Bugün 20 Kasım 2017 - Pazartesi
Spor Haberleri
Seri İlanlar
İhale İlanları
Foto Galeri
Video Galeri
İbrahim Taşel
İbrahim Taşel
bilgi@gunisigigazetesi.net
Çocuklarımız şanslı mı?
27 Mart 2010 16:10
Bizim yaştakiler sohbetlerinde, çocuklardan konu açılınca genellikle “şimdiki çocuklar çok şanslı” diye başlıyorlar söze. Bunun nedenlerini sıraladıktan sonra da “bizim zamanımızda” diye başlayan kıyaslar yapıyorlar. Sanırım bu tür sohbetler size de yabancı gelmiyordur.

Bence de şimdiki çocuklar çok şanslı. Önlerinde muhteşem bir öğrenme ortamı var. Neredeyse ülkenin her köşesinde okul var. Donanımlı öğretmenler var. Beş sınıfın bir arada ders gördüğü birleştirilmiş sınıflarda okumuyorlar. Öğretmen olmadığı halde dersler boş geçmesin diye derse giren devlet memuru öğretmenlere mecbur değiller. Oturacak tek kişilik sıraları, akıllı tahtaları, sunum cihazları var. Laboratuvarları, müzik derslikleri, resim salonları var. Okullarında spor salonları var, hatta yüzme havuzu olanlar da var. Beslenme çantaları yavaş yavaş tarih oluyor. Kantinleri, yemekhaneleri var okulların. Bazılarında açık büfe, farklı ülke mutfaklarından seçenekler bile var.

Bir televizyon kanalına mecbur değiller. İstedikleri kanalı seyredebiliyorlar. Cep telefonlarıyla istedikleri anda anne babalarıyla, arkadaşlarıyla görüşebiliyorlar. Bilgisayarlarından bütün bilgilere anında ulaşabiliyorlar. Ödevlerini elektronik postayla alıp gönderebiliyorlar. Hatta her cepte bir minicik bilgisayar var.

Kendini geliştirmeye çalışan, çocukla nasıl iletişim kurabileceğini araştıran anne babalara sahipler. Şiddete maruz kalmıyorlar.
Gardıropları elbise, ayakkabı dolu. Mutfakta yemek onların istediğine göre yapılıyor. En fakir ailede bile yemek menüsü çocuklara göre ayarlanıyor.

Zorluk çektikleri dersler için takviye alabiliyorlar. Dershaneye, özel öğretmenlere gidebiliyorlar. Sınavlara hazırlanırken tek bir kitaba mahkûm değiller. Yüzlerce, binlerce yazılı ve görsel kaynak var önlerinde. Nasıl anlayacaklarsa öyle anlatılıyor dersler.
Kendilerini ifade edebiliyorlar. Haklarını arayabiliyorlar. İstemediklerini belirtebiliyorlar.

Sinemalarda yüzlerce film seçenekleri var. İstedikleri sanatçıyı dinleyebiliyor, maçı seyredebiliyorlar. “Hâlbuki bizim zamanımızda” diye başlamayacağım korkmayın. Zaten benim yaştakilerin gözünde canlanmıştır bu kıyaslar. Memleketi aramak için postanede bekledikleri kuyruklar… Öğretmene derdini anlatabilmek için üç gün önceden başlayan uykusuz geceler… Bir kitap edinebilmek için çekilen sıkıntılar… Öğretmenden dayak yiyince “Mutlaka sen bir şeyler yapmışsındır.” diye bir de babadan yenen dayaklar… Öğretmensiz geçen dersler, yetmiş kişilik sınıflar… On kilometre  yürünerek varılan okullar… Bir önlükle geçirilen üç dört yıl… Komşudan ödünç alınmış ceket ve kravatlar… Eminim bu ve bunun gibi yüzlerce anı canlanmıştır gözlerde…

Buradan bakınca ben de “Şimdiki çocuklar çok şanslı.” diyorum. Ama sadece buradan bakınca. Başka bir açıdan bakınca da çocuklarımıza acıyorum, içim parçalanıyor. Bizim kuşakta var olan ama onlarda giderek azalan hatta tümüyle ortadan kalkan değerler var. Teknolojik gelişmeler ve artan imkânlar çocuklarımızın bazı özelliklerini silip süpürdü. Her şeyi olan ama değerleri olmayan nesiller oluştu.

İşte bu yazımda günümüz çocuklarının yedi temel sorununu anlatmak istiyorum. Hemen belirteyim ki bu genellemeler bütün çocukları ya da gençleri kapsamıyor. Ama öylesine yaygın ki bu hastalıklar neredeyse toplumu etkileyen birer salgına dönüştü. Çocuklarımızda gördüğümüz bu değer aşınmalarını yedi başlıkta toplayabiliriz.

