DOKUNMAYIN ATA’MA!
30 Ağustos 2017 22:17

 DOKUNMAYIN ATA’MA!

Ağustos ayının 23-30. günleri, değişik yıllarda Türk tarihi için önemli gelişmelerin yaşandığı günlerdir.

26 Ağustos 1071’de Selçuklu sultanı Alp Arslan Anadolu’nun kapısını bir daha kapanmamak üzere Türklere açtı. Bu tarihten önce de Türklerin Anadolu coğrafyasında bulunduklarına dair birçok bilgi bulunmakla birlikte 1071’in Anadolu topraklarının artık bir Türk yurdu olmasını tescillemesi bakımından sembolik bir hüviyeti olduğunu kabul etmek lazımdır. 23 Ağustos 1514’te Yavuz Sultan Selim, Çaldıran’da Şah İsmail’i mağlup ederek Doğu Anadolu’nun kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine girmesini sağladı. 24 Ağustos 1516’da Mercidabık’ta Memlûk ordusuna karşı kazandığı savaş ile de Suriye ve Mısır yolunu açtı. Bu savaşlardan sonra Osmanlılar İslam dünyasının rakipsiz lideri oldular. 26 Ağustos 1922’de Mustafa Kemal’in Başkomutanlığında yurdu düşmandan temizlemek için Büyük Taarruz başladı ve Türk Milleti’nin zaferi ile sonuçlandı. Türk tarihindeki önemli günler, tabii ki sadece bu bahsettiklerimizden ibaret değil. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinin de Türk tarihi açısından kıymeti büyüktür.

Türk tarihi açısından değerlendirildiğinde, Alp Arslan Türklere Anadolu’nun kapısını açmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederek Anadolu’daki Türk hâkimiyetini tescillemiş ve kurduğu teşkilat ile Osmanlıları bir dünya devleti yapmıştır. Yavuz Sultan Selim Anadolu’daki Türk birliğini tamamıyla tesis etmiştir. Mustafa Kemal ise 600 yıllık mazisi olan bu devletin ve milletin yok olmasını milleti ile birlikte verdiği destansı mücadele ile engellemiş ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur.

Bu sebeplerle, Türk tarihinde Alp Arslan, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Mustafa Kemal Atatürk’ün özel bir yeri olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Bütün bu şahsiyetler tarihimizin önemli değerleri olmasına rağmen, maalesef günlük siyasi ihtiraslara malzeme yapılmaktadırlar. Hepsi de Türk Milleti’nin öz evlatlarıdır ve dönemlerine damga vurmuşlardır. Bu sebeple, Alp Arslan’ı da, Fatih Sultan Mehmet’i de, Yavuz Sultan Selim’i de, Mustafa Kemal Atatürk’ü de aynı ölçüde rahmet ve minnetle anmalıyız. Sevdası sadece “Türk Milleti” olanların yapması gereken budur.

Hunlar da, Göktürkler de, Uygurlar da, Selçuklular da, Osmanlılar da Türk tarihinin birer parçasıdırlar. Değişen yönetim anlayışları neticesinde ömürlerini tamamlamış ve tarihteki yerlerini almışlardır. Bugün Anadolu coğrafyasında kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu köklü tarihin bir devamıdır. Şurası iyi bilinmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu bir devlet yıkmadı. Yıkılan bir devletin üzerine, milletin iradesinin hâkim kılındığı bir yönetim şekliyle milletinin adını verdiği yeni bir devlet kurdu.

Bu cümleden olarak, uzun zamandır aklıselim herkesin endişeyle takip ettiği bir husus üzerinde durmak istiyorum.

Ne yazık ki, son zamanlarda hiç te tasvip edilemeyecek bir mecrada ilerleyen bir Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı peyda oluverdi. Gereksiz bir Osmanlı aşkı ve Arap sevdası adeta Türklüğün önüne geçti. Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti düşmanlığı yaparak bir anlamda toplumda bir Osmanlı karşıtlığı oluşmasını da sağlayıp lüzumsuz bir kamplaşma yaratılıyor. Bu düşmanlık, toplumda cumhuriyet karşıtı bir algı oluşturulması maksadıyla sistemli ve planlı bir şekilde yürütülüyor. Neticeleri de alınmıyor değil.

Bir müddettir Atatürk anıtlarına değişik yerlerde tarhalı, çekiçli saldırılar yapılıyor. Hatta yakılıyor ve yıkılıyor. Şahsına ve ailesine yazılı ve görsel platformlarda sözlü tacizde bulunuluyor.

Bunları yapanlara meczup, radikal dinci, bölücü ve benzeri nitelendirmeler yapılıp geçiştiriliyor.

En çok zoruma gideni de, Diyarbakır’da “Şeyh Said Meydanı”ndaki Atatürk anıtına çekiçle saldırılması. Niçin zoruma gittiğini anlayan anladı. Bu konuya şimdilik girmeyeceğim.

Bütün bu eylem ve söylemlerin; Mustafa Kemal Atatürk’ün bu millet için yaptıklarını görmezden gelenlerin, O’nu itibarsızlaştırmaya çalışanların, yaptıklarını küçük görenlerin, ailesine ve şahsına iftira atanların, icraatlarını bilmeden ve anlamadan körü körüne eleştirerek bir yere varmak isteyenlerin çabasının bir sonucu olduğunu aklıselim olan herkes görebiliyor.

Onu birinin selefi veya birilerini onun halefi olarak görmek te son derece yanlış ve haksızlık. Mustafa Kemal Atatürk bugün hayatta değildir. O yaptıklarıyla tarihteki yerini almış ve sadece Türkiye’de değil dünyada layık olduğu yere oturtulmuştur. Her dönemi kendi şartları içinde değerlendirmek lazımdır. Atatürk’ü ve icraatını karalayıp, onun bu millet, ülke ve devlet için yaptıklarını küçümsemek ve onu başkaları ile mukayese etmek iki tarafa da kötülüktür. Bu çaba, tarih ilminin kanunlarıyla da açıklanamaz. Çünkü her lider, devrindeki olayların bütün etkileri ortadan kalktıktan sonra icraatları ile değerlendirilecek ve zamanı geldiğinde tarih sahnesinde iyi veya kötü yerini elbette alacaktır. Tıpkı Alp Arslan, Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Atatürk gibi.

Peki, kimler Atatürk’ün şahsına ve hatırasına saldırıyor ve onu anlamıyor? Bir bakalım isterseniz.

Türklük kavramını anlamayanların, Türk olmanın onur ve şerefini taşıyamayanların Atatürk’ü anlaması ne mümkün!

Vatanı, namusu, şerefi, haysiyeti için savaşmayanlar Atatürk’ü anlayamazlar.

Bir milletin küllerinden nasıl yeniden doğduğunun destansı mücadelesini bilmeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

Beyni; sadece uçkuru, midesi ve cebi arasındaki trafiğe odaklanmışlar Atatürk’ü anlayamazlar.

Ergenekon’u, Türeyiş’i, Manas’ı, Dede Korkut’u, Yusuf Has Hacip’i, Kaşgarlı Mahmud’u bilmeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

Onuruyla yaşamayı şiar edinen, esareti kabul etmeyen, hayatının yarısını cephelerde geçirenleri bilmeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

Şeyhlerin vesayeti altına girmiş veya herhangi bir cemaate ram olmuşlar Atatürk’ü anlayamazlar.

Yurtta ve dünyada barış içinde yaşamak istemeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

İnsan hayatındaki en önemli rehberin, “ilim ve akıl” olduğunu kabul etmeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

Anlamadan, bilmeden, okumadan, sadece başkasının anlattıkları kadar bilgi sahibi olanlar Atatürk’ü anlayamazlar.

Kur’an-ı Kerîm mealinin Türkçe okunup anlaşılmasını istemeyenler Atatürk’ü benimseyemezler.

Hak, hukuk, adaletten sapanlar Atatürk’ü anlayamazlar.

Vefasızlar, nankörler ve kadir-kıymet bilmeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

Hırsızlar, arsızlar ve hainler Atatürk’ü anlayamazlar.

Türkiye’nin çağdaş medeniyet seviyesine çıkmasını istemeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

Cumhuriyet rejimini içine sindiremeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

Kadınların seçme ve seçilme hakkına saygı duymayanlar ve onların toplumun her alanında aktif olmasını istemeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

“Ya istiklal, ya ölüm”, diyemeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

“Ne mutlu Türk’üm diyene”, diyemeyenler ve bu vecizedeki derin manayı çözemeyenler Atatürk’ü anlayamazlar.

Atatürk’ün fikirlerinin bir felsefe, bir doktrin ve bir dünya görüşü olduğunu bilmeyenler Atatürk’ü sevemezler.

Atatürk’ü anlamayanlar; onun asalet, cesaret ve zarafet timsali olduğunu bilemezler.

Milli tarih, milli ruh, milli refleks, milli duruş, milli mücadele, milli egemenlik kavramlarından habersiz olanlar, hülasa “milli olmayanlar” Atatürk’ü anlayamazlar.

Türk ve Türklükle sorunu olanlar Atatürk’ü sevemezler.

Atatürk anıtlarına fiili saldırı yapanlar ve Atatürk’e dil uzatanların şunları bilmesi lazımdır:

Atatürk’ün heykelleri ve büstleri birer put değildir. Onlar, onun aziz hatırasını, milli mücadeleyi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu simgeleyen anıtlardır. Hiç kimse gidip o heykellerin önünde bir şey dilemiyor veya ona tapmıyor. Sadece atasına, cumhuriyetine ve vatanına saygısının bir nişanesi ve hatırası olarak görüyor. Atatürk hayatının hiçbir zamanında kutsanmadı.  Böyle bir şeyin olmasına her şeyden önce kendisi izin vermezdi. Şimdi de hiç kimse onu ilahi bir güç olarak görmüyor ve bunun için sevip saymıyor.

Sadece; istiklalini, namusunu, haysiyetini, şerefini ve vatanını kurtarmak için onun önderliğinde gerçekleştirilen milli mücadeleye ve sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne, O’nun şahsında saygı duyuyor ve seviyor. İşin özü de gerçeği de budur.

İşte bütün bunlar için diyorum ki;

Artık yeter!

Çekin elinizi ve dilinizi Ata’mdan.

Dokunmayın hatırasına!..

Bu köşe yazısı, Elazığ Haber - Günışığı Gazetesi - http://www.gunisigigazetesi.net sitesinden alınmıştır.