Kuzeyindeki çevre yolunun da ihalesi yapıldı. İhale süreçlerinin devam etmediği için henüz yer teslim aşamasına geçilmedi. Önümüzdeki günlerde inşallah bununda temel atmasını başlatmış olacağız.

-Yine büyük proje olarak baktığımızda Elazığ’ın 2040 yılına kadar içme suyu problemini çözen sorunu da ihale etmiş olduk. Bununda yapım süreçleri devam ediyor. Bu proje 2-3 yıl içerisinde tamamlandıktan sonra içme suyu problemi de çözülmüş olacak.

-Şorşor deresi meselesi Elazığ’ın yıllardır tartıştığı bir konuydu. Gerek kolektör gerekse DSİ rekreasyon boyutu belediyenin de içerisinde olduğu boyutu da iki aşaması da ihale edilmiş oldu. Yapım işlemleri devam ediyor. Proje ikmal edildiğinde şehrin güneydoğusunda çok önemli bir rekreasyon bir alanı olacak. Elazığ bu sıkıntıdan kurtulacak.

-2016 yılı içerisinde yıllardır küllenmiş sorunumuz vardı; YİMPAŞ binası meselesi. O da çözümlenmiş oldu. Oraya da Turizm meslek okulu inşa edilecek. Bu da devam eden işlerimiz arasında.

-Biz göreve geldiğimiz dönem içerisinde en fazla tartışılan konulardan biri Uluova sulama projesiydi. Orada yanlış yürüyen bir süreç vardı geçmişte. Beyhan barajından suyun alınması şeklinde yürüyen bir proje vardı. İlerleyen aşamada biz programa aldırma aşamasında gördük ki müteahhit firmayla devletin yaptırmış olduğu protokol çerçevesinde müteahhit firmanın oradaki suyu vermeme riskine dayalı olarak projenin revize edilmesi gerekiyordu. Hemen yıl içerisinde bunu da hızla bölgede revizesini yaptık. Bu sefer barajdan güneş kolektörleriyle Uluova’nın sulanması projesini şuan DSİ boyutunu aştık. İnşallah bu yıl içerisinde ihale aşamasına getirmiş olacağız. O da yapıldığında önemli bir ovamız suya kavuşmuş olacak.

-Emniyet Müdürlüğü binamızın proje yapım çalışmaları tamamlandı. Güzel bir proje ortaya çıktı. TOKİ’nin yaptığı bir proje. TOKİ, emniyet müdürlüğü binasının yapımına karşılık eski emniyet müdürlüğünün yerini alıyor. Böyle bir takasla biz o binayı yapıyoruz. Ancak eski emniyet müdürlüğü binasının olduğu yerde bir park beklentisi olduğu yönünde çok ciddi tartışmalar var. Tabi bizim buna duyarsız kalmamız mümkün değil. Geçen hafta içerisinde TOKİ başkanıyla görüştüğümde bu konuyu kendisine açtım. O da Elazığ’daki tartışmaları yakından takip ettiğini söyledi. Orada bir kısım alanın şehitlerin isminin verilebileceği bir park alanı bırakma yönünde bir tercihlerinin olduğunu söyledik. Buna da olumlu yaklaştıklarını gördük.

-Tabi Elazığ kamuoyunun çok tartıştığı stad meselesi var.  Şuan sonuçlarını alabilmiş değiliz. Orada bir teknik inceleme yapıldı. Sayın bakan da burada bir açıklama yaptı. Tribünlerin yenilenerek Elazığ’a yakışır bir stadyumun ortaya çıkması yönünde kendilerinin bir taahhüdü olmuştu. Biz bunun takipçisiyiz. Bunda bir gecikme süreci yaşandı. Bu bizden kaynaklı bir şey değil ama bunu da kendi eksikliğimiz olarak kabul ederiz.  Elazığ’da böyle bir beklenti oluşmuştur. Bu stadı tribünlerin yenilenmesi gerekir kanaatindeyiz.

-Elazığ’ın önemli gördüğümüz bir sorunu var: Gökdere havzasında bulunan 11 köyün bağlantı yolunun Beyhan barajı nedeniyle ortadan kalkmış olması hasebiyle ilçeyle bağlantıları yok. Ancak bir başka ilçeden bir ulaşım yolu var. Köy yolları statüsünde olduğu için özel idare bütçesinin buna kifayet etmediğini gördük. Ancak orada 11 köyü ilgilendirdiği için sayın bakanımıza gittiğimizde şunu söyledi; Burada Türkiye’de örneği olmaya bir durum var. Kendi ilçesiyle bağlantısı olmayan 11 köy var. Dolaysıyla bunu devletin karayolları ağına alarak yapılması. Sayın bakanında buna olumlu bir yaklaşım var.  Önümüzdeki günlerde de bunun sonuçlarını alacağız.

