NEFRET VE AYRIMCILIK SUÇU (CİNSEL YÖNELİM, DİN, DİL, MİLLİYET, SİYASİ DÜŞÜNCE, MEZHEP, ENGEL DURUMU GEREKÇELERİYLE)

TCK’nın 122. maddesinde Nefret ve Ayırımcılık Suçu tarif edilmiştir. Buna göre;

(1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;

a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,

b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,

c) Bir kişinin işe alınmasını,                                     

d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

122. maddede düzenlenen ayrımcılık suçuyla korunmak istenen hukuki menfaat; insanlar arasında ayrımlar yapılarak, mağdurların kanunların tanıdığı haklardan keyfi olarak yoksun bırakılmasının önüne geçilmesidir. Bu maddede düzenlenen suçun oluşabilmesi için kanunda dört farklı seçimlik fiil düzenlenmiş olup bu seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesiyle suç tamamlanmış olur. Bu seçimlik fiiller şu şekildedir;

·         Bir Kişiye Kamuya Arz Edilmiş Olan Bir Taşınır veya Taşınmaz Malın Satılmasının, Devrinin veya Kiraya Verilmesinin Engellenmesi

Bu seçimlik fiilin gündeme gelebilmesi için ilk şart; taşınır ya da taşınmaz malın, satılacağının veya devredileceğinin halka açık şekilde ortaya konulmasıdır. Örneğin belli bir ırktan nefret eden bir kişiye evini kamuya arz etmediği halde bu ırktaki kişinin satın alma teklifinde bulunması halinde kamuya arz söz konusu olmadığından 122. maddedeki suç oluşmayacaktır. Kamuya arz edilme kavramı değişik şekillerde gerçekleşebilir. Arz edilmeye örnek olarak; taşınmazın emlakçıya verilmesi veya satış için internet sitesine konulması verilebilir.

·         Bir Kişinin Kamuya Arz Edilmiş Belli Bir Hizmetten Yararlanmasının Engellenmesi

Kamuya arz edilmiş hizmet kavramından anlaşılması gereken ise sağlık, ulaşım, eğitim hizmetleridir. Bu seçimlik fiil bakımından suçun faili kamuya arz edilmiş hizmeti sunan kişi olabileceği gibi başka bir kimse de olabilir. Hizmet alımının engellenmesi hareketi bu hizmetlerden mahrum kalınması şeklinde gerçekleşebileceği gibi hizmete ulaşımın zorlaştırılması şeklinde de gündeme gelebilmektedir.

·         Bir Kişinin İşe Alınmasının Engellenmesi

İş Kanununun 5. maddesinde; “İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz. İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Bu kapsamda işverenin tüm işçilerine eşit işlemde bulunma ilkesi düzenlenmiştir. Anayasanın 49. maddesinde ise; ” Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu iki madde değerlendirildiğinde dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;  bir kişinin işe alınmasının engellenmesi, İş Kanununun 5. maddesinin yanı sıra Anayasanın 49. maddesini ihlal edecektir.

Bu seçimlik fiil bakımından dikkat edilmesi gereken husus ise seçimlik hareketin yalnızca işe alım konusunu düzenlemesidir. Yani iş akdi süresince gerçekleştirilen fiiller ve iş akdinin feshi hususu bu madde kapsamında değerlendirilemeyecektir.

·         Bir Kişinin Olağan Bir Ekonomik Etkinlikte Bulunmasının Engellenmesi

Madde metninde belirtilen olağan ekonomik faaliyet kavramıyla, bireyin iradesi kapsamında gerçekleştirebileceği her türlü iktisadi muamelenin anlaşılması gerektiğini düşünen bir görüş bulunmaktadır. Doktrinde taşınmazı kiraya vermenin iktisadi faaliyet sayılabileceği ancak borç vermenin ise olağan ekonomik faaliyet kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği ifade edilmektedir.

Fail

Nefret ve ayırımcılık suçunu düzenleyen 122. maddede fail bakımından herhangi bir sınırlamaya yer verilmediğinden herkes bu suçun faili olabilmektedir. Yani suç özgü suç niteliğinde değildir.

Bazı görüşler bazı seçimlik hareketler bakımından, failin belirli nitelikleri sahip olması gerektiğini düşünmektedir. Mesela nefret sebebiyle belirli kişilere taşınmazın satışının engellenmesi hareketinin ancak taşınmazın maliki tarafından gerçekleştirebileceği söylenmiştir. Ancak bu hususta 122.maddede özel bir sınırlama yapılmadığından fail malik olmasa da dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle taşınmazın satışını engellemesi durumunda bu suçun faili olabilecektir.

 Mağdur

Kanunun 122. maddesinde sıralanan ırk, din, cinsiyet gibi özelliklerin insana özgü olması sebebiyle, tüzel kişilerin bu suçun mağduru olamayacağı yaygın bir görüştür. Bu nedenle de nefret ve ayırımcılık suçunun mağdurunun sadece gerçek kişiler olabileceği düşünülmektedir. Bu görüşü savunan kişilere göre tüzel kişiler nefret ve ayırımcılık suçu kapsamında ancak suçtan zarar gören olabilmektedir. Başka bir görüşte ise belirli bir milliyetten yahut cinsiyetten kimselerin oluşturduğu vakfa, bu kimselere duyulan nefret sebebiyle taşınmazın kiralanmaması durumunda vakfın mağdur olabileceği düşünülmektedir.

Gerçek kişilerin tümü nefret ve ayırımcılık suçunun mağduru olabilir. Kanunda gerçek kişiler yönünden herhangi bir sınırlama mevcut değildir.

Suçun Manevi Unsuru

Türk Ceza Kanununun 22. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.” Kanunda ayrımcılık suçunun taksirle işlenebilen haline yer verilmediğinden nefret ve ayırımcılık suçu yalnızca kasten işlenebilen bir suçtur.

Suçun ilk düzenleniş halinde bulunmayan nefret kavramı 2015 yılında Türk Ceza Kanununu  122. maddesinde yapılan değişiklikle, madde metnine eklenmiştir.  Bu değişiklikle beraber madde metninde sıralanan hareketlerin ancak dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan “nefret nedeniyle” gerçekleştirilmesi durumunda 122. maddede düzenlenen nefret ve ayrımcılık suçu oluşacaktır. Yani bu suç tipinde özel kast (saik) aranmaktadır. Nefret saiki, tespitinin zor olması nedeniyle suçun işlenmesini güçlendirmiştir.

Hukuka Aykırılık Unsuru

Madde metninde ayrımcılık suçunda özel bir hukuka uygunluk sebebine yer verilmemiştir. Genel olarak ayrımcılık suçu bakımından hukuka uygunluk nedeni bulunmadığı kabul edilmektedir. Ancak ilgilinin rızası bulunması halinde hukuka uygunluk sebebi sayılabilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Furkan Aktı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.