FIRAT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ

Düşünce tarihinde pek çok tartışmanın derin sularından bugüne dek pek çok araştırma ve konuların değişmeyen tek yüzünün “Felsefe” olduğunu düşünenlerdenim. Bu çerçeve de felsefeyi sadece bir alana sıkıştırmak, bir alanda konuşlanmasını sağlamanın temel de doğru bir yaklaşım olmadığını biliyor, aksine felsefenin doğasına ters düşen bir durum olarak tanımlıyorum. Bu nedenle karanlıkları aydınlatmak mı gerek, yoksa karanlığın doğurucu gücüne mi inanmak gerek bunu öğrendikçe bende anlamaya başlarım diye düşünüyorum.

 

Yaşamın bazı kritik evrelerinde çeşitli aydınlanmalar yaşayan, bu nedenle de yaşamı epey bir sorgulayan biriyimdir. Ancak bu derinleşme benim açımdan sarsıcı durumlara eşlik ettiği için girdiğim ortamlarda bu konuyla ilgili genelde yüzeysel kalmayı, hatta bazen sadece “yüzeye” konuşmayı tercih ediyorum. Neden mi bunu tercih ediyorum?  Çünkü bu çağın nereye ait olduğu muğlak gerçekliğini çok iyi bildiğim için. Biraz iş,  biraz para hırsından arınıp Elazığ’ın  düşünce dünyası ve eylemlerini gözlemlerseniz, muhtemelen bu konu da bana hak vereceksiniz. Yani ne oradayız ne de burada, belki de Araf ta kalmak en sağlıklısı, bilemiyorum. Bu gerçeklikten dolayı da güzel şehrimiz Elazığ da felsefe, din ve düşünce dünyasına yönelik olarak yapılan çalışmalara elimden geldiğince katılmaya çalışıyorum. Genelde çok sosyal biri olmadığım için Youtube dan takip ettiğim, düşünce dünyalarına saygı duyduğum ve önemsediğim bazı şahsiyetler de var. Onların sohbetlerini dinlemek, hayatı anlamlandırmaya çalışmak bu yüzyılda bireysel bir tercih olduğu için, bu durum emek ve sabır ayrıca bedel isteyen bir süreç. Herkesin “oyalandığı” bir çağda ben “meşgul” oluyorum, bu içten tercihimi belirtemeden de geçemem.

 

Yukarıda bahsettiğim bireysel tercihimden yola çıkarak geçtiğimiz haftalarda Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesin de tam da Dünya Felsefe gününde gerçekleştirilen “Felsefe ve Din Bilimleri Lisansüstü Öğrenci Sempozyumunun” ikincisine büyük bir heyecan ile bende katılım sağladım. Felsefe ve Din Bilimleri Lisansüstü Sempozyumunda Profesör Doktor Sayın İsmail Erdoğan’ın gerçeğe uygun ve aynı düzlemdeki içten konuşması Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin belki ilerleyen zamanlarda Ekol olma yolunda çeşitli adımlar atabileceği düşüncesini aklıma getirdi. Tabii ki bunun için doğru ekip ve sistematik bir düşünce silsilesi gerekli, bu devirde düşünceyi raks ettirmek herkesin harcı değil, bunu durumu zamanla, hocalarımızın düşünce dünyaları eşliğinde değerlendireceğiz. Ayrıca yine Sayın İsmail Erdoğan hocamızın diğer üniversitelerden gelen öğrenci kardeşlerimizin heyecanını azaltmaya yönelik “kapsayıcı” dokunuşları da kalbimizi ısıtan bir diğer güzellikti. Bu güzellikten bahsetmek isterim. Felsefe ve Din temelinde şekillenen sempozyuma çevre illerden gelen yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin konuya olan hakimiyet ve anlatı biçimleri de felsefe sevenlerin yüzünü gülümseten bir durumdu.

 

Öte yandan Fırat Üniversitesi Rektör Yardımcısı Profesör Doktor Sayın Bilal Üstündağ’ın özellikle İsrail - Filistin savaşına yönelik olarak kullandığı düşündürücü cümleler salonun genel atmosferini yıkıcı bir güçteydi. Bilim, ilim ve üretimin gücüne inandığı yönündeki konuşmaları aslında tam olarak benim düşünce dünyam ile eşleşen bir düzeydeydi. Kanımca bizim de ülke olarak en çok ihtiyacımız olan şey bu. Bu ihtiyacın ne kadar farkındayız, kamusal alanda bu konuya ne kadar değiniyoruz ne kadar yapıcıyız işte bunu bilemiyorum çünkü konu epey bir ayrışımlı.

 

Günlük yaşam da aslında biraz durup düşünsek ya da gözlemlesek pek çok farklı bakış açılarına sahip olabiliriz ancak bu konuda nedense belirgin bir hassasiyet geliştirmiyoruz ya da ardındaki niyeti bilmeden konuşmak hoşumuza gidiyor. İnsan ve yaşam üzerine düşünmek, Elazığ şehrinin felsefesini gözlemlemek, insan davranışlarının temelini anlamak dediğim gibi epey emek isteyen ve keyifli bir süreç.

İnsan, kültür ve doğa farklılığının ötesinde bir felsefe mümkün mü, felsefe sadece bir alana mı ait, insan ve doğa arasındaki iktidar dengesinin temelleri ve sınırları nelerdir? gibi daha pek çok konu bu çağda “oyalanan” bireylerin ilgi alanının çok dışında olduğu için belki de konuşmak ya da yazmak pek de derinlik ihtiva etmiyor. Çünkü bu geçici dünya da bizler için her şey para ve iş.

 

Son olarak “Felsefe, sanat, kültür ve edebiyatı tüketim nesnesi haline getiren topluluklar, başka topluluklar tarafından işgal edilmeye mahkumdur” sözümü sizlerle paylaşarak yorumlamayı da yine sizlerin düşünce gücüne bırakmak istiyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sibel Öztaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler