SİSTEMİ SÜREKLİ DEĞİŞTİRMEYİN

Eğitim Bir Sen Elazığ 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Bahşi, “Biz yeni bir devlet değiliz. Köklü bir medeniyetimiz var. Bizim ona, buna göre değil, milli bir politikamız, milli bir eğitim sistemimizin olması lazım. Kim gelirse gelsin temel taşları değiştirmeyecek bir sistem oturtmamız lazım. dedi.

ELAZIĞ GÜNCEL 06.12.2016, 21:58 06.12.2016, 21:58
3021
SİSTEMİ SÜREKLİ DEĞİŞTİRMEYİN
RÖPORTAJ: SEVDA DEMİR
Eğitim Bir Sen Elazığ 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Bahşi, eğitim sisteminde yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerini günışığı’na anlattı.
 
Bahşi bir ülkenin geleceğinin eğitim ile belirleneceğini belirterek, eğitim sisteminin bu doğrultuda hazırlanarak sürekli değiştirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Eğitim sisteminin yeni kurulmuş bir devletin sürekli değişen bir mevzuatıymış gibi değişmemesi gerektiğini kaydeden Başkan Bahşi, yapılan uygulamalar için öncelikle pilot ilerin seçilmesi gerektiğini aktardı.
Mili Eğitim Bakanlığı’nın köklü değişiklikler yaparken paydaşlarının görüşlerini de alması gerektiğine dikkat çeken Başkan İbrahim Bahşi, eğitim sendikalarının görüşlerinin önemli olduğunu ve önerilerin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Türk milletinin yeni bir devlet olmadığını, köklü bir medeniyeti olduğunu belirten Bahşi, Türkiye’de milli bir eğitim sisteminin olması gerektiğini ifade ederek kim gelirse gelsin temel taşları değiştirmeyecek bir oluşumun sağlanmasının önemli olduğu söyledi.
Eğitim sisteminde öğretmenlerin önemine vurgu yapan Bahşi, sistemin ancak öğretmenleri kadar iyi olabileceğini dile getirdi.
Öğretmenlerin motive edilmesi ve başarılarının değerlendirilmesi halinde eğitim sisteminde başarıya ulaşılacağını aktaran Bahşi, “Eğitime verilen önem öğretmene verilen değerle ölçülür. Bu bir gerçek. Öğretmenlik mesleği sevgi mesleğidir. Bu yüzden ancak sevgi ile yapılabilir. Mesleğini, çocukları sevmeyen birinin öğretmenlik yapması mümkün değildir.” dedi.
Bahşi tam gün eğitim, öğretmenlerin özlük hakları, eğitim sistemindeki eksiklikler, açık öğretimdeki öğrenci sayısının artışı, yönetici ve öğretmen atamaları konularında sorularımızı yanıtladı.
Eğitim Bir Sen Elazığ 1 Nolu Şube Başkanı İbrahim Bahşi ile yaptığımız röportaj şöyle;
 
 
Sayın Bahşi, Sendikanızla ilgili bilgi verir misiniz?
Eğitim Bir Sen 14 Şubat 1992 yılında yazar, şair, edebiyatçı, sendikacı, aksiyoner bir kişiliği olan 7 güzel adamlardan biri olan Mehmet Akif İnan tarafından kurulmuş bir sendika. Çalışanlarının özlük haklarının korunmasının yanında milli ve manevi değerlerimize dayanan sendikacılık anlayışı var. Sendika denilince akıllara gelen; kaldırımları söken, camları döken, polisle çatışan bir sendikacılık yapısından ziyade, kendi milli ve manevi değerlerini kuşanmış, kamu çalışanlarının sorunlarını projelerle dosyalarla, iletişim kanallarını kapatmadan, kırmadan dökmeden, hukuki zeminde haklarını savunan ve ülkenin birliği, beraberliği için, vatanımız için çalışanları motive ederek onların haklarını savunmak. Asıl gayemiz bu. Sadece ülkemizdeki çalışanların değil, tüm dünyadaki mazlumların, insanların hizmeti için hedef edinmiş bir sendikayız. Türkiye genelinde 402 Bin'i aşkın, Elazığ'da da 4 Bin 500'e yaklaştık. Ve iki şubemiz var. Biz Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı üyelerimiz var, bir de üniversite çalışanlarımız için bir şube var.
 
Türkiye'de nasıl bir eğitim olmalı? Şuandaki eğitim sistemini doğru buluyor musunuz?
Eğitim Bir Sen Genel Merkezi daha önce uluslararası bir Anayasa Kongresi düzenledi. Bunun ardından yeni bir müfredat yapımı için kolları sıvamıştık. Ve şuanda bir müfredat çalışmamızı da sona erdirdik. Bizim amacımız biraz öncede bahsettiğim gibi sendikamızın kuruluş amacı olan milli ve manevi değerlerimize bağlı bir nesil yetiştirme amacıyla yola çıktığımız için burada biz müfredat programımızın yerli olmasını, Anayasa değişikliği ile yeni bir program ortaya konulmasını ve yeni müfredat programımızın medeniyet değerlerimizle çatışmayan, medeni değerlerinden özünü alan, milli ve manevi değerlerimizi gençlerimizle geleceğimiz olan çocuklarımıza verebilecek bir müfredat programının yapılmasını acilen istiyoruz. Biz sendika olarak da bunun alternatif programını hazırladık. Tüm illerimizden komisyonlar oluşturarak. Bir müfredat içeriği ve konuları nasıl olmalı, program nasıl geliştirilmeli bunu bakanlığa alternatif olarak sunduk. Tabi sadece müfredat ile değil eğitim sistemimizin diğer mevzuat ve içeriklerinin de yeni kurulmuş bir devletin sürekli değişen bir mevzuatıymış gibi değişmesini istemiyoruz. Çünkü bizim binlerce yıla dayanan bir medeniyetimiz var. Osmanlı'nın her alandaki sistemi Dünya ülkeleri tarafından örnek olarak alınırken biz hala eğitimde sistem değişikliğine gidiyoruz. Burada en büyük problem, sendikalar olarak sürekli uyardığımız halde bakanlığın özellikle köklü değişiklikler yaparken paydaşlarına dönmemesi. İşbirliklerine dönülmeden ben yaptım oldu mantığı ile hareket ediliyor. Bu çok yanlış. Aynı bakan döneminde birinci yıl SBS, ikinci yıl OKS oluyor. Yani aynı bakan değişmeden sistemin defalarca değiştiğini görüyoruz. Daha önceki Milli Eğitim Bakanımızın verdiği güzel bir örnek var ama maalesef bu örnek çerçevesinde hareket edilmiyor. Nabi Avcı bakanımız şöyle bir örnek vermişti; milli eğitim ile ilgili sorunlar, 200 km hızla giden bir aracın motordaki bir aksamayı hareket halindeyken düzeltmek gibi bir durum oluşur. Yani mademki bu kadar hassas bir işle uğraşıyoruz, o zaman mutlaka paydaşlara, sendikalara, öğretmenlere, velilere, öğrencilere bir görüş sorulduktan sonra bunun yapılması gerektiğine inanıyoruz. Ama bu yapılmıyor. Örnek olarak şunu verebilirim; 5. sınıflara yönelik İngilizce ağırlıklı bir çalışma olacağı söylendi. Bence bu tamamen tribünlere söylenen bir yaklaşım. Biz bunu araştırdık, inceledik ve Türkiye'de böyle bir şeyin mümkün olmadığını gördük.
 
Bu sistemi biraz anlatabilir misiniz? Tam olarak neyi kapsıyor bu sistem? Tüm gün İngilizce eğitim mi verilecek?
Evet. Tam anlamıyla bir hazırlık sınıfı olmasa da, dil ağırlıklı Türkçe ve İngilizce olacak. Diğer dersler olmayacak. Biz İngilizceyi öğretemedik çocuklarımıza. Sayın Başbakanımızın buradaki amacı tabii ki 5. sınıflarda dil sorununu çözerek öğrencilerin artık lise dönemlerde yabancı dil sorununu çözmüş bir şekilde eğitim hayatına devam etmelerini sağlamak. Ama Bakanlığın hazırladığı bu sistemi hayata geçirebilmek için 40 Bin öğretmene ihtiyaç var. Bu durumda 40 Bin İngilizce öğretmeni kazandırılırsa aynı şekilde diğer branşlardaki 40 Bin öretmenin de fazla olacak. Çünkü onlar şuanda derse giriyorlar. Bu şekilde norm fazlası olacaklar. Kaldı ki bizim şuan atamayı bekleyen eğitim fakültesi ve diğer fakültelerden mezun olmuş ve pedagojik formasyonunu tamamlamış öğretmen olmayı bekleyen 400 Bin kardeşimiz var. Bunların içerisinde İngilizce öğretmeni olarak atayacak potansiyelimiz ise sadece 18 Bin. Yani bakanlık norm fazlaları ile ilgili bir çalışma yapsa bile, projeyi gerçekleştirdiğinde öğretmen ihtiyacını karşılayamayacak. Çünkü potansiyel yok. Türkiye genelinde de ilimizde de büyük bir İngilizce öğretmeni açığı var. Biz bunu ilimizde ücretli öğretmen uygulaması ile tamamlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla sistem değişiklikleri ben yaptım oldu mantığı ile olmuyor. Bunlar ayağı yere basan ve alanda araştırması, pilot uygulamaları yapılarak paydaşlarla istişare edildikten sonra, mevcut Türkiye şartlarında uygulanabilirliği tartışıldıktan sonra hayata geçirilmesi gerekiyor. Ve bunların bir kısmının da yavaş yavaş hayata geçirilmesi gerekiyor. 4+4+4 sisteminde öğretmenlerimizin çoğunluğu norm fazlası oldu. Öğretmenlerimiz norm fazlası oldular, sınıflara giremediler. Bu nedenle bunlara kademeli olarak başlanmalı. Özellikle İngilizce eğitim sadece derslerin yoğunluğu ve sayısının arttırılması ile değil, içerik ve diğer müfredat ile ilgili değişikliklerin yapılması gerektiğine inanıyorum.
 
Sayın Başkan, İngilizce eğitimdeki bu değişiklik üzerinden bir yaklaşım sergilersek, Avrupa'da bazı ülkelerde çocukların eğitime başladığı ilk yıllarda özellikle branş derslerin kaldırılarak yerine yetenek tespitinin sağlanması için bir süreç işlendiğini ve ahlak derslerinin verildiğini görüyoruz. Sizce bu Türkiye'de uygulanabilir mi?
Evet, Finlandiya mesela. Dünya'da eğitim sistemi en iyi olan ülkelerden bir ülke. Ama Finlandiya'daki öğrenci sayısı bizim Türkiye'de eğitim verdiğimiz Suriyeli kadar. Dolayısıyla az sayıda öğrencisi var. Bende Finlandiya'daki eğitim sistemini bir proje kapsamında inceledim. Sadece engellilere verdikleri eğitim bile gerçekten muhteşemdi. Ama biz bizim ülkemizdeki öğrenci nüfusuna bakıyoruz çoğu ülkenin öğrenci nüfusundan çok çok fazla. Burada tabii ki Finlandiya'daki, başka bir ülkedeki ya da entegre bir eğitim sistemine benzer bir model yürütmemiz kolay olmuyor. Bizim ilk öğretimden itibaren öğrencilerin imkan ve kabiliyetlerine, yeteneklerine göre ayrıştırılmasını kendi yetenekleri doğrultusunda, becerileri doğrultusunda eğitim kurumlarına yönlendirilerek, sizinde dediğiniz gibi yerinde eğitim almalarını sağlamamız gerekiyor. Finlandiya'da defter kitap kullanılmıyor, çocuk örneğin bir alış veriş merkezine götürülüyor. Orada kasanın başına bırakılıyor ve akşamda oradan alınıyor. Ama bizde çocuk sabah 06.00'da kalkıyor. Kendi mahallesindeki değil de belki de en uzak okula gidiyor. Veya sürekli değişik bir uygulamamız var. Tabii ki bizde ülkemizde bu standartları yakalamaya çalışacağız. Şuan Elazığ'da sınıftaki öğrenci sayımız Türkiye ortalamasının altında. Bizde bu sayı 21-22 gibi. Mesela Şanlıurfa'da bu sayı 50-55'tir. Dediğim gibi şuanda ülkemizde bu sistemi uygulamamız mümkün değil. Şartlar buna müsaade etmiyor. Tam gün eğitim sistemi hayata geçirilirse bu sistemi uygulamak biraz daha kolay olabilir. Çünkü öğrencinin boş zamanı olabilecek. Ama şuan öğrenci 06.00'da evden çıkıyor. Uykulu olarak, kahvaltı yapamadan sınıfa gidiyor. 12.00' çıkıyor. Ve sınıflar temizlenmeden yeni öğrenciler sınıfa geliyor. Ve onlarda akşam hava kararınca çıkıyorlar. 5. sınıflarında zaten seçmeli dersleri var. Haftanın iki günü çok geç dönüyorlar. Normal öğretim İnşallah bu sorunu çözecek. Bizde hükümetin hedefinden daha önce normal öğretime geçen illerden biri olacağız.
 
Derslik ihtiyacının ne kadarlık bir kısmı karşılandı?
Bunların bir kısmı yapıldı. Bazı okullarımız normal öğretime geçtiler. Ama bizim genel olarak geçebilmemiz için ihtiyaç var. Yoğun olarak ikili eğitimin verildiği bölgelere derslik yapılabilirse güzel olur. Bazı okullarımızda da velilerin talebi yoğun. Velilerin özellikle tercih ettiği okullar var, bazı okullarda ise öğrenci sayısı çok az. Bu dengesizlik giderildiği takdirde normal düzene geçmiş olacağız.
 
Bu konuda ön görülen süre nedir?
Sayın valimiz 2017-2018 eğitim-öğretim yılında geçmeyi planlıyor, böyle bir hedefi var.
 
Bu sorum belki az önce sorduğum bir kaç soruyu kapsayacak bir soru olacak. Ülkemizde sürekli değişen bir eğitim sistemi var. Siz hükümetin eğitim politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanımız 'Biz en çok bakanlık olarak Milli Eğitim’de bu işi başaramadık’ dedi. Biraz önce bahsettiğim konulardan da anlaşılacağı gibi Milli Eğitim hem mevzuat hem yapılan köklü değişiklikler açısından başarılıdır diyemeyiz. Çünkü daha öğretmenlerin motivasyonu açısından olumsuz etkileri oldu. Mesele hükümet çok güzel hizmet, öğretmen ataması yapılıyor. Öğretmen atamasında açıklama yapan bakan daha önceki dönemlerde öğretmenleri Eminönü’deki güvercinlere benzetti. ‘Sürekli bizim yem atmamızı bekliyorlar’ denildi. Bu insanı rencide eden tepeden söylenen özler zaman zaman öğretmenleri üzebiliyor. Bir de şiddete uğrayan eğitimci kardeşlerimizle ilgili bakanlıktan hiç ses çıkmadı. Daha önce bir Sağlık Bakanı doktora şiddet uygulandığında ‘O yumruk bana atılmıştır’ diyerek yapılan işin ne kadar yanlış olduğunu dile getirmiştir. Ama maalesef eğitimciler şiddete uğradığında bakanlık bize sahip çıkmıyor. Bunun dışında bizim Nabi Avcı Bakanlığı döneminde hem öğretmenlerimize gönderilen mesajlar, hem yaklaşımlar ile öğretmenlerin gönülleri kazanıldı. Biz çok fazla bir şey beklemiyoruz. Mesela bakanlık yaptığı çalışmaların düzenlemeleri, Çankaya’ya göre yaparsa yapmış olur. Oraya göre değerlendiriliyor. Türkiye genelinin düşünülmesi lazım. Yani düşünün, Siirt’te, Hakkari’de, Şırnak’ta, Van’da görev yapan bir öğretmenin ruh halini düşünmek lazım. TV ekranlarda kurulan cümleler çok önemli. Buradaki öğretmenleri motivede edebilirsiniz, tamamen motivasyonunu düşürebilirsiniz de. Bu nedenle bu bizim için çok önemli. Bu belki basit bir örnek olacak ama durumu tam olarak anlatıyor. Geçen yıl Sayın Valimiz öğretmenlere isimlerinin yer aldığı bir ajanda hediye etti. Belki büyük bir hediye değil ama Sayın Valimiz bütün öğretmenlerin gönlünü kazandı. Sorun tam olarak burada oluşuyor. Başarıyı değerlendiremiyoruz. Projelerde veya okulunda zor şartlar altında çalışıp, öğrenciyi belirli bir aşamaya getiren arkadaşlarımız sadece bir teşekkür bekliyorlar. Bu daha çok motive edecektir ama maalesef biz bunu yapamıyoruz.
 
Bu konuda Milli Eğitim Bakanı’nın bu işi tam olarak biliyor olması, yani birebir sorunları yaşaması önemli olmalı, değil mi?
Evet, biz de her zaman bunu söylüyoruz. Bu işin mutfağında yetişen, sınıfta tebeşir tozu yutan, eğitimde bazı kademelerinin içine giren, bu işin sıkıntılarını alanda görenler bizim bakanımız olmuyor. Sırayla son dönemdeki bakanları göz önünde bulundurduğumuz zaman hukukçu var, iletişimci var. Belki iletişimci olduğu için Nabi Bey biraz daha yakındı. Ama maalesef çoğu eğitimle alakası olmayanlar. Dolayısıyla biz bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Yapılan mevzuatlarla da görüyoruz.
 
Bu sorunları göz önünde bulundurduğumuz zaman, bu durumun Elazığ’daki eğitimcilere yansıyan yönleri neler? Elazığ’daki eğitimciler ne gibi sorunlar yaşıyor?
Sorunlarda genel olanlar tabi ki de bizimkilerle aynı. Ama bunun haricinde bizim çalışanların en önemli sorunlarının başında atama ve yer değiştirme geliyor. Aile bütünlüğünü sağlamada sıkıntı yaşıyoruz. Görev yerleri açısından aynı şehirde yaşıyorlar ama eşi ilçede çalışanlar var. Bir de atama ve yer değiştirme yönetmeliğinin değiştirilmesini istiyoruz. Şuan ki yönetmelik öğretmenlerinin yer değiştirmesini zorlaştıracak durumda. Maalesef bir ilçenin ücra köşesinde bir öğretmen, bu yönetmeliğe göre tayin istediği zaman gelemiyor. Çünkü Mayıs ayında öğretmenler il içi ve iller arası tayin istiyor. Ama bu tayin dönemde normlar güncellenmediği için her taraf kapalı görünüyor. Merkeze tayin isteyemiyor. İsteyebileceği yerler yine ilçeler oluyor. Tayin dönemi bittikten sonra yeni atanan öğretmen hemen merkezden başlıyor ama ilçede görev yapan öğretmen bir daha tayin isteyemiyor. Bu büyük bir sıkıntı.
 
Sizin bu sorunu çözmeye yönelik bir çalışmanız oldu mu?
Biz bakanlığı bu konuda uyardık. ‘Bu normları zamanında güncelleyin. Gidenler, emekli olanların yerleri boş gösterilsin ki isteyenler gelebilsin.’ dedik. Maalesef bu yapılmıyor. Bizim 2016 eğitime bakış değerlendirme raporumuzda net görülüyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bir öğretmenin ortalama kalma süresi 1,5 yıl. Yani öğretmen geliyor süresi dolar dolmaz hemen terk ediyor. Veya bir mazeret bulup, hemen terk ediyor. Bu dezavantajlı yerlerin tümünde böyle. Şimdi Bakanlık buna bir çözüm bulsun diye sözleşmeli öğretmenlik uygulaması getirdi. Biz buna sözleşmeli kölelik diyoruz. Öğretmenlik değil. Yani öğretmen 5 yıl imzasını atıyor, sözleşme yapılıyor görev yaptığı yerde çakılı kalacak. Bu sirkülasyonu engellemek için. Çünkü o bölgede 4. Sınıfa kadar bir öğrenci 7-8 öğretmenle tanışıyor. 7-8 öğretmen dersine giriyor. Bu şekilde mezun olabiliyor. Bunu engellemek için getirildi ama biz sendika olarak yıllardır şunu öneriyorduk Bakanlığa; sözleşmeli öğretmenlik, ücretli öğretmenlik, uzman öğretmenlik böyle bir uygulamadan vazgeçin. Öğretmen öğretmendir. Kadrolu öğretmenlik olsun. Ama siz Bükardı’daki bir öğretmenle Namık Kemal’daki bir öğretmenin ücreti aynı olmasın. Buradaki öğretmenin farklı bir ücreti olsun. Farklı bir puanlaması olsun. Ben burada kalırsam benim böyle avantajlarım var. 2 yıl ben bununla idare ederim demesi lazım ve orada 2-3 yıl burada cazip şartlar getirelim, çalıştıralım. Bizim önerimiz buydu. Hem bu sözleşmeli uygulamasına bu nedenle karşı çıkmıştık hem de sözleşmeli öğretmenliğe geçişte yapılan büyük bir hata mülakat uygulaması. Yani mülakat uygulaması son yıllarda yapılan en büyük adaletsizlik bizim camia açısından. Şimdi herkes öğretmen olabilmek için diğer kamuda alımlarda olduğu gibi KPSS’ye girdi. KPSS’de gençlerimiz 1-2 yıl boyunca kurslara gittiler. Gayret ettiler, çalıştılar ve bir sıralama yapıldı. Puanları var. Şimdi bu puanlara göre bu arkadaşlarımızdan 20 bin öğretmen ataması yapılacak. Bunun üç katı mülakata çağrılıyor. 60 bin kişi mülakata çağrılıyor. Türkiye genelinde 485 komisyon oluşturuldu. Bunlar, bu öğretmen adaylarını mülakata aldılar. Bu mülakat sonucunda atama yapıldı. Bu mülakat komisyonları gerçekten objektif kriterlere dayanan sorular  sormadı. Bazı arkadaşlarımıza adını, soyadını, nereli olduğunu, nerede kaldığını, hangi yurtta kaldığını gibi tamamen bilgiyi veya öğrencinin herhangi bir kritere dayalı objektif değerlendirme yapmayan bir sistemle çalışma yapıldı. Kayseri’deki komisyon 80-85 arasında bir değerlendirme yaptı. Erzurum’daki 90-95 arası bir puanlama yaptı. Dolayısıyla Erzurum’daki atandı, Kayseri’deki atanamadı. KPSS’de Türkiye üçüncüsü olan mülakata geldi, elendi. Herhangi bir terör örgütüyle bir alakası olmayan bu insan Türkiye üçüncüsü olmuş. Maalesef öğretmen olarak atanamadı. Bizim Elazığ ilimizin bir ilçesine atanan bir öğretmen daha önce kaldığı yurtta abla, babası açığa alınmış, ihraç edilmiş, maalesef paralel yapının tam içindeki bir insan atandı. Demek ki bu mülakat terör örgütlerini tespit etmede, engellemede hiçbir fonksiyonu olmamış bu mülakatın. Dolayısıyla bu hem büyük haksızlıklara neden olan bu mülakatın kaldırılmasını, bunun yerine asla kamuda terör örgütlerine desteği olan içinde olan hiç kimsenin, terör örgütü hangisi olursa olsun, PKK, FETÖ, DEAŞ hangisi olursa olsun devletin vergileriyle, devletin maaşıyla beslenip, bu maaşı alıp vatana ihanet eden kim olursa olsun bunların kamuda çalıştırılmamasını istiyoruz. Ama bu mülakatla değil, güvenlik soruşturmasıyla yapılsın diyoruz. Çünkü bu mülakat torpilli öğretmenlik demek. Yani benim adamım varsa ben bir komisyona ulaşabilmişsem benim adamım atanabiliyor, ben atanabiliyorum. Ama hiç adamı olmayan, komisyona ulaşmayan biri KPSS’de 90’da almış olsa maalesef mülakat komisyonunda 70 alıyor ve atanamıyor. Şimdi burada atanan 20 bin kişi de huzurlu değil. Öğretmenler odasında görüyoruz arkadaşlarımızı, böyle gizleniyorlar, çekiniyorlar. Çünkü torpilli öğretmenmiş gibi, diğerlerine haksızlık olmuş gibi kendisini rahat hissetmiyor, mutlu hissetmiyor. Geriye kalan çağırdığımız, diğer atanamayanların hepsini devlete küstü. Maalesef hepsini küstürdük. Daha önceki uygulamada böyle bir şey var mıydı? Hayır. Asla yoktu. KPSS’ye girdiği için en son 75’e kadar mı aldılar. 70 puan almışsa hakkına razı oluyor. ‘Benim puanım 70’ diyor.. Bir dahaki atama döneminde 70’e kadar düşerse ben atanırım. Yoksa atanamam. Puanlamaya göre yapıldığı için ne ona küsüyor, ne kendisine, ne başkasına. Şuan herkes huzursuz. KPSS’ye girsen bile mülakat komisyonunda bir şekilde ulaşamazsa ‘Ben yandım. Veya mülakata girdim bir soru sordu, bilmezsem yandım.’ Diyorlar.
 
Bu durumda yalpan sınavların bir önemi olmuyor mu?
Bizde bunu soruyoruz. Bu kadar yıllık emek bir soruyla mı bitecek? Böyle bir garabet var. Gerçekten bu büyük bir yanlış. Tabi biz buna sendika olarak karşı çıktık, diğer sendikalar da karşı çıktı. Bu adil olmayan bir şey. Liyakat yok burada, adalet yok, hak yok, hukuk yok burada. Tabi diyeceksiniz ki bu süreçte hemen alımlar yapıldı, mülakatlar oluşturuldu. FETÖ terör örgütünden dolayı açığa alınan, ihraç edilen öğretmenler vardı. Bunların yerini doldurmak için bu yola başvuruldu. Hemen yapıldı. Apar topar bitti bu. Oldu bittiye geldi gerçekten. Biz tabi OHAL süreci olduğu için belki farklı bir tepki göstermek de gerekirdi buna. Çünkü biz çok karşı çıktık. Resmi yazışmalarımızla, birebir bir görüşmelerle bakanlıkla. Ama içinden geçtiğimiz süreç, başka sendikal bir refleks göstermeye müsait bir süreç değildi. Çünkü Türkiye büyük bir yangından kurtuldu. Büyük bir vatan işgalinden yeni çıktık. Bu tür bir detayla, bu tür bir şeyle gündeme getirip  uğraşmamız mümkün olmadı. Ama biz hala bakanlığa bunun yanlış olduğunu, örnekleriyle dile getiriyoruz. Bu yanlışınızdan dönün diyoruz. Devletimizin bu gücü, imkanı var. Yapın güvenlik soruşturmanızı. Terör örgütleriyle bağlantısı olan, desteği olan, bunların asla atanmasını biz de istemiyoruz. Atanmasın. Teröristten öğretmen olmaz. Öğretmenden terörist olmaz diyoruz. Ama bunun dışında da mülakata kesinlikle karşıyız. 
 
Yönetici atamaları hangi yöntemle yapılıyor?
Yönetici atamaları da aynı. Ben şimdi öğretmenler odasında arkadaşlarla sohbet ederken ‘arkadaşlar mülakat dediğinizde ne akla geliyor’ dediğimde; hepsi bir ağızdan ‘torpil’ diyor. Yani bu yönetici atamasında da böyle. Biz yıllardır bunu söylüyoruz. Biz yeni bir devlet değiliz. Köklü bir medeniyetimiz var. Bizim ona, buna göre değil, milli bir politikamız, milli bir eğitim sistemimizin olması lazım. Kim gelirse gelsin temel taşları değiştirmeyecek bir sistem oturtmamız lazım. Yani şahsa göre, partiye göre, adamına göre atama sistemi olursa bu hiç kimseyi mutlu etmiyor zaten. Çünkü bu adil değil. Hak ve adalete dayanmayan hiçbir sistem  kimseyi mutlu etmiyor. Atanan mutlu değil, sendikalar mutlu değil. Siyasilere soruyorsun mutlu değil. Milli Eğitime, yani bu işin başındaki insanlara soruyorsunuz, onlar da mutlu değil. Hiç kimse mutlu olmuyor: Dolayısıyla hak ve adaleti koruyacak ve liyakati baz alacak, sadece sınavla da olmuyor bu. Sınav, artı mülakat. Mülakat komisyonu üniversiteden akademisyenlerin de olduğu, gerçekten objektif kriterlerle değerlendirecek ve hizmet puanı ve ek 2 dediğimiz diğer puanların göz önünde bulundurulacağı, bunların hepsinin harmanlanarak ortak bir puanla adil bir şekilde atamaların tercihlere göre yapılması. En doğrusu bu. Şimdi sadece sınav niye doğru bir kriter değil? Çünkü ilçe merkezinde veya bir köyde veya merkezde bir arkadaşımız bir ay izin alıyor veya rapor alıyor veya ders yükü fazla değil, günlerce çalışıyor, mevzuatı iyi ezberliyor, sınava giriyor 90 alıyor: ama okula geliyor, yönetici olarak hiçbir tecrübesi yok, iletişim becerisi yok, veliyle iletişimi yok, öğrenciyle iletişimi yok. Yani tamamen bilgiye dayalı bir şeyle bu işin yapılması mümkün değil. Dolayısıyla bu yönünü ölçecek bir objektif kriterlere dayalı bir komisyon tarafından değerlendirilebilir. Bu puanı göz önünde bulundurulabilir. Daha önce aldığı belgeleri, ek 2 dediğimiz hizmet puanı, performans değerlendirmeleri gibi bunlar göz önünde bulundurularak atamaların yapılması bence en doğru olur. 
 
Elazığ’ın eğitim sistemini değerlendirirsek, Türkiye sıralamasında hangi noktadayız? Zaman zaman eleştiriler yapılıyor ‘Elazığ eğitimde geriliyor’ diye. Bu ne kadar doğru bilmiyoruz, hangi kriterlere göre yapılıyor. Bu noktada eğer gerideysek burada en büyük kriter öğretmen tabi. Öğretmen kadrosunu yeterli görüyor musunuz? Eğitim kalitesinin iyi olmasında veya düşük olmasında eğitim kadrosunun rolü nedir?
 Tabi bunları sadece bir nedene indirgemek mümkün değil. Başta şunu söyleyeyim; son iki yıldır genç, dinamik bir yönetici kadrosu gerçekten okulların hem fiziki açıdan gelişimi ve iyileştirilmesi açısından hem de öğretmenlerin motivasyonu ve eğitimin kalitesinin yükseltilmesi noktasında çok gayretli arkadaşlarımız şuanda alanda çok iyi çalışan ve bunun hemen karşılığını gördük. TEOG sınavlarında Türkiye’de ilk 10’na doğru gittiğini şuanda bakanlık gerçi bu verileri paylaşmıyor ama iyi bir noktada olduğumuz şuanda söyleniyor. Bunu biliyoruz ama tabii ki bu eğitimdeki değişim hemen bir dönem sonunda belli olmuyor. Yani siz bir okulda kadrolaşıp bunu yeni bir nesli orada yetiştirip 8. Sınıfa getirip onun sınava girmesi yıllar alıyor.  Dolayısıyla bizim genel olarak değerlendirdiğimiz zaman Elazığ’da maalesef Milli eğitim müdürleri açısından biliyorsunuz bir yıl gelip görev yapan bir müdürümüz Nihat Beyden sonra 4 ay sonra başka bir müdür geldi. 1 yıl görev yapmadan, 9 aylık bir sürenin sonunda görevden alındı ve yeni bir müdür geldi. O da bir yıl görev yaptı, gitti. Şimdi yeni bir müdürümüz başladı.  2 yıl geçti, göreve devam ediyor. Şunu söylemek istiyorum. Buruda eğitimin değerlendirilmesi gerekiyor. Maalesef işin başındaki sürekli değişti. Kim ne yaptı, nereye geldik, eğitimde nasıl bir noktaya geldik? Bunun hesabını soracağımız kimse yok. Yani bir yıl sonunda seni denedik olmadı, o gitti. Diğeri gitti. Şimdi başka bir müdürümüz geldi. Maalesef Elazığ bu yönden çok şanssız. Yani milli eğitim müdürlüğü açısından biz şuanda eğitimde dediğim gibi, kadro yenileşti. Yeni bir kadro. Şanslı durumdayız. Öğretmen kadromuz çok iyi. Çok başarılı bir ekibe sahibiz Elazığ genelinde. Bu kadroyu harekete geçirecek, motive edecek bir yönetime ihtiyacımız var. Bu eksikliğimiz var. Basit bir örnek vereceğim; 4 yıldır Elazığ’ın en iyi okulu diye tanımlayabileceğimiz Kaya Karakaya Fen Lisesi’ne biz asaleten bir müdür atayamamışız. Sürekli vekaleten görevlendirmeyle devam ediyor, oradaki müdür. Her yılın sonunda mülakatla müdür ataması yapıldığı halde biz hala atayamamışız. Bu bizim için büyük bir eksiklik. Şimdi Kaya Karakaya Fen Lisesi’ne giren öğrencilerin hepsi Türkiye’de mutlaka bir yüksek öğretim kurumunun, üniversitelerimizin en iyi bölümlerine giren öğrenciler. O potansiyel var o öğrencilerde. Ben orada görev yapan, vekâleten yürüten arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ama siz de olsanız, size deseler ki ‘Bu okulda eğitimi vekaleten yürüt bakalım’ siz bu okulla ilgili köklü bir projeye, köklü bir değişime adım atamazsınız. Çünkü yarınınız belli değil. Vekaleten bakıyorsunuz. Ama asaleten bir müdür verdiğiniz zaman ve bunun sonucunda bu okulun başarısının hesabını soracağınız bir ekip, bir yönetim ve genelde de ilde genel bir başarıyı hesabını soracağınız bir yönetim olursa, o zaman biz başarıyı yakalarız. Şimdi ilde sürekli değişiyor il milli eğitim müdürleri. Bunun sivil toplum kuruluşları, sendikalar veya valilik veya bakanlık kimden hesabını soracak? Okullarımızda sorunlar yaşanıyor, sıkıntılar oluyor. İl Milli Eğitim müdüründen kaloriferi yanmayan bir okulla ilgili disiplin soruşturması olan ve öğretmenlerle okul müdürleri arasında yaşanan bir problemde milli eğitim müdürlerini, müdür yardımcılarını göremiyoruz maalesef. Yani bunu koordine edecek hem sivil toplum kuruluşlarıyla hem toplumla birleştirecek, bir araya getirecek müdürlere ihtiyacımız var. Bir öğretmenimizin bir cenazesi oluyor, diğer kurumlarda görüyoruz, tüm birim yetkilileri hepsi orada hazır bekliyor. Bizim milli eğitimde maalesef böyle bir vurdum duymazlık, iş bölümü konusunda sıkıntı, okullarımızdaki etkinlerde maalesef zorla gelir gibi getiriyoruz oralara. Bu konularda çok eksik olduğumuzu görüyorum. Öğretmenlerinde beklentisi bu istikamette var ama maalesef milli eğitimde çalışan herkes sahipsizmiş gibi bir his içerisindeler. Bu olunca da buna rağmen okul müdürlerimizin kendi gayretleriyle motive ederek okullarımızı geziyoruz, 15 Temmuz koridoru yapmışlar. Kendi çabalarıyla. Veya bilim koridoru yapmış, matematik koridoru yapmış, Türkçe edebiyat koridoru. Okulun kendi şartlarıyla bir mücadele vermiş. Anaokullarına bakıyoruz; bir okulumuz, okulun dışını boyamış, Türk Bayraklarıyla, 15 Temmuz şehitlerine vurgu yaparak bir çalışma yapılmış. Tamamen özverili, gayretli çalışmalar bunlar. Bunları desteklemek gerekiyor. Biz sendika olarak elimizden geldiği kadar bu projeleri yapan okullarımızı ziyaret ediyoruz. Mesela Baskil’in Büyükpınar Köyü’ne gittik. Sınıfların hepsine Şehit adları verilmiş. Ömer Halisdemir sınıfı diye, böyle güzel onun fotoğrafını koymuş. Öğrenci sınıfa girdikçe o şehitleri görecek, unutmayacak. Koridorları o şekilde dizayn etmişler, Türk bayraklarıyla. Müdürümüze plaket verdik, öğretmene teşekkür ettik. Öğrencilere kısa bir konuşma yaptık. Mesela bazı ilçelerimizde, beldelerimizde okulda bir problem çıkıyor, biz sendika olarak orada üyemiz diye gidiyoruz ama bizim beklentimiz şu; Milli eğitim müdürü belki kendisi gidemeyebilir ama şube müdürünü, müdür yardımcısını gönderebilir. Yani burada bir problem varsa, yerinde, anında çözüm. Ben size somut örnek vereceğim; Bir okulda bir yıl boyunca okul müdürü ile müdür baş yardımcısı arasındaki çekişme bir yıl boyunca sürüyor. Öğrenciler bile bloklaşıyor. Müdürün tarafı, Müdür başyardımcısının tarafı. Öğretmenler, onun tarafı, bunun tarafı diye. Biz defalarca oraya gittik. Milli Eğitim müdürümüze söyledik, teftiş kurulumuza söyledik. Bu işi zamanında çözün. Bunları barıştıralım, biraraya getirelim. Bir eğitimci öğrencisine böyle model olursa vay halimize. Bu çocuklara yazık değil mi. Bir yıl boyunca bu sürdü. Bir yıl boyunca bir çözüm bulmadılar. Biz kendi imkanlarımızla sendika olarak gittik, uğraştık ama maalesef bir yıl geçti, diğer yılın sonunda bazıları tayin istediler. Ayrıldıktan sonra bizim milli eğitim maalesef ikinci yılın dönem ortasında yavaş yavaş disiplin cezaları vermeye başladı. Biz bunlarla bu şekilde uğraşmaya başladık ki zaten iş işten geçti. Oradaki öğrenciler bir yıl boyunca o nesli mahvettik orada. Eğitim adına herhangi bir şey göremediler. Bu şekilde durumla karşı karşıya kalıyoruz. 
 
Açık Öğretim’de öğrenci sayısında da bir artış görülüyor. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Bizim Eğitime bakış 2016 raporunda açık öğretimdeki artışı yavaş yavaş sinyal veriyor. Açık öğretimde ortaokul ve lisede öğrenim gören toplam öğrenci sayısı 2000 yılından itibaren sürekli artış göstermektedir. 2015 yılında toplam 1 milyon 874 Bin 210 açık öğretim öğrenicisi bulunurken bu öğrencilerin 1 Milyon 536 bin 135’i açık lise, 338 Bini de açık öğretim orta okul öğrencisidir. 2016’de bu sayı daha da arttı. Yani bu bizim öğrencilerimizin başarısız öğrencilerin deposu gibi bir şey oldu yani. Başarısızsa veli gidip dilekçeyi veriyor, ‘benim çocuğum açıktan devam edecek’ diye açık öğretim lisesine hemen kaydırılıyor. Bu da gerçekten böyle devam ederse buna bir önlem alınması gerektiği sinyalini veriyor. Bu da ülkemiz için tehlikeli bir durum arz edecek. 
 
Bununla ilgili herhangi bir yaş araştırması oldu mu? Geçmişte eğitimini yarım bırakanlar mı açık öğretime başvuruyor, günümüzde örgün eğitimi bırakanlar mı?
Evet, şuanda olan bir durum. Benim bahsettiğim eğitim çağında olan, yani lise çağında olan ama başarısız diye velisi dilekçesini veriyor. ‘Çocuğum açıktan devam edecek’ diyor. Çünkü devlet bu imkanı sana veriyor. Hemen açık liseye kaydını yapıp, açık liseden devam edecek diyor. O zaman zaten devamsızlık da aranmıyor. Liseler zorunlu olduğu için açık liseler bir alternatif olarak görülüyor ve açık öğretim lisesine kayıtları yapılıyor. Burada da devlet bir tedbir almazsa, şuan ki mevcut yönetmelikte bir değişiklik yapılmazsa bu gittikçe gençlerimiz için sakıncalı bir durum haline gelecek. 
 
Elazığ il düzeyinde durum nasıl?
İlimizde de bu durum aşırı şekilde var. Ben çevremde de görüyorum. Bayağı yüksek.
 
Öğretmenlerin özlük haklarıyla ilgili bir araştırmanız var mı? Sanırım Eğitime Bakış 2016 raporunda buna yönelik bir anket var. Bu anket sonuçlarını paylaşır mısınız?
Türkiye’de ve dünyada öğretmenlerin mevcut mesleki durumları ve statüleriyle ilgili çeşitli sorunlar ve kaygılar vardır. Tarihsel ve kültürel olarak yüceltilen öğretmenlik mesleğinin nesnel koşullarının yeterli ve öğretmenleri tatmin eden bir düzeye ulaştığını söylemek oldukça zordur. Öğretmenler, kendilerini ilgilendiren konularda profesyonel görüşlerinin alınmadığı durumlarda motivasyon kaybı yaşayabilmektedirler. Daha önemlisi, öğretmenlerin bilgi, görüş ve tecrübelerini dikkate almayan eğitim reformları genellikle başarısızlıkla sonuçlanmaktadır. Çeşitli araştırmalar öğrenci başarısı üzerinde en fazla etkisi olan unsurun öğretmen olduğunu ortaya koydu. Türkiye’de de eğitimin kalitesinin artırılması için öğretmenliğin daha nitelikli hale getirilmesi ve öğretmenlik mesleğinin statüsünün artırılması oldukça kritik bir konu. 1966 yılında ILO UNESCO tarafından yayınlanan Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi’nde belirtildiği üzere, eğitimin amaç ve hedeflerine ulaşmak için “öğretmenler hakça bir statüden yararlanmalı ve öğretmenlik mesleği, hak ettiği kamusal saygınlığı görmelidir”. Türkiye’de öğretmenlik mesleğine kimlerin girebileceğine ilişkin karar alıcılar, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Yükseköğretim Kurulu (YÖK), akademisyenler, öğretmenler ve öğretmen adayları arasında bir uzlaşı olduğunu söylemek mümkün değildir. Sözleşmeli öğretmenlik, aday öğretmenlik, tezsiz yüksek lisans öğretmenlik programları, pedagojik formasyon programları vb. konularda yıldan yıla birbirinden farklı ve hatta birbiriyle çelişen uygulamalar söz konusu olmuştur. Birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede ekonomik krizler, öğretmenlerin iş koşullarını ve statülerini olumsuz etkilemektedir. Ekonomik krizler sonucunda eğitime ayrılan kaynakların yetersiz olması dolayısıyla kaliteli eğitim materyalleri ve destek hizmetlerine eri- şim açısından ciddi sorunlar vardır. Birçok ülkede öğretmen maaşları diğer profesyonel mesleklerle rekabet edebilecek kadar cazip değildir. Öğretmenliğin birçok ülkede statüsünün azalması ve bazı öğretmenlerin mesleği terk etmeleri dolayısıyla ILO Genel Direktörü Guy Ryder, öğretmenliğin “kuşatma altında” bir meslek olduğunu vurgulamıştır. Bulgular Elinizdeki araştırmanın amacı, Türkiye geneli kamuda temel eğitim ve ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin kendi mesleklerini ve statülerini nasıl algıladığını ortaya koymaktır. Araştırma kapsamında 26 ilde 3.034 öğretmenle yüz yüze görüşülmüştür. Katılımcı öğretmenlerin %52,2’si kadın, %47,8’i erkek olup, %24’ü ilkokullarda, %28,8’i ortaokullarda, %20 ,8’i Anadolu Liselerinde, %21,2’si meslek liselerinde, %5,1’i ise diğer okul türlerinde görev yapmaktadır.
İş Doyumu Öğretmenlerin yaklaşık dörtte üçünün %77 yaptığı iş karşılığı duyduğu başarı hissinden memnun olduğu görülmüştür. Yaptığı iş karşı- lığı duyduğu başarı hissinden memnun olmama oranı oldukça düşüktür %10,9. İlkokul öğretmenleri diğer okul türlerinde çalı- şan öğretmenlere oranla, 21 yıl ve üzeri mesleki kıdeme sahip öğretmenler ise diğer öğretmenlere oranla daha fazla oranda, yaptığı iş karşılığı duyduğu başarı hissinden memnun olduğu görülmektedir. Okul türüne bakıldığında, meslek lisesi öğretmenleri yaptığı iş karşılığı duyduğu başarı hissine ilişkin memnuniyet oranı %66,2 ile en düşük olan kesimdir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin beşte dörtten biraz fazlası (%81,1), öğretmenliğin vicdani bir sorumluluk taşıma imkânını kendisine vermesi bakımından memnun olduğunu belirtmiştir.  Öğretmenlerin %61,9’u, öğretmenliğin toplumda saygın bir kişi olma imkânını kendisine vermesi bakımından memnun olduğunu ifade etmişlerdir. Öğretmenliğin toplumda saygın bir kişi olma imkânını kendisine vermesi bakımından; araştırmaya katılan öğretmenlerin %17,8’i memnun olmadığını belirtmişlerdir. Öğretmenlerin %20,6’sı ise ne memnun olduğunu ne de memnun olmadığını dile getirmişlerdir. Meslek Tercihi Araştırmaya katılan öğretmenlerin %31,3’ü, üniversite puanının öğretmenlik programlarına yettiği için öğretmenliği seçmek zorunda kaldığını, %61,1’i öğretmenliği puan yetmenin ötesinde daha bilinçli olarak tercih ettiğini ifade etmiştir. Öğretmenliği bilinçli olarak tercih eden kadın öğretmenlerin oranı %67,3 erkek öğretmenlerin oranından %54,1 çok daha fazladır. Mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin mesleğe daha önce başlayan diğer öğretmenlere oranla daha fazla bir oranda öğretmenlik mesleğini bilinçli olarak tercih ettiği görülmektedir. 
Mesleki Bağlılık Araştırmaya katılan öğretmenlerin %37,7’si, bugün yeni bir meslek seçebilme olanağının olması durumunda tekrar öğretmenliği seçeceğini belirtmiştir. Yaklaşık üçte biri ise %33,2 öğretmenlik yerine başka mesleği seçeceğini ifade ederken %29,1’i ise bu konuda kararsız olduğunu söylemiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %69,8’i, çalışma kariyerini bu meslekte tamamlamayı düşündüğünü ifade etmiştir. Kadın öğretmenler erkek öğretmenlere göre daha yüksek oranda, kariyerini öğretmenlikte tamamlamak istediğini ifade etmiştir. Özellikle çocuk sayısı arttıkça, kariyerini öğretmenlikte tamamlamayı isteme oranı da artmaktadır. Ayrıca, mesleki kıdem arttıkça, kariyerini öğretmenlikte tamamlama düşüncesi de artmaktadır. Yakınma Öğretmenlerin %23,3’ü, “öğretmenlik mesleği ile ilgili yapmak durumunda olduğum faaliyetler bana zevk vermiyor” ifadesine katıldığını belirtirken, %21,4’ü kararsız olduğunu ifade etmiştir. Öğretmenlerin yaklaşık yarısı %48 öğretmenlik yaptıkça, mesleğin saygınlığına yönelik inancının azaldığını ifade etmiştir. “Öğretmenlerin yaptığı işin değeri anlaşılmıyor” ifadesine verilen cevaplara bakıldığında, öğretmenlerin yaklaşık beşte dördü %78,1 bu ifadeye katıldığını ifade etmiştir. Bireysel Değer Algısı Öğretmenlerin %77,5’i, öğretmenliğin; yaparken gurur duyulacak bir meslek olduğunu belirtmiştir. Araştırmadaki öğretmenlerin %61,4’ü, öğretmenliğin en saygın mesleklerden biri olarak tanımlamaktadır. Öğretmenlerin %83,4’ü, yaptıkları işin başkalarının hayatını olumlu yönde etkilediğini düşünmektedir.
Toplumsal Değer Algısı Öğretmenlerin %42,3’ü, çocuğunun öğretmen olmasını desteklemeyeceğini söylemiştir. Öğretmenlerin yine yarıdan daha fazlası %56,4, toplumda öğretmenlerin sorunlarına karşı yüksek bir duyarlılığın olmadığını ifade etmiştir. Öğretmenlerin üçte ikiden fazlası (%65,7), öğretmenlerin toplumsal statüleri gün geçtikçe düştüğü kanaatindedir. Öğretmenlerin %38,9’u, öğretmenlik mesleğinin itibarının ve imajının düzelmeyecek kadar yıprandığını ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yarısından biraz fazlası %54, devletin öğretmenlere yeterince değer vermediğini düşünmektedir. Yine öğretmenlerin %59,3’ü, medyanın öğretmenlere yeterince değer vermediğini düşünmemektedir. Öğretmenlerin yarıdan fazlası %52,7, toplumun öğretmenlere yeterince değer vermediğini ifade etmektedir. Ücret Memnuniyeti Öğretmenlerin dörtte birinden çok az fazlası %26,5, aynı veya daha fazla ücret alacağı kamu sektöründe başka bir iş bulduğu takdirde öğretmenlikten vazgeçeceğini ifade etmektedir. Öğretmenlerin yarıdan az fazlası %51,8, maaşlarından sosyal ve kültürel ihtiyaçları için para ayıramadıklarını belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %56,9’u, yaptığı iş karşılığında adil bir ücret almadığını ifade etmektedir. Tükenmişlik Araştırmaya katılan öğretmenlerin %61,1’i, mesleğini yaparken oldukça yıprandığını ifade etmiştir. Öğretmenlerin %34’ü, öğrencilerle ilgilenmenin çok fazla strese neden olduğunu ifade etmiştir. Mesleki Özerklik Öğretmenlerin %21’i, mesleği nasıl icra edeceğine dair birçok konuda kendi kendine karar verme özgürlüğüne sahip olmadığını belirtmiştir. Öğretmenlerin %53’ü, yöneticilerinin, eğitim-öğretim süreçleri ile ilgili kendi aldığı kararlara saygı duyduğunu belirtmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin %30’u, okul içerisindeki birçok süreçte bireysel olarak inisiyatif almakta zorlandığını dile getirmektedir. Öğretmenlerin yarısından biraz fazlası %54, öğretmenlerin merkezden verilen kararların pasif uygulayıcısı olduğunu düşünmektedir. Karar Alma Mekanizmalarına Katılım Öğretmenlerin yarısından biraz fazlası %53,1, eğitim politikalarının şekillenmesinde etkilerinin olmadığını düşünmektedir.
Çalışma Koşulları Öğretmenlerin %29,9’u, çalıştığı okulun fiziki olanaklarının işini gereği gibi yapması için yeterli olmadığını belirtmektedir. Öğretmenlerin %31’i, mesleğini yaparken kişisel güvenliği ile ilgili endişe duyduğunu belirtmektedir. Mesleki Gelişim Öğretmenlerin yarısı %50, mesleki gelişimleri hizmet içi eğitim için yapılan çalışmaların yeterli olmadığını belirtmektedir. Öğretmenlerin üçte ikisi %66, imkân olması halinde yüksek lisans doktora yapmak istediğini belirtmektedir.
Öğretmenlerin yaklaşık yarısı %52, kendisini mesleki açıdan geliştirebilmek için yeterince imkân sağlanmadığını dile getirmektedir. Sonuçta şöyle; Eğitimin kalitesi açısından öğretmenin önemi dikkate alındığında, öğretmenlerin iş doyumunu, mesleki bağlılığını ve çalışma koşullarını olumsuz etkilemesi muhtemel bütün unsurların ayrıntılı bir şekilde incelenmesi oldukça önem arz etmektedir. Bu çerçevede, öğretmenlerin mesleki gelişimleri destekleyici ve mesleki özerkliğini artırıcı çalışmaların yapılması elzemdir. Öğretmenliğin statüsünü artırmak ve başarılı öğrencilerin mesleğe çekilebilmesi için yeni politika ve stratejilerin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Öğretmenlerin mesleki özerkliklerinin artırılması ve çalışma koşullarında yapılacak iyileştirmeler, hem başarılı gençlerin öğretmenlik mesleğini seçmesini hem de mevcut öğretmenlerin kendilerini, işlerine daha çok adayabilmelerine yardımcı olacaktır. Öğretmenler öğretim araçlarının seçimi, ders kitaplarının seçimi ve pedagojik yöntemlerin uygulanmasında esas rolü üstlenmelidirler. Aynı şekilde, teftiş ve denetleme sistemi, öğretmenlerin özgürlüğünü, girişkenliğini ve sorumluluğunu sınırlamaktan kaçınmalıdır.
Vakit ayırıp, sorularımı cevaplandırdığınız için teşekkür ederim…
 
Yorumlar (0)
11°
parçalı az bulutlu
Namaz Vakti 11 Nisan 2021
İmsak 04:22
Güneş 05:48
Öğle 12:30
İkindi 16:08
Akşam 19:02
Yatsı 20:22
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 31 67
2. Fenerbahçe 32 63
3. Galatasaray 32 62
4. Trabzonspor 33 58
5. Gaziantep FK 31 50
6. Alanyaspor 32 49
7. Hatayspor 32 49
8. Karagümrük 33 49
9. Göztepe 33 46
10. Sivasspor 31 44
11. Konyaspor 31 40
12. Antalyaspor 32 39
13. Rizespor 32 36
14. Kasımpaşa 32 35
15. Malatyaspor 31 33
16. Ankaragücü 31 33
17. Başakşehir 32 33
18. Kayserispor 31 33
19. Gençlerbirliği 31 31
20. Erzurumspor 32 28
21. Denizlispor 31 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 29 60
2. Samsunspor 29 57
3. Adana Demirspor 29 55
4. Altay 29 53
5. Altınordu 29 52
6. İstanbulspor 29 51
7. Ankara Keçiörengücü 29 49
8. Tuzlaspor 29 41
9. Bursaspor 28 40
10. Bandırmaspor 29 39
11. Ümraniye 28 38
12. Boluspor 29 35
13. Balıkesirspor 29 32
14. Adanaspor 28 31
15. Menemenspor 29 30
16. Akhisar Bld.Spor 29 25
17. Ankaraspor 28 19
18. Eskişehirspor 29 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 30 60
3. Leicester City 30 56
4. Chelsea 31 54
5. Liverpool 31 52
6. West Ham 30 52
7. Tottenham 30 49
8. Everton 29 47
9. Leeds United 31 45
10. Aston Villa 30 44
11. Arsenal 30 42
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 30 36
15. Burnley 30 33
16. Brighton 30 32
17. Newcastle 30 29
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 30 21
20. Sheffield United 30 14
Takımlar O P
1. Real Madrid 30 66
2. Atletico Madrid 29 66
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 29 58
5. Real Sociedad 29 46
6. Real Betis 29 46
7. Villarreal 29 46
8. Levante 30 38
9. Celta de Vigo 29 37
10. Athletic Bilbao 30 37
11. Granada 29 36
12. Cádiz 30 35
13. Valencia 29 33
14. Osasuna 29 31
15. Getafe 30 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 29 27
18. Elche 30 26
19. Deportivo Alaves 30 24
20. Eibar 30 23
Yeni Sayımız
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@