Bugün 22 Eylül 2014 - Pazartesi
Spor Haberleri
Seri İlanlar
İhale İlanları
Foto Galeri
Video Galeri
Yusuf Eroğlu
Yusuf Eroğlu
bilgi@gunisigigazetesi.net
CEVAT PETEK ‘İ 25/11/2009
24 Kasım 2009 19:17

CEVAT PETEK ‘İ HATIRLADINIZ MI?

Ya, Mustafa Saygılı’yı’?. Yalçın Plağı. Celal Özer’i, Kenan Temiz’i. Hatırladınız değil mi?. “Bu bant Elazığ’da Yalçın Plak ve Bant stüdyolarında seslendirilmiş olup, taklitlerinden sakınınız.” sözü, hala kulaklarımızda. Kenan Temiz’in “ Kahpe Felek Sana nettim neyledim“ uzun havasının arasında bu reklamı çok duyardık. Bir de, “Kemanıyla Mustafa Saygılı yol gösteriyor” u… Arkasından, ”Otoboslar boyandı, kapılara dayandı” türküsünü.. Bizim kuşak hep bu sanatçıları dinleyerek büyüdü. Sanat Okulu Radyosu her gün isteklerimizi çalardı. Orada ismimizi duymaktan büyük keyif alırdık. Aile parkında konserler olurdu. Rahmetli Cevat Petek burada sahne alırdı. Celal Özer‘de tabi’i ki. Hatta, İbrahim Tatlıses ve İzzet Altınmeşe de burada program yaparlardı.. Genç, yaşlı, mutaassıp, asri, herkes bu Parkta eğlenir, yer içerlerdi. İçmek dediysek, içki anlamında değil elbette. Eski dadlar galmadı. Eskiden fakirdik, cahaldık, teknolojimiz yoktu amma, vallahi çok mutluyduk. Dedik ya. Her şey natüreldi. İnsanlar bile. Öyle başı, kıçı oynayan insanlara rastlanmazdı. Öyle herifler vardı ki, Zaloğlu Rüstem gibiydiler. Herkes verdiği sözü yerine getirirdi. Söz tutmamak çok büyük ayıp sayılırdı. Ayıp sayılmayan tek şey fakir olmaktı. Zira çoğunluğun durumu iyi değildi.

KOLA YOKTU !, GAZOZ , HOŞAF VARDI.
O zamanki içecekler evlerde yapılırdı. Öyle Kola, Mola, Lighti, asitlisi, meyve sulusu bulunmazdı. Bizim bildiğimiz Sami Babanın Şifa gazozu vardı. En lüks içecek buydu. Kayısılar kurutulur, Eşbabiye yapılır sonra da hoşaf yapılarak yemeklerde yenilirdi. Vişne kompostosunu da unutmamak gerekir elbette. Ya Koruk suyu. Şimdi yeniden moda oldu. İçli Köftenin yanında ne de güzel giderdi Koruk Şerbeti. Ayran içilirdi genellikle. Süt içilirdi. Merkeplerle şehere , Ayran satıcıları gelir, Tuluhlar’la (Tulum) ayran getirir satarlardı.. Ayran olmadığında “ Özeme “ yapılırdı. Özeme, yoğurda su katılarak, kaşık ile biraz karıştırılıp elde edilen Ayran’a denilirdi. Köylerde, ağaçlara asılan tuluhlara, yoğurt dökülür. Sallanarak Tereyağı ve Ayran elde edilirdi. Ayran ve Tereyağı çok natürel ve süper tatlı olurdu. O zamanlar, sütün kaymağını alarak, Krema’dan yağ yapmak icat edilmediği için, köy tereyağı, çiftlik tereyağı gibi kategoriler yoktu. Yine içecekler arasında Şerbet bulunurdu. Limonata da baş içeceklerdendi. Hepsi evde, el değerek hazırlanırdı. Şimdi imalatçılar ürünlerinin üzerine yazıyorlar,” El değmeden filan tesislerde üretilmiştir” yazıyorlar.. Sanki marifetmiş gibi. Biz yıllarca el değerek hazırlanan her şeyi afiyetle yedik. Turp gibi olduk. Bir zararını da görmedik. Evlerde Erişte kesilir, Tarhana yapılırdı. Zaten Bulgur, Döğme gibi malzemeler kışa hazırlık olarak en başta yapılan işlerdendi. Eskiden hazır Salça da yoktu. Salçanın Biberi, domatesi evde yapılırdı. Zaten piyasada da bulunmazdı. Zira kimse almazdı. Şimdi ise kimse evinde yapmıyor. Kimyasal madde katılarak üretilmiş gıdaları alarak işi tembelliğe vuruyorlar.. Yoğurt da evde yapılırdı. Hele Hanköyü’nden, Holpenk’ten sitil, sitil (Kova) gelen yoğurtlar, çok makbul sayılırdı..Sütlaç yapılır afiyetle yenilirdi. Şimdiki yeni yetme çağalar bütün bunlardan bi-haber. Bu devirde Pekmez ‘i unuttular. Orciği, bastuğu potansiyel suçlu olarak lanse ettiler. Dut Pekmezi nedir bilmezler bu çağalar. Dut Unu, Kurut Unu dediğinizde hayretle bakarlar. Yumurta bile onlar için kolesterol kaynağıdır. Sofralarından uzak tutarlar. Vay çağalarımız vay!!. Kellecoş’u, Tarhanayı, Kaburgayı, Kelle Paçayı , İşkembeyi , üzerine Tereyağı sürülmüş Patileyi ,bir tatsalar, dünyada ne lezzetler var diyecekler, amma, kim kime, dum, duma?..