-Sağlık sektöründe yatırımlarımız devam ediyor. En önemli yatırımımız biliyorsunuz şehir hastanesi. Yüzde 30 oranında bir gerçekleşmeyle devam ediyor. Oranın inşaat çalışmalarını da yeniden gözlemleyip o süreci de takip etmiş olacağız.

-Bizim milli tarım dediğimiz bir projemiz var. Çiftçiyi kendi haline bırakmadan özellikle onların üretimini yönlendirmeyi kapsayacak bir proje. Burada ovalarımızın koruma altına alan bir yaklaşım var. Orada betonlaşmaya müsaade etmeyeceğiz. Orada başka türlü inşai çalışmaya müsaade etmeyeceğiz. Kendi arazisini ekemeyen çiftçinin arazisini başkasına kiralayacağız. Bu mülkiyete el koyma değildir. Kamu yararına faydalandırılması. Toplulaştırmaya birlikte arazinin verimli hale gelmesini sağlıyoruz . Ayrıca Desteklemelerin önemli ölçüde arttırıyoruz. Mazot desteğinin yarısını biz karşılıyoruz. Çiftçiyi destekleme primlerine iki aşamada toplu olarak verdiğimiz için daha rantabl olacağını düşünüyoruz. Ayrıca ovalardaki ekim konusunda tarım il müdürlüğümüz bir çalışma yaptı. Uluova’da faydalı olacak kalemlere çiftçi uyarsa biz bunları destekleyeceğiz. Orada farklı bir ekim yaparsa onu desteklemeyeceğiz.

-Cazibe merkezleri destek programı yürüyen bir program. Onun için çok ciddi teşkilatlarımızla, milletvekili arkadaşlarımızla çok ciddi mücadelemiz oldu. Elazığ bu sonucu hak etti. Bu arada konu açılmışken değineyim. Bazen Elazığ basınında ben de duyuyorum, cazibe merkezlerini küçümseyici bir yaklaşım var. Bu yaklaşımı bırakalım. Olumsuzdan beslenmeyi bırakalım: Aman bir olumsuzluk olsun da bunu yazalım tarzında olmayalım. Cazibe merkezleri programı 16 il olarak başlamıştı. Elazığ’ın girmesiyle birlikte doğu Anadolu bölgesinden iller de girdi. Burada birbirimizi destekleyici olmalıyız. İllaki bir olumsuzluk çıksın da buradan bir haber yapalım’ mantığından uzaklaşmalıyız. Cazibe merkezleri programı çok doğru bir program. Elazığ’a çok fayda sağlayacak bir program. Çünkü illerin hinterlandına baktığınızda Elazığ yatırıma en elverişli bir il. Biz buradan Allah’ın izniyle yatırım çekeceğiz. Şuan Kalkınma Bakanlığı yasal düzenlemesini tamamlamak istiyor. Biz hangi sektörlerin desteklenmesine ilişkin tekliflerimizi verdi. Bunlar yasal düzenleme haline getirilecek. Bu yol haritası çıktıktan sonra hiç endişeniz olmasın burası yatırım çekecek.”

 

BU HABERİ PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz
Yorumu Doğrula

Yorumlar
Spor Gündemi...
17 Kasım 2017 19:5096 kez okundu
Günışığı Android Uygulaması
ELAZIGELAZIG
Ulu Cami’nin eğriliği tescillendi
8244 kez görüntülendi
Elazığ'da bisiklet yarışı
28531 kez görüntülendi
Sivasspor Maçı
55217 kez görüntülendi
Fenerbahçe Maçı
66959 kez görüntülendi
Sıra
Takım
O
G
M
P
1
ÜMRANİYESPOR
11
7
1
24
2
GİRESUNSPOR
11
6
1
22
3
MKE ANKARAGÜCÜ
11
6
2
21
4
ELAZIĞSPOR
11
5
3
18
5
ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş
11
5
3
18
6
İSTANBULSPOR A.Ş
11
5
4
17
7
ADANASPOR
11
5
4
17
8
BALIKESİRSPOR BALTOK
11
5
3
15
9
ALTINORDU
11
4
4
15
10
GAZİŞEHİR G.ANTEP
11
3
3
14
Günışığı Gazetesi - Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2013