CUMHURİYETİN KURULUŞUNDAN İKİ BİNLERE

Tarihçiler 30 Ekim 1918 tarihindeki Mondros Mütarekesini Osmanlı İmparatorluğu'nun bitişi, Türkiye'nin kuruluşunun da ilk adımları olarak kabul ederler. Bu anlamda da tarihte bağımsızlığını elde eden on yedinci Türk Devleti 29 Ekim 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Tarihteki en uzu ömürlü Türk Devleti Osmanlı İmparatorluğu'dur.(1299-1923) Osmanlı İmparatorluğu fiilen yıkılsa da geride bırakmış olduğu eserleriyle, mirasla tarihin canlı hafızasında hala bizimle birlikte yaşamaktadır. Öyle ki geçmiş ne kadar inkar edilirse, ya da geçmişe ne kadar sırt dönülürse dönülsün ecdat, tarih, dün inkar edilemez. Devekuşu misali olur bu!

Kimileri Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından itibaren adeta geçmişi ile bağrışarak Osmanlı'yı eleştiri dozunu kin, nefret duygularının ötesine taşımış, kimileri de geçmişe, ecdada bu kadar yüklenilmesinin yanlış olduğunu savunarak geçmiş ile bağrışmadan barışmaya dönerek nesilden nesile tarihin aktarılmasını savunmuş.

Osmanlı'nın her şeyi yanlışmış gibi yenileşme, çağdaşlaşma adına muasırlaşmayı hedef gösterirken kimileri de geçmişsiz bir medeniyet olmaz diyerek medeniyetin tarihte, ecdatta, Osmanlı'da olduğunu; mimsiz medeniyetin kültür emperyalizmine yol açtığını savunmuştur ve savunmaktadır.

Aynı Türkiye'de yapıcı eleştiriler yerine tahrip, red yaklaşımlı düşünce ve eylemler karşısında yapılan yanlışlar, düşman, hain, terör, işbirlikçi, darbe, sindirme ve uluslararası mücadelelerle tek partili dönem  1950'li yıllardaki çok partili ve çok sesli dönem ile yeni bir dönem başlamış ve ilk defa kalkınma planları  ile planlı dönem başlamıştır.  

Maalesef çok partili dönem sonrası 1950'li yıllar sonrası kendi başbakanını, bakanını idam eden bir devlet dış güçlerin ve beceriksiz idarelerin etkisiyle önyargılı tanımlamalarla sağcı solcu, komünist milliyetçi, Alevi  Sünni, Kürt Türk, laik anti laik,  şeriatçı, dinci, mürteci, irtica gibi kavramlarla adeta birbirine kırdırılan taraflar sonrası güya sistemin selameti sağlanmaya çalışılmış, kendi milletine yapılan askeri ve siyasi darbeler yaşamı adeta linç etmiştir. Bedenler yaşasa da hafızalarda silinemeyen acılar insan ölse de zihinlerde hep yaşamaktadır ve yaşayacaktır da.

Maalesef insanına yatırım yaparak değer vermek yerine  adeta kendi insanını sindiren bir zihniyet 12 Eylül Darbesini bir kurtuluş olarak görerek meşruiyet kazandırılmaya çalışılan bir darbede hukuk gönülleri rahatlatan bir kararı alamamış, adli karar geç olmuş ve vicdanları da rahatlatılamamıştır.

Darbeler bir noktada devletin daha çok ön plana çıkan kesimi yok edip sindirerek diğer görüşe kısmi bir destek ile güç vermiş ve belli bir süre sonra da iki tarafın adeta birbirini kırmasını izlemiştir.

Bu baskı post modern darbeyle inanç hürriyeti başta olmak üzere ayrıştırma ile siyaset ile askerin uluslararası müdahalesi ile farklı bir hal almıştır. Böylece Merhum Özal ile başlayan demokratikleşme ve ekonomik iyileşme ile yatırımlar post modern darbe ile sekteye uğramıştır.

Zihinler üniversite kapılarını, ötekileştirilen mütedeyyinlere uygulananları, askeri postalları, tankları geçen yıllara rağmen unutmadı ve unutmayacak da.

Darbe ve sindirmeler karşısında hep mazlumun yanında kalan halk mağdurun yanında demokratik tercihini kullanmış, devlet de siyasi yaklaşımlarında eşitliği, hürriyet anlayışını iki binli yıllara kadar sağlayamamıştır. Bu keyfilik, askeri ve siyasi idare maalesef ranta, çıkara dönmüştür. Adeta tekelleşmiş görüşler önyargıların mahkumu olmuş, bir dönem mağdur olanlar fırsat ellerine geçtiklerinde bunu bir kayıp görüp adeta helalı haramlaştırarak avam tabiriyle köşeyi dönmüşlerdir.

Yurtdışı müdahaleler de terör, ekonomik kriz, iflaslar da ayrı bir çıkmaz ile sosyal ve manevi hayatı olumsuz yönde etkilemiştir. Bununla birlikte mezhepçi kamplaşma ile birlikte harici güçler ASALA ile de sınırlı iş yapınca Kürtlere daha fazla özgürlük ve demokrasi adına PKK ile Öcalan'ı, dinin istismarıyla da  FETÖ adeta bugünlere kadar yetiştirilmiştir. Ne hazindir ki terör önce dağda binlerce insanın kanının dökülmesine ve onlarca fabrikanın kurulması gibi de maddi kaynaklar adeta yok edilmiştir. Din adına da masumiyet kisvesi ile zihinler, kalp ve beden satın alınmış, kirletilmiş ve adeta dış güçlerle ortak eylem halinde din istismarı Fetö  genişledikçe genişlemiştir. Terör dağdan düz ovaya, sosyal hayata, kışlaya, kamuya, TBMM'ye, okula. camiye girmiştir. Fetö de masum insanları camide, evlerde kendisine kurban seçmiştir.

Tabii ki düşman, uluslararası güçler rahat durmamış Ayasofya'yı kapatmış, yıllarca Avrupa Birliği kriterleri ile Türkiye karne notu gibi dizayn edilmeye çalışılmış, girilen çıkmaz da bir de IMF, Türkiye'nin elini kolunu bağlamıştır.

Durumu iyi olanların, bir eli, yağda bir eli balda olanların, bana karışmayan yılan bin yaşasın diyenlerin neyime lazım tarzı tavırları Uhud'un sona ermediğini bir daha göstermiştir.

Sonuçta insan hakları, demokrasi, hürriyet, ekonomi gibi konularda sorunlarını çözmeye başlayan Türkiye yatırım ve kalkınma programları ile Türkiye milli bazı girişim ve askeri mühimmatlarını da yapması ile yeni bir dönem başlamış ve Türkiye mazlumların umudu, ümidi olmaya başlamıştır. Zira kan, gözyaşı, göç, savaşların hakim olduğu topraklar, sözüm ona Arap Baharının hüsranla sonuçlandığı topraklar Müslümanlara aitti, Asya, Ortadoğu, Filistin, Bosna, Doğu Türkistan... kan ve gözyaşı ile bağırıyorken  Osmanlı'nın mirası olan Türkiye içeride PKK ile mücadele ederken, hendek terörüne bir de 15 Temmuz Darbesi ile Türkiye başka bir sürecin içerisinde kendisini bulmuştur.

Bu gemi batarsa herkes boğulur, bu uçağın pervaneleri kopar ve uçak düşerse herkes ölebilir, bu tren raydan çıkarsa da, araç kara yoldan çıkarsa da durum farklı olmaz. O halde  bir vatandaşımızın bile burnu kanamamalı bu seyahatten...

Yeni kurulan bir devletten bu güne rakamsız bir kronoloji ile yeni ve büyük Türkiye, 2023 vizyonu olan bir Türkiye derken korkulan o ki kardeşlik, birlik, beraberlik zedelenmesin.

Çünkü başka Türkiye yok.

Kardeşlik sınır tanımaz.

Biz birlikte güçlüyüz.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nadide Kuru
Nadide Kuru - 2 hafta Önce

Evet abicim biz birlikte GÜÇLÜYÜZ.