ŞİDDETSİZLİĞİN ŞİDDETİ DAHA İCAT EDİLMEDİ

Gazze’deki ve Ukrayna’daki  savaşlar dünya için göz açan savaşlar olarak nitelenebilir.

Uzmanlık alanları “Üçüncü Dalga Feminizm ve Queer” teori olan Judith Butler geçtiğimiz günlerde Hamas ve Hizbullah’ın küresel Sol’un bir parçası olan ilerici toplumsal hareketler olduğunu ifade eden açıklamalar yaptı. Butler, İsrail’in derhal ateşkes yapmasını, Filistinlilerin geri dönüş hakkı ve sömürgeci yapıların yıkılması yönünde çağrıda bulundu.

Bir noktaya kadar haksızda değil…Sağ ideoloji ve siyasi görüşler, kitlelerin hayattaki seçimlerinden onları sorumlu tutan daha yüksek siyasi bir ahlaki otoritenin olduğuna inandırmakla meşguliyet içinde. Sol ise ebedi sonuçlarını düşünmeden hedonistik sefahate kapılarak hep özgür olmak istemiştir ve istiyor. Sağın da solun da gerçekten ortası yok. Sağ, meseleleri kapitalist sistemde uygarlığına uygun bir şekilde kendini sunuyor. Sol, kendi ideolojisine katılmayan herkesi “kötücül” olmakla suçlamaya devam ediyor. İptal kültürünün nihai hedefi de budur, yani orta dünyanın olmaması…

Butler, “Kırılgan Hayat- Yas ve Şiddetin Gücü” eserinin önsözünde “Hem İsrail’in hem de Filistinlilerin şiddetinin sona ermesini savunuyorum ve meydanı İsrail/ Filistin’in siyasi yapısı üzerine tehditlerin yer almadığı meşru bir kamusal tartışmaya açmanın bu proje açısından hayati önemde olduğuna dikkat çekiyorum,” düşüncesiyle,  kamusal ve insani düşünmeye davet ediyor dünyayı…

Butler, “Terörist” teriminin anlamının belirsizleştiğine vurgu yapmaktadır. Halkların çeşitli bağımsızlık hareketlerine karşı savaş halinde olan iktidarlar tarafından sömürüldüğünü “Terörist” teriminin “İsrail devleti” tarafından Filistinlilerin direniş eylemlerinin herhangi birini veya tümünü tanımlamak için kullanılırken, devlet şiddeti uygulamalarında “terör” tanımının hiçbiri için kullanılmadığına vurgu yapmaktadır.

Dünyadaki şiddetin tarihsel nedenlerini belirlemeye çalışan Judith Butler’ın dünyada çok tartışılmaya devam düşüncesi belirli bir çerçevede terörü “meşrulaştırıyor” gibi algılanabilir.

Butler; ABD’nin 2001 İkiz Kuleler’e yapılan saldırıda şiddete maruz kaldığını fakat şiddete maruz kalmak ile şiddete maruz kalma durumunu meşruiyet çatısını altında bir devletin kullanarak, maruz kaldığı saldırıyla ilişkili olsun olmasın, herhangi bir devletin çeşitli hedeflere karşı sınırsız saldırganlıkla bulunma yetkisini kendi mağduriyetinden alarak saldırmayı meşruiyete büründürmede temellendirmesinin başka şey olduğu belirtmektedir.

Terörizm ahlaki açıdan bariz bir şekilde yanlış, bu yüzden kesinlikle asılsız olduğundan, terörizme meşru nedensellik arayışı da saçmadır. Terörizmle mücadele edilmelidir, ne kadar soyut şeyler keşfedilirse keşfedilsin. Düşünceler üretilirse üretilsin… Şiddetle mücadelenin mutlak önceliği Butler’in de belirttiği gibi radikal bir terörizm olayından sonra İsrail’in Gazze’ye uyguladığı savaş terörizmine kolaylıkla aktarılamaz. Ancak aktarılmaması için dünyanın en etkili siyasi liderleri de etkisiz kaldı. Çünkü nedensel ilişkiler savaş terörizminde ülkelerin cinsiyeti açısından farklıdır. Savaş terörü, mevcut bir siyasi-tarihi çatışma tarihini etkiliyor ve kendini sürekli depoluyor.

Çatışma ya da çatışmasızlık tarihteki savaşların ön koşuludur. Radikal terörizm olmadan “savaş terörizmi” var olabilir miydi? Anlaşılması gereken nokta; radikal terörizm ideolojiktir. Benzer şekilde savaş terörü, radikal terörizmin aksine, koşullarının analizinden ayrılamaz. Nedensel araştırmanın özür dileme fikri radikal terörizm durumunda doğrudur, ancak savaş terörizmi durumunda değildir.

Hamas bu insanlık dışı katliamı “neden” yaptı? Çünkü “Filistin İsrail tarafından zulme uğruyor.” Butler, felsefi açıdan İsrail’in gerçekten özür dilemesinin beklenilmesi radikal terör için diğer ülkelerden herhangi birine radikal bir terör eylemi gerçekleştiğinde, radikal terör için meşruiyet alanı oluşturmaz mı? Savaşlarda terörizme yaklaşma ve yakınlaşma sebebi meşruiyetten ziyade, etiyolojik bir sebep olarak ele alınabilir.

Sosyal medyada halkların etkileşim tepkilerinin büyüklüğü hem radikal hem savaş terörünü tabu altına sokuyor. En yüksek sesi oluşturan gruplar yanlış cevabı veriyor “Suçlu İsrail!”  Ve bu şaşırtıcı değil, çünkü bu seslerin sunabilecek patent tarif önerisi de yok. “Özgür Filistin” ya da “Hamas’ı öldür!” diye ilahiler söylenemez de.

Gazze savaşı şunu açıkça gösteriyor ki: ahlaki-savaşçı mantığı “saldırganla savaşılmalıdır” siyasi-tarihi mantığı “Saldırganın kullandığı savaş çatışması neden var?” engellendi. Gerçek bir geçersiz kılma: Savaşın ahlaki mantığı devreye girdiğinde, siyasi-tarihi mantık da kapanır. Gazze’deki abluka özellikle kategoridir çünkü Ortadoğu’daki çatışmanın temeli ahlaki sorunlarla dolu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Gödeoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler