TARİH KOKAN ŞEHİRLER BİR BAŞKA
08 Kasım 2017 18:33

 TARİH KOKAN ŞEHİRLER BİR BAŞKA

 

            Şehirler; insanların kimliğini belirleyen, belirlemekle kalmayıp varlıklarının tescili sayılan ve varlıklarını daim kılan birer yaşam alanıdır, mekanlardır hele hele de tarih kokan şehirler.

            Bir şehir düşünün ki tamamen tarih koksun tarih yoksunu bir takım insanlar bunun farkında ve fevkinde olmasalar da. Tarihten kasıt geleceği iyi ama çok iyi gören, görebilen, sözde değil icraatla gelecek vaad ettiğini gördüğü nesle emanet olarak bıraktıkları yollar, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, köprüler, cami ve külliyelerdir.

            İşte o nedenledir ki bu ve benzeri yapıtların, eserlerin var olduğu, yoğunlukla bulunduğu şehirlere tarih kokan şehirler diyoruz ve bu şehirleri bünyesinde barındırdığı bu eserlerden dolayı tarih kokan şehirler olarak adlandırıyoruz. Yukarıda mevzubahis ettiğimiz bu eserlerin var oluşuyla bu şehirleri tarih kokan şehirler olarak görüyor ve önemsiyoruz bazı kendini bilmez aklı evellerin bu ve benzeri yapıları ve yapıtları önemsemiyor, bazılarına olmadık yakıştırmalarda bulunuyor olsalar da.

            Önemsediğimiz, varlığından haz duyduğumuz, kimliğimiz olan şehirlerimize tarih kokturan bu eserlerin çokça bulunduğu tarih kokan şehirlerimizden biri de cennet misali güzellikte bulunan peygamberler- evliya ve enbiyalar- şehitler yatağı ve otağı ülkemizin batısında olup eskinin payıtahtı, serhat şehri Edirne’dir.

            Edirne derken; akla ilk gelen tarih kokmasıdır. Tarihle, emanet bırakılan eserlerin düşünürü ecdadımız cennet mekan 1. ve 2. Murat’lar, İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmet Han, mimarlardan Koca Mimar Sinan, insanın içine girdiğinde haleti ruhiyesinde bir başkalaşım yaşatan Selimiye Camii, Balkanlar ve bize yaşattığı yenilgi ile yenilgi sonrası kazandığımız ve destanlaşan Çanakkale ve gibi tarihi koklatan eserler ve şahsiyetler gelir akla.

            Edirne; bu özellik ve güzelliğiyle tarih kokan şehirlerin başında gelir diyor ve bunu abartılı söylememiş olduğumuzu düşünüyoruz.

            Şehirler; sadece ve sadece bünyesinde emanet olarak barındırdığı tarihi eserler ve tarihi eserleri bırakanlarla güzel görülmüyor ve anılmıyor. Hali hazırda var olup milli ve manevi değerlere bağlılığı ile bayrağı en yüksek yere, uca dikme aşk ve gayretiyle hizmet eden şahsiyetlerle de bir başka olmakta Edirne ilimizin bu yönüyle bir başka olduğu gibi…

            Edirne’de; Edirne’ye girdiğinizde sizi ihtişamıyla, manevi havasıyla karşılayan Selimiye bir başka…

            Edirne’de; içinde akan nehirleri, nehirlerde geçişinizi sağlayan köprüler bir başka..

            Edirne’de; eğitim noktasında kurumsal olarak Milli Eğitim Müdürlüğü ve başında milli ve manevi değerlerine son derece bağlı, hizmet ehli, hizmet için canını dişine katıp gece gündüz demeyerek koşup koşturan ve tarih kokan mekanların bsaşında gelen Harput Beyefendisi ve haza Gakgoş diyebileceğimiz civanmert müdür Hakan CIRIT Bey ve öz verili insancıl tavrının varlığıyla bir başka…

            Edirne’de; yine eğitim noktasında ülkemizin geleceğini teminat altına alan Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde bulunup oluşturulan köşesinde tarih kokan ve madalyalardan geçilmeyen okullardan İstiklal İlköğretim okulu ve başındaki şahsiyet, kendi imkanlarıyla üretici ruha sahip ve devletçi kimlikleriyle ön planda bulunan haza Karadenizli diyebileceğimiz ve aynı zamanda Türk Ocağı Edirne Şube Başkanlık görevini öz veriyle yürüten müdürümüz Yakup ÖZ Bey ve dik duruşlu bulunuşu bir başka…

            Edirne’de; eğitim derken akla gelen Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde olmasa da kontrolünde bulunan okullardan özel bir okulda müdürlük yapmakta olan tarih kokan Harput’un, Şiirin başkenti unvanına sahip ve musiki duayenlerden Mehmet Özbek Bey’in ifadesiyle Musikinin kabesi kimliğini edinmiş Elazığ’ın, dolayısıyla Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat’ın otağ kurduğu, Mevlana Celaleddini Rumi Hz. nin 6-7 yaşlarındayken 3 yıl ikamet ettiği, Malazgirt Zaferinin Komutanı cennet mekan Alparslan’ın baş komutanlarından Şadan (Şadi) Bey’in torunlarından Yusuf’un, Selçuklu Komutanın verdiği Okçu unvanını alan Okçu Yusuf’un vatanı, Sefkar ve Garip Baba kardeşler ile Şeyh Ahmet Yesevi torunlarından Pir Cemal Abdal’ın, Güzel Baba’nın (yattığı) medfun olduğu tarih kokan ilçe Karakoçan’ın yetiştirdiği ve orada bulunduğum süre içerisinde görüşme imkanımız olmayan Emin POLAT Bey ve var olduğu yer ve bulunan şahsiyetlere yakışır kişiliğiyle durmaksızın koşturması bir başka.

            Kısa ve öz olarak tarih kokan şehirler, şehirler içerisinde Edirne bir başka… Edirne; sadece ve sadece içinde barındırdığı eserlerle, eserleri bizlere emanet bırakan ecdadın medfunluğuyla değil, hali hazırda hizmet etmekte bulunan ve varlıkları bize onur veren, bizleri gururlandıran yukarıda isimlerini andığımız şahsiyetlerle bir başkadır.

            Bir başkadır tarih kokan şehirler, tarih kokan şehirleri geleceğe daha sağlam inşa eden şahsiyetler…

 

                                                                                                   AYETLER

*Onlar hem insanları bundan ve bu gibi durumlardan vaz geçirmeye çalışırlar hem de kendileri uzaklaşırlar. Onlar farkına varmadan yalnız kendilerini helak ederler. En’am:26

*Onları ateşte durduruldukları vakit ‘’Ne olurdu bir geri döndürülseydik de Rabbimizin ayetlerini yalan saymasaydık, inananlardan olsaydık’’ dediklerinde bir görsen, görseniz. En’am:27

*Hayır, bundan evvel gizledikleri şeyler onlara göründü. Şayet onlar geri döndürülmüş olsaydı yine yasaklandıkları şeye dönerlerdi. Şüphesiz onlar yalancılardır. En’am:28

*Dediler ki: Hayat bu dünya hayatından ibarettir., bizler tekrar dirilecek değiliz. En’am:29

 

                                                                                            GÜZEL SÖZLER

*Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna canını vermeye razı olmasaydı, ben hiçbir şey yapamazdım. Mustafa Kemal Atatürk

*Bizim için en büyük servet itibarımızdır. Gerisi gelip geçicidir. Ancak itibar insanı öbür dünyaya kadar taşıyacak elde edilmez zor bir meziyettir. Binalı Yıldırım

*Hikmet sözlükte, “Bilgelik, bilge olan kimsenin hali; üstün akıl ve yüksek ilimi yüksek bilgi” olarak geçtiği gibi, “Allah’ın insanlar tarafından anlaşılmayan sırları, ilahi sır, maksat” olarak da ifade edilir. Şiirin, kısa ve özlü anlatımından kalplerden Hakk katına açılan bir lutfu ilahi olarak da bahsedebiliriz. Bu eser, kendi iç dünyamızdan esintilerdir. Bizim dilimizdir. Mısralar, sizlerle kurmaya çalıştığımız gönül bağımızdır. Bedrettin Keleştimur

 

                                                                             BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?

*Dünyada olmakla beraber Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ n de bir ilk ve tek olma özelliği taşıyan deniz üstü hava limanının 2015 yılı Mayıs ayında Doğu Karadeniz illerinden Ordu-Giresun’da hizmete girmiş Deniz Üstü Hava Limanı olduğunu.

*Kadastrocu- Mühendis-Eğitimci ve Yazar, kadastroyu iyi bir konuma getirmiş, Orhan-Reha Oğuz ve Atilla Türkkan’ın babaları olan Halid Ziya Türkkan Bey’in 1302 (1886-87) yılında İzmir’in Tire ilçesinde dünyaya geldiğini, uzun yıllar Tapu Kadastrom Genel Müdürlüğü yürüten edebi bir şahsiyet ve 21 Ekim 1966 yılında vefat ettiğini.

 

VATAN İÇİN BAYRAK İÇİN     

Vatan bayrak için dağlar aşarız

Cepheye aşkla severek koşarız

Mertçe ölürüz gururla yaşarız

Şahadete ermiş şehit can için

     Bayrağım vatanın şeref şanıdır

     Rengin şehidimin akan kanıdır

     Yerimiz kutsal davanın yanıdır

     Uğrunda şerbet içip yatan için

Oynanan alçak oyunu bozarız

Kahpe düğümü ezanla çözeriz

İman ile çok destanlar yazarız

Toprağa dökülen aziz kan için

     Türküz zalimin dişini sökeriz

     Tutar İzmirde denize dökeriz

     İslam kalesine bayrak dikeriz

     Namus için şeref için şan için

Ahmet derki emanetin bilirim

Cesaretim ecdadımdan alırım

Canım seve seve verir ölürüm

Şanlı bayrağım için vatan için

Ahmet DEMİR/Elazığ-Keban

 

AŞIK VEYSELİN ARDINDAN

Halk Ozanı, Halk Ozanı,

Gözü görmez sazla sözle gezeni.

Görmeseydik mezarını kazanı,

Kara toprak aldın bizim ozanı

             Yıllarca görmedin dünya ışığı,

            O sazdır söyleten bizim aşığı,

            Ağzına götürdü ballı kaşığı,

            Ağlattın bizleri sen halk aşığı.

Erken girdin sen de kara toprağa.

Hiç bakmadın ne karaya ne ağa.

Ben hasrettim başındaki papağa.

Sazın ile girdin kara toprağa

             Heykelin dikilir Selçuk iline,

            Sen de düştün aşıkların diline,

            Bahçendeki gonca gonca gülüne,

            Lale, sümbül aldı seni eline

Hastaydın derdine çare aradın.

Hiç yüzün gülmedi, bahtı karadın.

En sonunda sadık yarin aradın.

Her gelene nazlı sazı soradın.

             Tükettin ömrünü saz ile Veysel,

            Görmedin dünyayı göz ile Veysel,

            Sonbahar, kış, yaz ile Veysel,

            Bizleri bıraktın söz ile Veysel

A. Bedreddin SANAÇ/Harput-ELAZIĞ

         

                SIZI KALIR

Kanayan tüm yaralar elbette kabuk bağlar

Onlarca yıl geçse de izi kalır vesselam

Gidene “ güle güle” tabi denilir amma

Yürekte hiç dinmeyen sızı kalır vesselam…

     Üç kuruşluk dünyanın olmaz fazla ederi

     Sevda acısı çekmek aşıkların kaderi

     Kor düşer de kavrulur yürekler yangın yeri

     Alevi sönse bile közü kalır vesselam…

Candan öte saydığın yara açar yanarsın

Umutların tükenir, bir bir uçar yanarsın

Hiç tükenmez sandığın ömür geçer yanarsın

Geride koskocaman mazi kalır vesselam…

Vedat YILMAZ/Elazığ

 

HEY BOSNALIM

Kıyama kalkar and içer

Kıyama kalkar 
And içer; 
Belki kıyamete kadar, 
Hasret biçer. 
     Koparsa kıyameti, 
     Ne kıymeti kalır 
     İnsanlığın üzerine 
     Kesret düşer. 
Akça saçlı kocamışlar 
Yaman belirtir 
Tevekkülü, 
Kül ile bezemiş 
Kor halindeki ateşi 
mihnet çeker. 
     Çaresizliğin şokunda 
     Kan tutar yüreklerini 
     ..Biberon kadar sıcak 
     Bir çığlık 
     Dehşet saçar. 
Kaldırımlar 
Kan göletinde.. 
Pazarlar,

Ağarmış karanfil siluetinde 
Günü kahpe bir pusu açar. 
     Hey Bosnalım; 
     Sırtındaki dağ mıdır? 
     Hain bir gölge mi? 
     Islık ve çığlık hortumunda 
     Hayaletler dolaşır 
     Kana ve gözyaşına bulaşan 
     Adımların nusret ister. 
Uzağında değil, 
İçinde yaşamaktayız, 
Zamanın.. 
Zaman, insaf dilerken 
İnsanlığın elini 
İşret tutar..

Bedrettin KELEŞTİMUR/Elazığ-Ağın

 

TATLI

Dünyada kalmamış benim dermanım

Oturduğum evin evdesi tatlı

Nefesim ağzımda hazır fermanım

Çelikhan'ın adı adresi tatlı

     Durduran olmasa destan yazarım

     Azrail gelmezse bitmez nazarım

     Sivri kalemimle mezar kazarım

     Dünyamız fanidir hevesi tatlı

Çıplak doğurmuşlar çıplak giderim

Gelip göçenlere bakıp izlerim

Yetmişe yaklaştım titrek dizlerim

Taşlara yazılan adresi tatlı

     Servet biriktirmem bedel öderim

     Hasretlik çektirmem çeker giderim

     Sevenler aldattı yoktur biderim

     Çileden çıkaran stresi tatlı

Olan borçlarımı miras bıraktım

Yokluk kemerini belime taktım

Zengine özenmem ardından baktım

Divane gönlümün kafesi tatlı

Mahmut ALDEMİR/Adıyaman-Çelikhan

 

Bu köşe yazısı, Elazığ Haber - Günışığı Gazetesi - http://www.gunisigigazetesi.net sitesinden alınmıştır.