Kurumsallık ve Süreklilik

Bu iki kavram başarının ve dolayısıyla mutluluğun temelini teşkil ediyor. Bu mutluluk hem bireysel hem de toplumsal olabilir.

Kurumsallık mı sürekliliği getirir yoksa süreklilik mi kurumsallığı? Bu konuda ağır bir felsefe tartışması lazım gibi görünüyor ama kaçınılmaz gerçek şu ki: eğer bu kavramları hayatımıza adapte edemezsek, hedeflediğimiz noktalara gelemeyiz.

Kurumsallık nedir? Diye tanımlamaya çalışırsak, örneklerle daha güzel anlaşılır diye düşünüyorum.

Gelişmiş ülkelerde kurucularını kaybetmiş ve hiç mirasçıları kalmamış şirketler var. Şirket öyle kurumsal bir hale gelmiş ki, hâlâ kurucuları varmış gibi devam ediyor ve dünya çapında ticaret yapıyor. İşte bu kurumsallık değil de nedir?

Demek ki öyle bir sistem kurmak gerek ki, işleyişi yönetenlerden bağımsız yürüyebilmeli.

Akla gelen ilk soru şu: O zaman yöneticilere gerek yok mu? Tabii ki onlar, olmazsa olmaz. Ancak onlar sistemin garantisi değil, değerleri olmalıdır.

Ben ülkelerdeki etkin yönetimlerin, yerel yönetimlerden başlayacağını düşünüyorum. Sürekli üstten gelecekleri beklemek yerine üstü yönlendirmek hatta bazen zorlamak gerektiği kanaatindeyim. Bu da ancak kurumsallık ile mümkün olacaktır. Çünkü kurumsallık olmayınca süreklilikten bahsetmekte mümkün görünmemektedir.

Elazığ’ı düşünüyorum. Birkaç ay görev yapan valilerimizde var, birkaç yıl görev yapanda.

Belediye Başkanlarımızda aynı şekilde. En çok görevde kalanlar yaklaşık 10 yıl görevlerini icra etmişler.

Nedense görevine yeni başlayan yerel yöneticilerden beklenti, tüm sorunlara çözüm bulması yönünde? Aslında bunun o kişinin görev süresi içerisinde mümkün olamayacağını aklıselim her kişi farkındadır. Haliyle bu kişiler, bu baskılar altında ancak günü kurtarmaya yönelik icraatlar yapmaktadırlar.

Nedir bu günlük icraatlar? Her gelen ilk önce kurumun mevcut ekiplerini değiştirmeye çalışıyor. Başarı için insan kendi ekibi ile çalışmalı!!! Bu durum üst yönetim için geçerli olabilir ama kurumun teknik ekipleri o kurumun yazılı olmayan hafızası, görünmeyen iş bitirici gücü ve en önemlisi ailenin öz evlatlarıdır.

Yeni yönetici, yeni ekipler, yeni projeler…

Ben bu kısır döngüyü, bitmeyen bir inşaata benzetiyorum.

Binanın yapımını üstlenen kişi, projeyi hiç kontrol etmeden, zaten memnuniyetsizlik var diyerek, ilk önce mevcudu ortadan kaldırıyor. Sonra neredeyse aynı projeyi tekrar inşa etmeye başlıyor. Görev süresi yettiği kadar devam ediyor. Yerine gelen tekrar sil baştan yapınca, yaşamın çadır hayatından kurtulması mümkün değildir. Vizyon değişmediği sürece yapının kaba inşaatın ötesine geçmesi mümkün değildir.

Hafıza mı şöyle bir yokluyorum: Atanmış veya seçilmiş bir yerel yöneticinin, yerine geldiği kişiden devraldığı bir projeyi sürdürdüğünü ve kendi yerine gelen kişiye de sürdürmek üzere teslim ettiğini hatırlamıyorum. Bir kitap okuma projesinin bile kaç defa ismi değişti. Bir türlü bir önceki devam edemedi.

Bir şeyler hep kötü ve her gelen düzeltmeye çalıştığını ifade ediyorsa, burada büyük bir eksiklik yok mudur?

Bir önceki hiçbir konuda mı olumlu bir adım atamadı. Neden onun attığı olumlu adımları devam ettirmeyiz ve büyük bir içtenlikle bu sürdürülebilirlikle övünmeyiz?

Çalışan insanların hata yapması kaçınılmazdır. Burada kabul edilemeyecek durumlar; hatanın bilerek yapılması veya hata da ısrar edilmesidir. Yapılan yanlışların konuşulduğu kadar doğrularda konuşulmalıdır ki eleştiri kültürü incinmesin, yıpranmasın. Eğer böyle olmazsa, yöneticilere eksikleri kabul ettirilemez, yanlışlarından vazgeçirilemezler.

Kendimi bildim bileli, Elazığ için akıl ve alın teri dökerim. Ama bugün şu sorunun cevabını veremiyorum: “Elazığ’ın hedefleri nelerdir?”

Hedefleri olmayan bir kişinin, bir şehrin veya bir toplumun, başarıdan söz etmesi mümkün görünmemektedir.

1 Nisan sabahı iş başına gelecek Belediye Başkanımızdan en büyük beklentim; şehrin, acil, kısa, orta ve uzun vadeli (en az 50 yıllık) hedeflerini belirlemesidir. Ama bu hedefler sabah erken kalkanların gördüğü rüya ve fikirleriyle belirlenmemelidir. Tüm paydaşlarıyla, ortak akılla, toplum menfaatleri şahsi menfaatlerin üzerinde tutularak, bilimsel gerçeklerle uyumlu olarak ve en önemlisi eleştirilere açık olarak şeffaf bir şekilde belirlenmelidir.

Bundan on yıl önce kentsel dönüşüm ve yapı güvenliği ile ilgili hedefler belirlense ve çalışmalar başlasaydı, belki de bugün Elazığ’ın, örneğin %30’u depremde güvende olacaktı. Ama günü kurtarmaya yönelik projelerde bile maalesef önemli bir mesafe kat edemedik.

Kurumsal bir yönetim hayal ediyorum: Ekibini eğitmiş, motive etmiş ve hedeflerini belirlemiş.

Sürekliliği olan projeler hayal ediyorum: Dedelerden torunlara miras kalmış.

Gelecek nesillere, milli hedefler miras bırakmak dileğiyle…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatih
Fatih - 1 hafta Önce

Çok güzel bir yazı. Umarım değerli Elâzığ yöneticileri dikkate alirlar