SAKİN OLAMIYORUM!
04 Nisan 2017 14:43

Haftalardır beklenen, esasen rakip takımın statüsü nedeniyle derbi olmayan ancak birçoklarının o gözle beklediği, ligin kaderi adına da kritik bir karşılaşmayı geride bıraktık. Saha içinde oynanan oyuna dair tek değerlendirmem şu olacak: Kaybettik, kaybetmeyi baştan sona hak ettik. Asıl değerlendirmemi saha dışında oynanan oyunlara, kurulan kumpaslara yönelik yapmak istiyorum.

 
İsimsiz, armasız ve renksiz!

            Yazıya başlarken çok düşündüm, “Bu takıma nasıl hitap etsem acaba?” diye. Bulamadım! Zira 30 yıl önce bir belediye takımı olarak kurulan Cumartesi günkü rakibimizin aradan geçen bu kısa sürede defaten arma, renk ve isim değişikliğine gittiği herkesin malumu. Turuncudan yeşile, kırmızıdan siyaha, sarıya hemen her rengi elden geçiren bu ilginç kulüp, kendisine isim bulmakta da zorluk çektiğinden onlara bu yazı boyunca sadece “rakip” demeye karar verdim. Kendileri isim konusunda bir istikrar sağlarsa belki o gün ben de onlara kendi isimleriyle hitap edebilirim!

 

Cumartesi’nin gelişi Perşembe’den belliydi!

Sayın Yusuf Namoğlu’nu ziyaret ederek TFF 1.Lig’de son haftalara girilirken maçlarımıza daha tecrübeli hakemlerin atanması ricasında bulunduk.

Bu okuduğunuz, Cumartesi günü karşılaştığımız rakibin başkanının 13 Mart tarihli Merkez Hakem Kurulu Başkanı Yusuf Namoğlu’nu ziyaretinde sarf ettiği cümledir. Zat-ı muhteremleri bu ziyaretten sekiz gün önce Balıkesir deplasmanında 90+5’te penaltı golüyle bıraktıkları iki puana içerlemiş olacak ki hemen soluğu büyüğünün yanında almış ve hakem istemiş, bunu da açık açık dile getirmekten gocunmamış. Hâlbuki el öpmeye gitmeden iki gün önce oynadıkları Şanlıurfaspor maçını hakemin hayal gücüyle ürettiği penaltıdan attıkları golle kazanmışlardı! Her neyse; bu ziyaret sonrası ilk maçlarına Süper Lig’in gözde hakemlerinden –ki Pazartesi günü de Galatasaray maçındaydı- biri atandı, kazandılar. Sonrasındaki ilk maçları Elazığspor’laydı. Başkanları MHK’ye ziyarette bulunup hakem dilenmiş ve maç da böylesine kritik olunca FIFA’dan aşağısını beklemiyorduk. Ters köşeye yattık! Daha önce bizi defalarca doğrayan, dünyanın en vasıfsız hakemiyle karşı karşıya kaldık ve maçı daha başlama düdüğünden iki gün önce zaten kaybettik!

 

Ayıdan post, düşmandan dost olmaz!

            Cumartesi günü İstanbul’da oynanacak maç öncesi iki takım taraftarları da deplasman otobüsleriyle yola çıkmıştı. Fakat bir gariplik vardı: Elazığ’daki taraftarların çıkışından yarım saat sonra rakip takım taraftarları yola koyuluyordu. Yani Elazığsporlular Kömürhan’ı geçip Kale’ye doğru yol aldıklarında diğer şehirdekiler kontak çalıştırıyordu. Bu da önlenemez olayların başlangıcı demek oluyordu zira iki tarafın yol üzerinde bir yerde karşılaşma ihtimali %100’den bile yüksekti. Buna rağmen İstanbul yolunda herhangi bir aksilik yaşanmaması yüreğimize su serpse de dönüşte korkulan oldu. Yola çıkış saatlerindeki aynı işgüzarlık devam edince rakip takım taraftarlarının ekmeğine yağ sürülüyor ve ne hikmetse anca kendi il sınırları içerisinde taarruza başlıyorlardı. Peki bu olayların yaşanacağını Cuma gününden ben bile tahmin ederken iki şehrin valileri, belediye başkanları, emniyet müdürleri ne iş yapıyordu?  Koordineli bir şekilde saat ayarlaması yapmak, bir tarafı diğerinden iki üç saat sonra yola çıkarmak çok mu zordu? Maçın oynanıp bitmesini, olaylar yaşandıktan sonra Twitter’dan kardeşlik açıklamaları yapmayı mı beklediniz? O halde boşuna yormayın parmaklarınızı iyilik timsali saygıdeğer belediye başkanlarımız! Zira bir kez daha gördük ki ayıdan post, düşmandan dost olmaz!

 

“Şempanzelik yapma İrfan, Elazığ kimseye eyvallah etmez!”

            TDK sözlüğünde “irfan” kelimesinin karşılığı olarak “Bilme, anlama, sezme,kültür” gibi kelimeler çıkıyor. Lâkin bu ismi taşıyan rakip takım teknik direktörü Bay Sarı Gözlük’ün bu özelliklerin hiçbirini barındırmadığı açıkça görülüyor. Belli ki antrenör lisans kurslarında gördüğü hiçbir şeyi anlamamış; futbola dair hiçbir şey bilmiyor; bazı hareketlerinin sonuçlarını sezemiyor ve ahlak, kültür denen kavramlardan haberi bile yok! Maç boyu birçok kez deplasman tribününden rakip takım kulübesini seyrettim. Öyle şeyler dikkatimi çekti ki anlatsam inanmazsınız! Oyuncusu sakatlandı diye sahaya koşan doktorunu orta çizgiden geri döndürüp “Yürüyerek git” dediğini, baskı yiyeceğini anlayınca taktik zekâsı olmadığından şark kurnazlığına kaçıp kalecisini defalarca “Yere yat, yere yat!”  diyerek yalandan tedavi ettirdiğini, Elazığspor’a küfürler yağdıran kendisi gibi içi boş taraftarına dönüp “Bağırın” diye gaz verdiğini… Daha neler neler! Maç sonu basın toplantısında “Benim ters bir hareketim olmadı” diye kendisini aklamaya çalışmış ya; “K….k mu?” ve “Elazığ kümeye” diye bağıran taraftarına oley çektiğini, maç sonu futbolcularımıza el hareketi çekip “Haydi şimdi girin içeri!” diye bağırdığını, maç sonu savaş alanına dönen sahanın en büyük sorumlusu olduğunu anlatmamış ya, en güzel cevabı kendisine gururumuz Mehmet Yiğit vermiş zaten: “Şempanzelik yapma, Elazığ kimseye eyvallah etmez!”

Evet İrfan Efendi; belki bu sene Süper Lig’e çıkacak, seneye bize rakip olmayacaksın ama unutma bugünün yarını da var. İçeride dışarıda, her Elazığ maçında kışkırtmak için kendini kılıktan kılığa soktuğun o şanlı Elazığspor taraftarının karşısına elbet bir gün çıkacaksın. İşte o zaman bu müsebbibi olduğun olayların hesabını nasıl vereceksin otur şimdiden düşün derim!

           

Velhasıl; belki tüm bu olaylara taraftar gözüyle bakmamam, sükuneti korumam ve kendim dahil herkesi sağduyuya çağırmam gerekiyor ama maç önünde, içinde ve sonunda bizzat şahit olduğum onlarca adaletsizlik, hainlik, alçaklık gözümün önüne geldikçe ben sakin olamıyorum! Benim üst kimliğim ve en büyük gurur kaynağım Elazığlılığım. Bugüne kadar hep bu kimliğe saygıdan “bize yakışmaz” dedik ve sustuk ancak sabrımızı daha fazla sınamaya kalkmasınlar, gün olur kimliğim(iz)de yazan şanlı “Elazığ” ibaresi bile beni/bizi durdurmaya yetmez!   

Bu köşe yazısı, Elazığ Haber - Günışığı Gazetesi - http://www.gunisigigazetesi.net sitesinden alınmıştır.