Şiir hayata yoğun bakabilme becerisidir
21 Mart 2017 15:36
Duayen gazeteci ve iletişim profesörü Haluk Şahin ile gündeme ilişkin konuların yanısıra şiir ve Bozcaada tutkusunu konuştuk.
RÖPORTAJ: GÖKÇE K. KAHRAMAN
Duayen gazeteci ve iletişim profesörü Haluk Şahin ile gündeme ilişkin konuların yanısıra şiir ve Bozcaada tutkusunu konuştuk.
1998 yılında  Elazığ’da  önemli bir eğitim semineri düzenlendi. Doğu bölgelerindeki yerel basını bilgilendirmeyi amaçlayan bu seminerler, yerel basında çalışan bizler için çok büyük önem taşımaktaydı. Her şeyden önemlisi  tanınmış usta gazetecilerle bir araya gelmek ,yerel basında çalışan bizler için çok anlamlıydı. ‘Hizmet İçi Eğitim Seminerleri’ adı altında yapılan bu seminerler, ulusal basından tanıdığımız birçok ismi  bir araya getiriyordu.  Gazete patronundan, köşe yazarlarına, ulusal kanal yöneticilerine  kadar tanınmış isimlerle bir arada olma şansını yakalamıştık. Kimler miydi bu isimler? Dünya Gazetesi sahibi Nezih Demirkent, Gazeteciler Cemiyeti başkanı Nail Güreli, Akşam gazetesi yazarı Şakir Süter ,İHA Haber Müdürü Fevzi Kahraman ve Kanal D Haber Koordinatörü ve aynı zamanda Arena programı editörü Prof. Dr. Haluk Şahin. Bu çok değerli isimler, bize gerçek gazeteciliği anlatacak, bizlerde yerel basının sorunlarından bahsedecektik. Aslına bakarsanız soru listemiz epey bir kabarıktı. Gazetecilik mesleğine dair her şeyi sormak istiyorduk. Fırat Üniversitesi’nde gerçekleştirilen seminerin sunuculuğunu yapıyor olmam benim için çok daha heyecan verici bir olaydı. Haluk Şahin ve eşiyle tanışmam bana ulusal basının kapılarını aralamış, bu sayede Kanal D haber ekibi kadrosunda yer alma şansı da vermişti. Hayallerimin gerçekleşeceği süreç bu sayede  başlamış oluyordu. Kendilerine çok şey borçluyum…
 
Prof. Dr. Haluk Şahin ile bu kez yıllar sonra gazetemiz adına bir söyleşide bir araya geldik.
16 Nisan’daki başkanlık referandumuyla ilgili değerlendirmelerinizi almak isterim.
Bu referandumun yanlış zamanda yapıldığını düşünüyorum. Türkiye'nin hiçbir sorununu çözmeyecek.  Evet de çıksa, hayır da çıksa aynı konuları tartışmaya devam edeceğiz. Türkiye kesin çizgilerle ortadan bölünmüş durumda. Daha altı yedi ay önce vahim bir darbe girişimi yaşadık, İç savaşın sınırından döndük. Sınırlarımızda bizim de katıldığımız bir savaş var. Ekonomik göstergeler inişte. Bir çok ülkeyle kavgalıyız. OHAL nedeniyle anayasal haklar sınırlanmış. Kampanyada propaganda koşulları eşitsiz. Yani, oylamanın meşruiyeti tartışılabilir... Bence Türkiye'nin gerginliği arttıracak bir oylamaya gitmek yerine bir süre sakin sakin oturması ve kendisiyle barışması çok daha iyi olurdu. Ama belli ki, bize rahat yok!
 
Referandumda neyi oylayacağız? Referandumdan Evet çıkması durumunda Başkanlık sistemi neleri getirir?
Referandumda anayasa maddelerini değil, Türkiye'nin yönetimi ve geleceği konusunda bir tutumu, bir zihniyeti oylayacağız. Buna bir uygarlık tercihi de diyebiliriz. Türkiye, ya evrensel demokratik ölçülere uygun, laik, demokratik ve açık bir toplum olmayı seçecek, ya da örneklerine Ortadoğu'da rastladığımız türden tek-adam merkezli,  baskılarla bunalmış, dinin siyasete alet edildiği otokratik bir ülke olmayı seçmiş olacak. İşin özü budur.
 
Yeni bir televizyon programıyla yeniden ekranlarda olacaksınız? Nasıl bir program olacak? Detaylar neler?
Ben ilk programımı 1974 yılında Ismail Cem TRT'sinde yapmıştım. O gün bugün televizyon, bazen daha yakından, bazen daha uzaktan, hayatımın bir parçası oldu. Tele 1 adlı yeni televizyonda program yapmamı daha önce birlikte çalıştığım arkadaşlar teklif etti, biyografiye sadakat kotasından kabul ettim. Şu kritik dönemde başka türlü yapamazdım.  "Peki ama hangisi gerçek?" adlı programda medya ve siyasetteki yalanları teşhir edip tartışıyoruz. Tele 1, uydudan, D Smart'tan  ve internetten izlenebiliyor. Öbür televizyonlarda hep aynı kişileri görüp aynı şeyleri duymaktan bıkanlara iyi gelebilir.
 
Diğer yandan yeni romanınız da yakında okuyucularla buluşacak. Romanın konusundan bahsedebilir misiniz?
Bu 29. kitabım olacak ama ilk romanım.  Kırmızı Kedi yayınlarından Nisan'ın ilk haftasında çıkıyor.  Roman,  Babıali dediğimiz eski medyanın çöküşünü anlatıyor. Belgesel doğruluğunun yanı sıra, edebi iddiası da olan bir kitap. Adı: "Babıali'de Cinayet: Gazeteciyi Kim Öldürdü."
 
Basın özgürlüğüne meslek hayatınız boyunca önem vermiş birisiniz. Türkiye ve dünyadaki basın özgürlüğü ile ilgili yorumunuz ne olacak? 
Türkiye şu anda dünyada en fazla gazetecinin hapishanede olduğu ülke.  Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Acı çekiyorum, utanç duyuyorum!
Biraz sınırlarımız dışına çıkalım isterim. Amerika'daki başkanlık seçimlerine değinelim. Sizin içinde Donald Trump'ın seçilmesi sürpriz oldu mu? Trump Amerikası sizce neleri getirir?
Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, artık beni hiçbir şey şaşırtmıyor. İnsanlık, neo-liberal politikalar ve küreselleşmenin etkileri nedeniyle sersemlemiş durumda. Asla olmaz denen şeyler oluyor. Trump'ın seçilmesi bunlardan biri... Dünya sersemlemişliğinin bedelini ödeyecek. Umarım bu bedel yeni bir dünya savaşı olmaz.
 
Biraz da Bozcaada ve şiir tutkunuzdan bahseder misiniz? Belli dönemlerde adada şiir severlerle şiir okumaları yaptığınızı da biliyoruz. Bu iki vazgeçilmeziniz sizin için ne ifade ediyor?
Bozcaada son 30 yıldır benim alternatif evim oldu. Ya kendim oradaydım ya da ruhumun yarısı oradaydı. Orada doğa ile yeniden tanıştım, orada şiire geri döndüm, orada yaşamın temel değerlerini hatırladım: yalınlık gibi, içtenlik gibi,  metanet gibi...Böyle bir alternatifim olmasa onca yıl Babıali'nin yamukluklarına katlanamazdım.  Şiire gelince... Üç şiir kitabım var, ama ben şiirin fazla büyütülerek, teknik bir beceriye dönüştürülerek, hayatın dışına itilmesine karşıyım. Şiir hayata yoğun bakabilme becerisi. Aslında hepimizin içinde bir şair var, hepimiz şiir yazmalıyız. Hayat boyu yapabilmeliyiz bunu.
 
Pandora'nın kutusundaki gibi umudun hep içimizde olduğuna inananlardanım. Siz geleceğe nasıl bakıyorsunuz? Söyleşimizi eğer sizde uygun görürseniz sizin bir şiirinizle noktalayalım. Bizimle hangi şiirinizi paylaşmak istersiniz?
Sevgili Gökçe, Belgin ablan da ben de yıllar önce Elazığ'da senin sesini mikrofondan duyduğumuz anı unutmuyoruz.  Sesinin tonu ve diksiyonun bizi çok etkilemişti. Bir pınar keşfetmiş gibi heyecanlanmıştık. Onun hakkını verdin, vermeye devam ediyorsun. Elazığ'lılar senin gibi bir sesleri olduğu için övünebilirler.  Son olarak,  sizinle umut dolu bir şiirimi paylaşmak istiyorum. 2011'de Ergenekon'dan hapiste iken tahliye bekleyen Nedim Şener için yazılmıştı.  Şimdi içerde olan gerçek gazeteci dostlar için de geçerlidir.
 
 
Bu haber, Elazığ Haber - Günışığı Gazetesi - http://www.gunisigigazetesi.net sitesinden alınmıştır.