1. Hazırcılık:
Bilgiye, paraya, şöhrete ulaşmanın daha kolay hale gelmesi beraberinde hazırcılığı da getirdi. Artık çocuklarımız hiçbir şey için emek çekmek, zahmete katlanmak istemiyorlar. Daha küçücük yaşlarda okulda verilen ödevleri anne-babaya yaptırmakla başlayan bu süreç yaşam boyu devam ediyor. Kalkıp kapıyı açmayan, suyunu kendisi içmeyen, yatağını toplamayan, odasını düzenlemeyen insan tipleri çıkıyor ortaya. Bunlardan bazıları öğretmenin verdiği projeleri internetteki “Ödev Siteleri”nden aktarıyor ya da başka sınıftan aldığı ödevin birkaç bölümünü değiştirerek onu tanınmaz hale getirip öğretmene “Ben yaptım” diye götürüyor. Telden araba, çamurdan ev yapma, günlerce saatlerce uğraşma tarih oldu. Her şeyin hazırı var. Hatta el vurmaya bile gerek yok uzaktan kumandası, motoru var.
Hazırcılık, beraberinde tembelliği ve kolay kazanma isteğini de getiriyor. “Hiç çalışmadan nasıl zengin olurum?” diye düşünen insan sayısı çoğalıyor.

Hazırcılık çocuğun öğrenme alışkanlıklarını da bozuyor. Dersi sınıfta öğrenmek yerine “özel öğretmen”den alma isteği başlıyor. Eve verilen ödevi bile özel öğretmene çözdüren bir nesil çıkıyor ortaya. Bilmem hiç rastladınız mı kitapçılarda “roman özetleri” kitap olarak satılıyor. Okuma alışkanlığı artsın diye roman özeti ödevi veriyor öğretmen. Çocuk da kitaptan hazır bulup yazıyor ve getiriyor. Hatta bazıları onu da bilgisayarda klavyesi hızlı bir yakınına yazdırıyor. Bu tür çocuklar hayata atılınca da zora gelemeyen, çalışmaktan hoşlanmayan, özveriden yoksun, şans oyunlarına meyilli, “kolay yoldan köşe dönme” sevdasıyla dolu bir insan olup çıkıyor. Bahis oynatan bayiler dolup taşıyor. İnsanlar borsa, faiz, döviz gibi çalışmadan kazanılan yatırımlar peşinde koşuyor. Alın teri, mücadele azmi, çalışma adeta “enayilik” gibi görülmeye başlıyor.

2. Kolay Tüketme:
Çocuklarımızın ilginç bir eğilimi de ne yazık ki her şeyi kolay tüketme. Belki de emek çekerek, çaba harcayarak kazanmadıkları için her şeyi çok kolay tüketiyor evlatlarımız. Örneğin bir telefonu almanız için birkaç gün yalvarıyor ama o telefon alındıktan bir hafta sonrasında önemini kaybediyor. Hiçbir çekiciliği kalmıyor.

Aynı durum arkadaşlıklar, sevgiler, dostluklar için de geçerli. Çaba harcanmadan oluşan sevgiler hemen tükeniyor. Çocukların önemli bir bölümü çok çabuk arkadaş değiştiriyor. Bir hafta sıkı fıkı olduğu birine birkaç ay sonra selam bile vermiyor. Aynı tüketim saygı için de geçerli.

Kolay tüketen insan için bir süre sonra hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Her istediğini kolayca elde eden kişinin bir hedefi olmaz. Uğruna çaba harcayacağı bir varış noktası da yoktur. Böylece amaçsız ve mutsuz insan grupları oluşur. Kolay tüketme eğlencenin ve zevkin sınırlarını da öylesine genişletir ki bütün sapkınlıklar, kötü alışkanlıklar böyle süreçlerde ortaya çıkar.

