Özyağcılar günümüz dizilerini yorumladı
14 Mayıs 2016 00:17
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Erdal Özyağcılar, sinema, dizi ve tiyatro sektörüne ilişkin önemli tespitlerde bulundu.
RÖPORTAJ: SEVDA DEMİR
 
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Erdal Özyağcılar, Elazığ’da düzenlenen 9. Uluslararası Çayda Çıra Film Festivali’nde onur ödülünü aldı.
Usta oyuncu gazetemize yaptığı özel açıklamada sinema, dizi ve tiyatro sektörüne ilişkin önemli tespitlerde bulundu.

Özyağcılar, izleyicilerin beğenisine göre senaryoların yazıldığını belirterek, televizyonların romantik komedi dizilerinden geçilmediğini söyledi.
Söktörün arz talep ilişkisine göre şekillendiğini ifade eden Özyağcılar, “Dizi-film sektörü, sinema ve tiyatrodan daha çok kitleleri ilgilendiriyor. Çünkü kolay elde edilen bir olay. Böyle olunca profil çok geniş oluyor. Oradaki profilinde bir eğitim olayı var. Orada bir karmaşa ortaya çıkıyor. O zaman birazda iş bizden çok kitlelerin neyi beğenip, neyi beğenmediğini kendine sorarak bunu ifade etmesinde kalıyor. Eğer kitle romantik komedi seviyorsa, romantik komedi reyting alıyorsa onlar yapılıyor. Bu bize ait bir şey değil. O bizi izleyenlerle ilgili. Bu nedenle romantik komediden geçilmiyor. Beğeni ölçülerinin yükselmesi lazım. Bu nedenle kötü talep kötü arz oluyor.” dedi.
 
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Erdal Özyağcılar ile yaptığımız röportaj şöyle:
Tiyatro ile başlayan sanat hayatınız, Hoş Geldin Boyacı ile devam ediyor. Uzun bir süre tiyatroya ara vermiştiniz. Bu tiyatroya yeniden dönme kararı mı, yoksa bir nefes alıp dizi, sinemaya dönecek misiniz?
Bir sanatçının hayatı tiyatro, sinema veya dizi diye birbirinden ayrılmamalı. Ben tiyatro kökenliyim. Konservatuar okudum. Uzun yıllar özel ve şehir tiyatrolarında oynadım. Sonrasında araya filmler veya diziler girdi. Böyle olunca ben şehir tiyatrosundan emekliliğimi istedim. Sonrasında dizi film maceram başladı. Arada bir iki tane film oldu, sonra hiç olmadı. Bu şekilde devam etti. Dizi çekimleri uzun sürdüğü için yaklaşık 18 yıl tiyatroya ara verdim. Bu arada biz sanatçı bir aileyiz. Eşim ve kızım Zeynep de tiyatrocu. Yaklaşık 2 yıl önce Zeynep bir tiyatro kurmak istedi. Ve tiyatroyu kurdu. İlk oyununu kendi oynadı. Sonrada ikinci oyunu ben oynadım. Bu şekilde tiyatro ve dizilere devam ediyorum.
 
Yani kızınızın aynı zamanda patronunuz olduğunu söylemek doğru olur mu?
Evet, kızım aynı zamanda patronum oluyor. Yani zaten işimi yapıyorum. Şimdide böyle bir boşluk zamanında da daha doğrusu boşluğu yaratarak da Hoş geldin Boyacı adlı oyunu çıkardık. 2 senedir de oynuyoruz. Turneler yapıyoruz.
 
Senaryo teklifi geldiğinde hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Öncelikle senaryonun bütünü benim için çok önemli. Yani senaryonun tümüyle seyirciye geçmesi ve seyirciye geçerken de onlara ne verebiliyor. Yani bu iş illa politik, siyasi veya belirli bir düşünceyi aktarma değil, Yaşama ait ne söylüyor. Deniliyor ya, ‘Tiyatro yaşamın aynasıdır’ aslında bizim bütün görsel sanatlar bir aynadır. Ne kadar izleyiciye kendini gösterebiliyorlar? Kendilerinden ne bulacaklar? Gülerek neyi algılayacaklar? Bunlara bakıyorum.
 
Geçmişte yayınlanan dizilerinizi izleyip kendinizi eleştiriyor musunuz?
Tabii ki de yapıyorum. Eleştirme mekanizması önce insanın kendinden başlar. Öz eleştiri yapıp çevredeki eleştirileri de göreceksin. Çünkü bizim işimiz, ‘Ben oldum, tamamım’a geliyor. Her an herkesten bir şey öğreniyorsun. Her insanın bilgi birikimi var. Onlarla paylaşılıyor tabi.
 
Rol aldığınız diziler içerisinde hiç bitmeseydi dediğiniz bir dizi oldu mu?
Genelde olmadı. Çünkü başlarken biteceğini bilerek başlıyorsun. Bu nedenle olmuyor. Ama şöyle bir şey oldu; daha çok izlenilmesi ve seyirciye aktarılması gereken diziler, reyting denen olaydan dolayı zamansız bitebiliyor. Bundan dolayı üzüntü duyuyorum.
 
Reyting ölçüm sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Reyting sistemine girmek istemiyorum. Çünkü reyting sisteminin nasıl ölçülerle yapıldığı beni üzüyor. Bildiğim kadarıyla dünyanın her yerinde reyting sistemleri o ülkenin bütün insan profilini yansıtıyor. Ama bizde bu yansıtma olayları biraz daha farklı boyutlarda yapılıyor gibi düşünüyorum. Bu nedenle tabii ki sağlıklı ama ne kadar sağlıklı yapılıyor onu bilmiyorum. Elbette ki bir reyting olacak, elbette ki bu ölçümlere göre insanlar televizyonlardaki kanalları ayakta tutan bir reklam mekanizması paralel yürüyecek. Çünkü çok izlenen diziye reklam verdikleri zaman ürünlerini daha çok satıyorlar. Yani bir yerden bir para gelecek. Yaklaşık bir iki yıl önce dizilerimiz yurt dışına çok satmaya başladı. Bundan çok büyük gurur duyduk. Yani yanlışı ile doğrusu ile bir reyting sistemine ben inanıyorum.
 
Siz yıllarca dizi, film sektöründe bilindiniz, emek verdiniz. Günümüzdeki oyuncuların performanslarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu oyunculuk olayını değerlendirmekten çok, şuna önem veriyorum; Dizi film bir küçük sektör, sanayi. Bizde bu sanayide çalışan insanlarız. Öncelikle her oyuncunun bu sanayi içerisinde bir eleman olduğunu düşünmesi lazım. Yönetmen olur, oyuncu olur, ışıkçı olur, makyöz olur biz hepimiz bu söktürün içerisinde bir elemanız. Bunu bütün elemanların kafalarına koymaları lazım. Bir sektöre girersin o sektörün elemanı olup, onun gerekliliğine göre yaşarsın. Yani, ‘Ben dizi film çekiyorum, orada para çok. Öbür taraftan da filanca işi yapıyorum.’ diyerek sektörü ikinci plana atmak bana yanlış geliyor. Çünkü dünyanın her yerinde, bu insanlar önce sektörün insanı olarak başlıyor. Bu nedenle her insan öncelikle sektörün insanı olmayı kendine sindirsin ve ona inansınlar ona göre davransınlar. Bunun dışında kamera önündeki oyunculuklar çok farklı bir şey. Önce bu bilinci kafalarına yerleştirmeleri lazım.
 
Kamera önündeki oyuncular dediniz, bir de bu nesli izleyen kamera arkasında genç bir nesil var. Günümüz internet çağına ayak uyduran, sosyal medya kullanıcısı bir nesil. Sosyal medyanın sanat üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sosyal medyanın ortaya çıkması olması gereken bir durum. Teknoloji bu kadar ilerledikten sonra bilişim çağında tabii ki internet olacak, sosyal medya olacak. Bunlardan kaçmamak lazım. Bunlardan kaçmayıp, bütünleşmek lazım. Bu doğru kullanıldığı zaman sanatın kitlelere ulaşmasında büyük yardımı olan bir öğe. Yurt dışında sadece internette yayınlanan diziler var. Bu da bir sektör. İnsanlara kendi özgürlüğünü hissettiriyor. Gençler istediği zaman seyrediyor. Biz hizmet götürdüğümüz veya sanat ürünü yaptığınız insanlardan geri dönüşler istiyoruz. Bu geri dönüşlerde sosyal medya ile oluyor. Bu sosyal medya olayı bizim iş kolunun çıtasının yüksek olmasını sağlıyor. Çünkü bir beğeni olayı ve beğenisizlik olayı çıkıyor. Bunlarda çok önemli çünkü sektörün yol aldığı çizgide ki kitlelerin beğenisini yansıtması açısından da interneti ve sosyal medyayı son derece faydalı buluyorum. Hatta reytingden daha faydalı bir durum.
 
Oyuncu olmak isteyen gençlere verebileceğiniz tavsiyeler var mı?
Oyunculuk çok kutsal bir meslek. Bugün Türkiye’de üst düzeyde kitleleri ilgilendiren meslekler var. Sağlık sektörü gibi, doktorluk gibi. Ya da öğretmenlik gibi; ilkokulda alıp hayata yetiştiriyorsun. Bir hukuk sistemi içerisinde insanlara adalet ile ilgili olaylarda çözümleri getiren kesim var. Ya da güvenliği sağlayan bir emniyet kesimi var. Bu kutsal meslekler gibi bizim mesleğimizde kutsal bir meslek. Bizde onlara öğretmenlik yaparak bir şey anlatıyoruz. Bunun içinde yalnızca oyunculuk yok, güzel sanatların tümü var. Resim de var mimari de var. Güzel sanatlar ne kadar azimli olursa insan neslini veya halkı ülkelerinin içinde ve ya dışında bir öğretmen kadar eğitebilir, mesaj gönderebiliriz. Böyle bir kutsal mesleğin bireyi olmak için iyi çalışılması lazım. Eğitim alınması lazım. Bu okul olur usta çırak ilişkisi olur ama kendini bu mesleğe ve kitlelere bir şey verme hazzını yükseltmektir. Önce meslek biriminin ne olduğunu bilecek. Bu ‘herkes beni sevsin, herkes bana bayılsın ya da herkes benimle resim çektirsin’ olayı değil bizim mesleğimiz. Bugün sağlık sektöründe hayat kurtaran doktorlar var. Onların boy boy fotoğraflarını görebiliyor muyuz? Benim ki çıkıyor ama benimki şeklinden dolayı çıkıyor. Yani sosyal iletişimden dolayı çıkıyor. Ama biz bir öğretmen veya doktordan farklı değiliz. Bu bilinci yakalamak lazım. Yoksa egolarına hakim olamayıp ‘Ben şöhretim, ben böyleyim’ deyipte insanların sanata olan beğenisini egona ekleyerek bir yere gelemezsin. Oyuncu da olamazsın. Bunu çok iyi bilmeleri lazım. Daha sonra sektörün bilincine varmak lazım. Sektöre saygısı olması lazım. Bazen Röportajlarda okuyorum ‘Ben hiç televizyon izlemiyorum’ diyor. Bunu söyleyen de televizyonda dizi-film oyuncusu. Nasıl oluyor bu? Bir doktor diyebilir mi ‘Ben tıbbi gelişmelerin hiç birini okumam’ veya bir öğretmen diyebilir mi ‘Ben eğitim alanında olan gelişimleri takip etmem.’ Yani bunu bir başkalık gibi söylüyorlar. Mesela ben her sene ekrana çıkan bütün dizileri izlerim. Kendini geliştirmek için izleyecek, okuyacaksın. Önce gazete okuyacaksın, sonra kitap okuyacaksın. Kendi mesleğinle ilgili yayınları alıp okuyacaksın. Devamlı bir eğitim halinde olacaksın. Ama bunlardan kopup yüksek egolara çıktığın zaman o zaman oyuncu olmuyorsun. Zaten Türk halkı hemen anlıyor bu tür insanları.

Sosyal medyanın etkilerinden bahsettik. Burada Sosyal medyanın oyuncular üzerinde de etkileri söz konusu olabilir mi? Kamera karşısına geçen herkes ‘Ben sanatçıyım’ diyor. Bu ne kadar doğru?
Bu tamamen bireyin kendisiyle alakalı bir durum. Eğer birey mesleğini çok geniş kapsamlı düşünüp de ‘Ben neyim. Bu meslek nedir. Görevleri nedir’i düşündüğü zaman sosyal medya onu çok fazla etkilememeli. Tam tersine sosyal medya onu bir yerden bir yere getirir. Bu iş sadece bireysel ego ile adım atılarak yapılırsa ‘Ben bu arada da para kazanayım’ derse olmaz. Bu durumda sanal bir takım insanlar oluyorlar. Yaşamayan sanal insanlar oluyor.
 
Geleceğe yönelik farklı projeleriniz var mı?
Benim hayatım tiyatromuza oyun bulmak, proje tasarlamak, senaryo üretmek, bunlarla ilgili kitaplar okuyup kendimi geliştirmek. Benim mesleğimde bir doktorun çalışma odası gibi. Kitaplarım var, bugüne kadar yaptığım çalışmalar var. Bundan sonra ne yapabilirim’i düşünüyorum. Küçük küçük notlar tutuyorum. Odam da her gün bir iki saat çalışıyorum.
 
Oyunculuğunu beğendiğiniz bir sanatçı var mı?
Bugüne kadar benim çizdiğim oyuncu profiline yakın olan oyuncuları beğeniyorum. Ama bu profilin dışında olup sadece işini egosunu tatmin etmek için bu mesleği seçenleri beğenmiyorum.
 
Geçmişteki senaryolar ile günümüz senaryoları arasında ki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dizi-film, sinema ve tiyatrodan daha çok kitleleri ilgilendiren bir iş. Çünkü kolay elde edilen bir olay. Düğmeye basıyorsun, çıkıyorsun. Böyle olunca profil çok geniş oluyor. Orada ki profilinde bir eğitim olayı var. Orada bir karmaşa ortaya çıkıyor. O zaman birazda iş bizden çok kitlelerin neyi beğenip, neyi beğenmediğini kendine sorarak bunu ifade etmesinde kalıyor. Eğer romantik komedi seviyorsa, romantik komedi reyting alıyorsa onlar yapılıyor. Bu bize ait bir şey değil. O bizi izleyenlerle ilgili. Bu nedenle romantik komediden geçilmiyor. Beğeni ölçülerinin yükselmesi lazım. Bu nedenle kötü talep kötü arz oluyor.
 
Film ve sanat festivallerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye genelinde tiyatro veya sinema festivallerinde sanat emekçilerine değer verip onları ödüllendirmek güzel bir şey. Bunun Türkiye’de daha yaygın olmasından yanayım. Bu tür festivallerde sanat emeklerinin geri dönüşümünü tattırmaları güzel bir şey. Dilerim Elazığ gibi bu Türkiye’de daha da yaygınlaşır. Bu da onur verici, gurur verici, heyecanlandırıcı, ileriye dönük bir ateş yakıyor. Bir enerji veriyor. Bu sene de sağ olsunlar Çayda Çıra Onur ödülünü bana verecekler. Çok onurlandım, gururlandım. Şuanda çekim aşaması eli kulağında olan provalarda olduğumuz dizi film projemden izin alarak geldim. Bunlar güzel şeyler. 
Bu haber, Elazığ Haber - Günışığı Gazetesi - http://www.gunisigigazetesi.net sitesinden alınmıştır.