ÇİMMEYİ, NEREDE ÖĞRENDİK DERSİNİZ?
Herkes köylerindeki göllerde, ya da Gölcük (Hazar) gölünde öğrenmiştir. Ama biz, Bölge mahalleliler bu bakımdan biraz daha şanslıydık. Zira mahallemiz göller bölgesi gibiydi. Kanal Üstünden taşan suların şehre gitmemesi için, üç dört tane bent yapılmıştı. Bunların her biri bir göl halindeydi. Ama ne Göl!. Sırf Çamur. Dibini görmek mi?. Asla mümkün değil. Zaten girip çıkınca Çamurdan Adam olurduk. Öyle veya böyle yüzme stajını burada yaptık. Ama hiç hastalanmadık. Ne Domuz gribine, ne Afrika’sına Asya’sına.. Dedik ya bizim mahalle çok şanslıydı. Virolojinin havuzu ve Ormanın Havuzu da bizim oradaydı. Bekçiyi uyutur, Kiraz çalar, Havuza girer, yüzümüzü, gözümüzü bayram ettirirdik Çünkü göllerde çimmekten rengimiz simsiyah olmuştu.. Mahallelim, Böyük Takımın Santraf’ı Katil Musto(Özdemir) Çimme’yi (Yüzmeyi) nerede öğrendiğimizi yaz demiş. Ben de yazdım işte Gara gardaş..Ölen rehmet..

HOCALARIMIZ PROFÖSÖR GİBİYDİ.

Eskiden Elazığ’da bir tane Lise vardı. Elazığ Lisesi. Fen ve Edebiyat diye ayrılırdı. Bizler Edebiyatçıydık. Okurlarımızdan birisi, bir tarihte, “ Sen Elazığ sporlu Kolo Yusuf değil misin?. Niçin Elazığ sporu yazmıyorsun?. Üstelik yazarlığı nereden öğrendin?. Herkes yazabilir mi?” diye yorum yapmış, yani sen de mi? Yazar oldun diye bana takılmıştı. Canı sağ olsun.. Biz yazı yazmıyoruz ki! Yarenlik ediyoruz!..Yazı yazmayı Elazığ Lisesinde öğrendim. İki dersim çok iyiydi. Yani On numaraydı. Birisi Beden eğitimi, o da Lise Takımında Futbol oynadığım için, bir de Kompozisyonum On numaraydı. Diğerleri, dört buçuktan beş gibi olurdu genellikle. Edebiyat Öğretmenimiz, Mehmet Naci Onur hocamdan çok şey öğrendim. Allah ondan razı olsun.. Beden Hocamız meşhur Mahmut Tuncer’di. Onun bir tik’i vardı. Sol Omzunu oynatırdı durmadan. Daha sonra Şeker İbo geldi. Bizim Lise takımı, Elazığ karması gibiydi. Bozo Önder, Ahmet Gülmez,. Cemil, Kör Savaş, Kaleci Panco Memet, Ali Haydar, Gedik, Sıçan Apo, Gündüz, Cemal, Rahmetli Kel Mısto , Büyük Yavuz.. Kolo Yusuf (ben). Doğu Gurubu Liseler arası futbol şampiyonu olmuştuk. Hocalarımız Profesör gibiydiler. Müdür yardımcısı Allaha yan bakan, (ismi Nurettin’di galiba) Coğrafyacı Poto Mürüvvet, Fizikçi Eşek sırrı, İngilizcece Deli Karı (Saadet Doras) Cebirci Ali Yapıcı. Poto Mürüvvetin Uzun bir cetveli vardı. Bizi onunla döverdi. Boyu poto (kısa) olduğu için, kulağımızı çekmek için, öğretmen masasının altındaki tablaya çıkar, boyları eşitlemeye çalışırdı. Eşek Sırrı Av hastasıydı. Yazılı olduğumuzda bir kağıdı top yapar önüne atardık. Ders boyunca o topu sıraların arasında dolaştırır durur, biz de kopya çekerdik Pencereden dağlara bakar, Av, yani Keklik, Tavşan düşünürdü. Çok yaman bir avcıydı rahmetli. Hepsi de adam gibi adamdı. Terbiyeyi, disiplini , her şeyi onlardan öğrendik.. Bizi döver, kızarlardı ama hiç gücümüze gitmezdi. Zira Öğretmen bizim için kutsal olup, ana, baba sayılırdı.. Bir gün saç yüzünden Boykot yaptık. Sene 68 veya 69. Belki de ilk öğrenci eylemiydi bu. Saçlarımızı Asker tıraşı gibi kestirmek istediler. Biz de bir gurup saçımızı kesmedik. Boykot ettik. Bir sınıftaki Kara Tahta’yı çaldık. Üzerine kocaman “ Lise mi, Kilise mi?” diye yazarak, ellerimize de Türk bayrağı alarak İstasyon caddesinden yukarıya doğru yürümeye başladık. Valilik eskiden İzzet Paşanın önündeki Eski binadaydı. Valiliğin önüne dayandık. Valiyle görüşmek istedik. İçimizden bir heyeti kabul etti. Okula döndük. Allaha yan bakan kapıda bekliyordu.. “ Gelin, gelin bir şey yapmayacağım “ diyerek bizi çağırdı. Kuzu, kuzu gittik, Elinde makas. Koyun kırkar gibi saçlarımıza bir iz bıraktı. Hepimizi disipline verdi. Hal ve gidiş notumuz iki’ye düştü. İşte bu ilk eylemimizdi. Ancak o zamanki talebeler koca, koca adamlardı. Çoğunun çocuğu bile vardı. Evli barklıydılar. Anlayacağınız dostlar, eski günlerin tadı tuzu vardı.
Hey gidi günler, hey, dedikçe, yazdıkça eski günleri tekrar yaşıyoruz. Elazığ’da ya da Elazığ dışında yaşayan Gakgolar da aynı heyecanı duyuyorlar. Aldığımız telefonlardan, yazılan yorumlardan , seri yazıların ilgiyle izlendiğini görüyoruz..Okuyucuların bu teveccühleri olduğu müddetçe yazmaya devam edeceğiz. Herkesin müşterek fikri, eski günlerin daha güzel olduğu. Zaten, bizim aradığımız, para pul, mal mülk değil ki?. Dostluk, arkadaşlık, komşuluk, sevgi, saygı, natürellik. Yoksa “Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan, mülk de yalan, al biraz da sen oyalan”. Şair ne demiş, “Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş”. Amacımız bu güzel duyguları yeni yetmelerle paylaşmak. Hoş onların fazla da umurlarında değil ya, olsun yine de canları sağ olsun.. Allah (c.c) yar ve yardımcınız olsun. Yüce Mevla hepimizi, büyüğüne saygı, küçüğüne sevgi gösteren, İslam Ahlak ve Faziletini, Türklük gurur ve Şuurunu hisseden, komşuluk haklarına riayet eden, geçmişiyle övünen kullarından eylesin. Amin. Kurban bayramınız mübarek olsun. Bütün İslam Alemine ve Türk Dünyasına hayırlara vesile olsun. Allaha (c.c) emanet olunuz.

BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz
Yorumu Doğrula

Yorumlar
13 Ağustos 2014 11:34
1103 kez okundu
20 Temmuz 2014 18:13
1370 kez okundu
17 Haziran 2014 12:58
1245 kez okundu
13 Mayıs 2014 10:42
2122 kez okundu
21 Nisan 2014 18:28
1773 kez okundu
19 Mart 2014 13:59
2118 kez okundu
19 Şubat 2014 19:37
3441 kez okundu
21 Ocak 2014 11:20
2435 kez okundu
29 Aralık 2013 12:55
2979 kez okundu
23 Aralık 2013 12:16
2309 kez okundu
26 Kasım 2013 18:27
3008 kez okundu
07 Kasım 2013 17:03
2803 kez okundu
Günışığı Android Uygulaması
ELAZIG
Sivasspor Maçı
19256 kez görüntülendi
Fenerbahçe Maçı
30776 kez görüntülendi
TSYD Kupası ve Elazığspor
31149 kez görüntülendi
Sıra
Takım
O
G
M
P
1
Osmanlıspor
1
1
0
3
2
Albimo Alanyaspor
1
1
0
3
3
Ş.Urfaspor
1
1
0
3
4
Kayserispor
1
1
0
3
5
Adana Demirspor
1
0
0
1
6
Altınordu A.Ş
1
0
0
1
7
Antalyaspor A.Ş
1
0
0
1
8
Boluspor
1
0
0
1
9
Bucaspor
1
0
0
1
10
Denizlispor
1
0
0
1
Günışığı Gazetesi - Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2013