3. Rol Yapma:
Günümüz çocuklarının yitirdikleri en önemli duygulardan biri de samimiyet ve içtenlik ne yazık ki. İnsan ilişkilerindeki samimiyetsizlik ve maskelerle çocuklarımız çok küçük yaşlarda tanışıyorlar. Yalanı, oynamayı, maskelerin arkasına gizlenmeyi yavaş yavaş öğreniyorlar. İçtenlik kayboluyor. Çocuk saflığı, masumiyet yerini uyanıklığa bırakıyor. Doğru söylemeyen, düşüncelerini yüzünden okuyamadığınız, üzüldü mü sevindi mi yoksa rol mü yapıyor anlayamadığınız bir kişilik yapısı gelişiyor.
Bence bir çocuğun en önemli özelliği yalansız, riyasız ve içten olmasıdır. Ne yazık ki aile, okul, medya ve sokak hep birlikte bu güzellikleri öldürüyoruz. Bu meziyetleri yok edilen çocuklar profesyonel tiyatro oyuncularına dönüşüyor. Güven vermeyen, ne zaman ne yapacağı belli olmayan tipler ürüyor bu bataklıkta. “Can”ı çıkıyor çocukların, “yüz”ü kalıyor sadece.

4. Bencillik:
Çağın en önemli hastalıklarından biri de bencillik. Sadece kendisini düşünen insanlar yetişiyor ne yazık ki. Paylaşmayı bilmeyen, çevresine yardımcı olmayan dünya kendi etrafında dönsün, herkes ona pervane olsun diye düşünen çocuklar yetişiyor.
Hiç unutmam ilkokula giderken annem çantama kek, kurabiye koyardı. Ben hemen, onu paylaşacağım arkadaşlarımı da düşünür ona göre isterdim. Onlara verecek kadar değilse götürsem bile çantamdan çıkarıp yemezdim. İşte bu ruh ileride iş kurarken, arkadaşlarımla kazanma ve birlikte harcama konusunda bana önemli bir temel oluşturdu diye düşünüyorum.

Günümüzde bencillik öylesine belirgin ki çocuklarımızda, onlara kardeşiyle bile paylaşmayı öğretemiyoruz. Odayı paylaşamayan, giyeceği ve yiyeceği paylaşamayan, oyuncağı paylaşamayan çocuk ileride babasının bıraktığı miras ya da şirket için de inanılmaz kavgalar çıkarıyor. Koyup gidene rahmet çıkaracağı yerde, babasına “Bize neden az miras bıraktı?” diye söylenen insanlara bile rastlıyoruz ne yazık ki.

Aynı şekilde bencil yetişen çocuk rahatını bozacak hiçbir şeyi istemiyor hayatında. Yaşlanan anne babasını evine sokmayan, kendi dünyaya getirdiği çocuğa bile tahammül edemeyen bencillikler var. Her şey çocuklukta atılan temeller üzerinde yükselir. “Bencil çocuk” büyüyünce “bencil yetişkin” olur. Açıkça söylemek gerekirse kimse “Bu çocuk büyüyünce değişir.” diye hayal kurmasın.


5. Teknoloji Bağımlılığı:
Teknolojik gelişmeler bir şans gibi görülse de, teknoloji yaşamımızı kolaylaştırsa da beraberinde bir bağımlılığı getiriyor. Günümüzde çocuklarımız ne yazık ki bilgisayar, televizyon, cep telefonu ve oyun konsolu bağımlısı olmuş durumda.
İnternetin karşısında saatler harcayan, gözleri şişip kızarana kadar bilgisayar başında oturan o kadar çok çocuk var ki. Çoğu zaman buna anne-babaların çırpınışları, uzmanların öğütleri de mani olamıyor.

Eskilerin en büyük günahı ders kitaplarının arasına Teksas, Tommiks, Zagor koyup okumaktı. Ama bilgisayar oyunları karşısında ne kadar masum kaldı bu günahımız değil mi? Öyle oyunlar var ki ailede kavgalara, facialara neden oluyor. Çocuğu oyunun başından vinçle bile kaldıramıyorsunuz.

Aynı durum telefon için de geçerli. Okullarda, camilerde, konferans salonlarında, tiyatrolarda yerli yersiz çalan o telefonlar adeta çocuklarımızın eline yapışmış durumda. Onunla yatıyor onunla kalkıyorlar. “Yavrum yemeğini bitir.” diye bağırıp dursa da anne, çocuk arkadaşına mesaj gönderme telaşında. Ne sofra kaldı ne yatak. Çocuk uyumadan elinden telefonu almak ne mümkün. Okullarda öğretmenlerle öğrenciler telefon için adeta köşe kapmaca oynuyor.
Çocukların hakkını yemeyelim, büyükler de bundan farklı değil. Bazen bende böyle bir konumda buluyorum kendimi ve düşünüyorum “Bu yokken biz nasıl yaşıyorduk?” diye.

Televizyon dizileri ve yarışmalar da ayrı bir âlem. Bir dizi diğer diziyi öneriyor. Bir yarışma başladı mı beş yüz milyonu kimin alacağını görmeden kalkmak istemiyor televizyon başındaki çocuk.
Yani teknoloji bizi bağımlı yapıyor. Bu bağımlılıktan da en çok yavrularımız etkileniyor. Çünkü onlar henüz duygularını kontrol etme konusunda bize göre acemiler. Hazzı erteleme konusunda da tabii.

6. Parayı Yönetememe:
Önemli bir sorun da çocuklarımızın parayı yönetememesi. Öncelikle çocuklarımız paranın nasıl kazanıldığını bilmiyorlar. Birçoğu zorluk çekmemiş, yokluk görmemiş. Bu nedenle harcama kontrolünü kaçırıyorlar ellerinden.
Babasının verdiği günlük harçlığı ilk teneffüs, haftalık harçlığını da pazartesi bitiren çok çocuk var. Bu durumdaki çocuk hiç müdahale edilmeden, hatırı kırılmadan büyüdüğünde de kredi kartının limitini bir gecede doldurabiliyor.
Babasından her istediğinde para alan çocuk ileride maaşıyla bir ay boyunca yaşamayı asla beceremiyor. Her ay açık veriyor, takviye alıyor. Yaşamının ilerleyen bölümünde de kendisine bırakılan servetleri hoyratça harcıyor.
Çocuklukta harçlıkla yetinme, birikim yapma, haftalık aylık bütçe oluşturma konusunda yetiştirmeye emek harcamadığımız çocuklardan ileride “parayı iyi yönetme” özelliği beklemek hayal olacaktır.

7. Kötü Beslenme:
Yiyecek çeşitleri ne kadar artsa da ne yazık ki yeni nesiller yanlış beslenme alışkanlıkları kazandı. Gelişmiş toplumlarda bir salgın haline gelen obezite ülkemizi de tehdit eder duruma geliyor.
Yemek çeşitliliği yerine ayaküstü beslenme çocuklarımızın sağlığını bozuyor. Buna şehir yaşamının hareketsizliği ve tekdüze yaşam da eklenince her türlü hastalığa davetiye çıkaran bir ortam oluşuyor.
Bir de hiçbir şey yemeyen “sıfır beden” çocuklar var. Ailede çocuk yaştan itibaren yemeye zorlanan ve öğün düzenine uymayan çocuklar da obezlerin tersine bir tehditle karşı karşıya. Zayıf, güçsüz ve her türlü hastalığa açık bir yapıdaki çocukların sayısı da az değil.
Varlık içinde yokluk, çokluk içinde teklik… İşte kötü beslenmenin özeti bu bence.

Yazım epeyce uzadı. Bir gazete yazısının boyutunu aşıp sabrınızı zorlamak istemiyorum. Sonraki yazımda çocuklarımızın bu temel hastalıklardan kurtulabilmesi için âcizane önerilerim olacak.
BU YAZIYI PAYLAŞIN!
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Digg'de Paylaş Del.icio.us'ta Paylaş Google'da Paylaş Yahoo'da Paylaş Technorati'de Paylaş
Yorum Yaz
Adınız Soyadınız
Yorumunuz
Yorumu Doğrula

Yorumlar
31 Aralık 2012 17:55
52353 kez okundu
15 Aralık 2012 14:18
21139 kez okundu
01 Aralık 2012 17:45
16617 kez okundu
12 Ekim 2012 11:01
13885 kez okundu
07 Eylül 2012 15:11
10518 kez okundu
30 Ağustos 2012 15:18
11179 kez okundu
27 Mart 2010 16:10
56230 kez okundu
Günışığı Android Uygulaması
ELAZIGELAZIG
Ulu Cami’nin eğriliği tescillendi
8257 kez görüntülendi
Elazığ'da bisiklet yarışı
28552 kez görüntülendi
Sivasspor Maçı
55232 kez görüntülendi
Fenerbahçe Maçı
66972 kez görüntülendi
Sıra
Takım
O
G
M
P
1
ÜMRANİYESPOR
12
7
1
25
2
MKE ANKARAGÜCÜ
12
7
2
24
3
GİRESUNSPOR
12
6
1
23
4
ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş
12
6
3
21
5
ELAZIĞSPOR
12
5
4
18
6
ADANASPOR
12
5
4
18
7
İSTANBULSPOR A.Ş
12
5
5
17
8
ALTINORDU
12
4
4
16
9
GAZİŞEHİR G.ANTEP
12
3
3
15
10
BALIKESİRSPOR BALTOK
12
5
4
15
Günışığı Gazetesi - Yeni Medya Gazetecilik Basın Yayın Ltd. Şti. Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2013