ZAMPİYON

Kış mevsimi geldi ya herkes bildiği gibi her ürüne zam yapıyor. Marketlerde etiketleri saat başı değiştirmekle görevli elinde makasla

etiketleri kesip biçen görevliler var.

Gökten adeta zam yağıyor, hem de sağanak halinde.

Çaya, şekere zam, ekmeğe suya zam.

Benzine, mazota, elektriğe, doğalgaza zam.

Vergilerde sağanak halinde yağan zamlar devam ediyor.

Kefen bezine bile zam üstüne zam.

Akla gelen her ürüne domatese, bibere, narenciyeye, limona maydanoza zam.

Ev kiraları uçtu, taşıma ücretleri otobüslerin, minibüslerin önünden, uçak fiyatları uçaklardan hızlı gidiyor.

Hiç kimse, hiçbir kurum bu hıza yetişemiyor.

Tek suçlu akaryakıt ve enflasyon.

Bu gidişle yarın enflasyonu yüzde onlara düşürün etiketler eminim ki yine yerinde kalacak hatta artışa devam edecektir.

Çünkü denetim yok, kontrol yok,

Piyasalara bir hâkimiyet yok.

Vatandaş bazı esnaflarımı tenzih ederek söylüyorum esnafın olmayan vicdanına terk edilmiş durumda.

Nereye kadar devam edecek diye sorarsanız. Bunun cevabını bende bilmiyorum ama bu sorunun cevabının olmadığını biliyorum.

Vatandaşın alım gücü yok denecek kadar azaldı.

Demek ki bu serbest piyasa bize göre değil.

Vatandaş aldığı ürünün alış fiyatını ve satış fiyatını etiketlerde belirtmesi gerekiyor mu?.

Öyle yarım saatte etiket değiştirmekle bunun sonu gelir mi?

Bu serbest piyasayı da bizim başımıza rahmetli Turgut Özal sardı.

Devir Turgut Özal’ın “Koydum mu oturturum” dediği devirler.

Turgut Özal’ın Başbakan olduğu yıllardı.

“Şampiyon” filmi gösterimdeydi. Kapalı gişe oynuyordu.

Filmde boksta vardı, aşkta vardı, hüzünde vardı.…

Aylarca gösterimde kaldı. İzleyenler arasında hemen hemen ağlamayan yoktu.

İşte tam bu sırada bir “Zampiyon” başlığı ile bir karikatür yayınlandı “Fırt” dergisinde.

Karikatürde Özal boksör olarak çizilmişti. Millete zam yumruğunu atıyordu milletin anasını ağlatıyor, koydu mu oturtuyordu.

Tıpkı şimdiki gibi…

Başbakan Özal karikatüristi aradı Karikatürün orijinalini istedi İmzalı olarak karikatürü çerçeveletip başbakanlık konutunun duvarına astı.

Demek ki o zamanlar devlet büyüklerimizde daha çok hoşgörü vardı.

Şimdi ki gibi yazarların, çizerlerin ve karikatüristlerin yollarının üzerinde bir Silivri yoktu.

Yazarlar, çizerler, karikatüristler aforoz edilmiyordu.

“Koydum mu oturturum” diyen Özal’da bile bir hoş görü vardı.

Rahmetli Demirel’i hicvetmeyen ne bir şair kalmıştı nede sivri kalemli yazarlar.

Ama onlar bütün bu acımasız eleştirileri hoş görüyle karşılıyorlardı.

Ama bu ülkenin bir gerçeği var ki Rahmetli Demirel’in dediği gibi “Tencerenin götüremeyeceği hiç bir hükümet yoktur.”

Yazamasan da yoktur, konuşmasan da yoktur, düşünmesen de yoktur.

Hükümetin bir an evvel vatandaşın alım gücünü iyileştirmesi ve acımasızca yapılan bu zamların önlenmesi gerekiyor.

7.500 lira maaş alanlarla beş-altı yerden maaş alanları aynı kefede tutulmamalıdır.

7.500 lira maaş alanla 70-80 bin lira maaş alanların maaş artışları aynı oranda olmamalıdır.

Yani on kişiye bir, bir kişiye on pul verilmemelidir.

Bu ülkeyi birilerine cennet birilerine cehennem edilmemelidir.

Yoksa fıkrada olduğu gibi kıç üstü yere düşen bir vatandaşın hükümete oy verirken “Ben düşerken kıçımı yere çarptım kafamı değil” sözü gerçekleşebilir.

Fıkrayı merak ediyorsanız anlatayım.

Yerlerin buzla kaplı olduğu bir havada vatandaşın ayağı kayıyor ve kıç üstü yere çakılıyor. Orada geçmekte olan bir siyasetçi hemen adamın yardımına koşup onu yerden kaldırıyor yere çakılan adam tanımadığı o siyasetçiye;

“Bu iyiliğinize karşı size nasıl teşekkür edebilirim?” diye bir soru sorunca,

Siyasetçinin işi gücü siyaset ya “Ben filan partinin başkanıyım gelecek seçimde bana oy verirsen borcunu ödemiş olursun” diyor.

Bunun üzerine yere düşen adam…

“Aman efendim ben düşerken kıçımı yere çarptım kafamı değil” demiş.

Yani kıç üstü yere çakılan bu milletin başını taşa çarpmasına da az kaldı.

Kıssadan hisse,

Acı ama gerçek…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Şükrü Baş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Mustafa Berçin - Tezgâha Gelir

Simsar “ucuzluk var” diye seslenir

Ayşe teyzem koşar tezgâha gelir.

Vurguncu reklamla, kanla beslenir

Ali beyim coşar tezgâha gelir.

Çiftçinin umudu kalır seneye

Stokçular doymaz benzer keneye

Aldanır söylenen her bahaneye

Memur yoldan şaşar tezgâha gelir.

Bir seher vaktinde kaval sesini

Hayallere sığmaz gün ertesini

Rüyasında görür yâr busesini

Çoban dağdan aşar tezgâha gelir.

Ilık bir meltemle yıkar yüzünü

Uluorta girer çekmez sözünü

Birisi de çıkar yarar gözünü

Mevâli bu, yaşar tezgâha gelir.

Çanakkale 25.09.2022

Yazınıza şiirle yorum yazayım dedim üstad. Haykırmaya devam edin.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 19 Aralık 10:15


Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler