EGOSU MU YÜKSEK ?

İnsan; duygu, düşünce ve davranışlarını istediğinde rahatlıkla yönetebilen, çeşitli algılara sahip olan sıradan bir “projedir” benim için. Şimdi burada proje ve sıradan kavramına takılanlar olabilir. Belki ilerleyen zamanlarda “neden proje, neden sıradanlık, şimdi ne demek istiyorsun” gibi daha nice soru için genel çerçeveli kısa bir yazı da yazabilirim, çünkü bu sorunun bir tarafı gerçekten de “yalnız”.

 

Böylesine köklü ve kadim bir toplumun vatandaşları olarak pek çok konuya karşı “yerinde” eğilimler gerçekleştiremeyen insanlar olduğumuzu düşünüyorum nedense. Bunu özellikle hayatın şu alanında sıkça gözlemlediğim için rahatlıkla ifade etmem gerektiğini hissediyorum. Neden mi böyle hissediyorum. Çünkü ezber olanın bizi rahatlattığı, mevcut alanımızı darlamadığı gerçeğini bildiğim için. Şimdi gelelim temel konumuza.  Bir kelime dilimize dolandı mı bunu nesilden nesillere “ezberi aktarma” yoluyla daha kısa bir biçimde aktarma şekline giriyoruz gibi.  Para, iş ve güç odaklı olmayı bir kenara bırakıp yaşamın kılcallarına inmeye nedense direnç gösteriyoruz yani en azından ben bu biçimiyle gözlemliyorum. İnsan psikolojisi ve bunun bir açılımı olan sosyolojiyi anlamayı hedef alan çok az bir kesimin bu topraklarda varlığını sürdürmeye çalıştığını düşünüyorum. Ezber olan, yüzey olan ne varsa hepsi, bende dahil olmak üzere hepimizin dillerinde. Egosu çok yüksek, bu çok egolu, şu adamın egosu tavan, egolar savaşıyor gibi pek çok tanımlama da işte bunlardan biri.

Ego dediğimiz şey aslında hepimizde aslanlar gibi var olan bir kavram. Egosu olmayan bir insan varlığını sürdüremez. Ego, doğumla itibaren içgüdüsel olarak “ihtiyaçları dengede tutma” halidir. Günlük yaşam içerinde dıştan gelen uyarıları çözümleyerek bir anlam vermeye çalışır ego. Yani egonun bu bağlamda gerçekten işi zor. Egosunu güçlendirmeye çalışan insanlar “gerçek nasılsa” onu olduğu gibi kabul etme eğilimine girerler, Sevgi’yi öfke ile ya da siyahı beyaz ile karıştırmaktan rahatsızlık duyarlar. Sevgi nedir, öfke nedir, siyah nedir, beyaz nedir? gibi kavramların ne anlama geldiğini bilirler. Çelişkiden uzak durmaya çabalarlar ancak bilirler ki çelişki de insana dair olan sıradan bir durum, bu nedenle kavramlara ve olaylara doğru ve nazikçe yaklaşmayı bilirler.

 

Egosu daha az gelişmiş insan ise kendine uygun olanı, dilediği şekilde algılama eğilimine girer. Kendine uygun olmayanı yok sayar, görmezden gelir. Ego seviyesi azalıp güçsüzleştikçe kişi dilediğini algılar, “dilemediğini ise dilediği şekilde algılar”.  Ego, problemleri çözer, kararlar verir. Onun için öncelik “mantıktır”. Dış dünyamızda yaşanan olaylarda ne pahasına olursa olsun doyumun peşinden sürüklenen id’i dengelemeye çalışır.

 

Ego, sevdiği şey için çalışmaya, çabalamaya hazırdır aslında. Malum eski sistemle yedi yaşından ortalama yirmili yaşların başına kadar ders çalışmak zorunda olan bir coğrafya da yaşıyoruz. İşte bu sistemde bize bu gücü sağlayan “egomuzdur”.

 

İd ise toplumun dışında kalan kısımlarda kendine yer edinmeyi seçer yani id için koşullar, yasalar boş bir tabela gibidir. İd bazen öylesine ileriye gider ki ayıp ve suç nedir bilmez, bu dünya da sadece ben varım, dünya benim çevremde dönüyor, ben ne istersem o olmalı duygusuna kapılır. İd birine kızdığında ya da öfkelendiğinde kana kan, dişe diş eğilimini seçer. İşte tam da bu sıkıntılı ortamda ego sahneye çıkar ve id’in sakinleşmesini, üstte de belirttiğim gibi “mantıklı olmasını” sağlamaya çalışır. Yani id yaramaz bir çocuk, ego ise onu dizginlemeye çalışan bir öğretmendir aslında.

 

Süper ego ise “mükemmellik” için uğraşır. Hayata açılan penceremiz olan süper ego, insanın “yüksek yanı” dır aslında. Toplum nezdinde iyi veya doğru olmak süper ego için vazgeçilmez bir unsur olarak durur. Bu bağlamda içinde bulunduğu toplumda yaşanan bir olumsuzluk halinde süper ego, anında o kişinin çok sert biçimde cezalandırılması ister. Yani süper ego id’in kabul edilemez tüm dürtülerini bir an önce bastırmaya çalışır. Her üçünün de bu toplumda gerçekten işleri çok zor.

 

Bu noktadan hareketle ego, id ve süper ego’nun tek başına herhangi bir anlama denk gelmediğini rahatlıkla ifade edebilirim. Çünkü ego id’in içinde, süper ego ise ego’nun içinde gelişme gösterir. Her üç kavram da birbiri ile bağlantılı ve tek başına bir anlam ifade etmeyen bir konumda yer alıyor. Yani günlük yaşamda her zaman için karşımızda olan “ötekine” bir konuyla ilgili olarak egosu çok yüksek veya benzeri pek çok tanımlamayı yapabilmek için konuyu araştırmak, biraz da olsa algılarımızı farklılaştırarak değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyorum.

 

Tabii ki son olarak burada şunu da belirtmem gerekiyor. Bu üç kavram da böyle kısa bir yazıyla anlatılacak kadar önemsiz değil, konu temelde çok taraflı, derin ve kristalize edilmesi zor bir yönde yer alıyor. Bu sebepten dolayı düşünce dünyamda ki eşleşmenin kısa bir açılımını yapmak zorundayım. Bundan ötürü konuya ilgi duyanlar araştırmalar yaptıkça şaşırtıcı ve kışkırtıcı pek çok bilgiye erişecektir diye düşünüyorum.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sibel Öztaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler