ELZEM BİR YAZI

İnsan hayatı aslında elzem, yani gerekli ve zamanında şeylerden oluşur.

Geçen Hafta Adana kitap fuarına giderken aklıma geldi. Gerekli şeyleri aramakla ömrümüz geçiyor ama farkında değiliz. Çünkü aradığımız her şeye ihtiyacımız var ve elzem.

Doğmak bile elzem. Hayatta kalmak, yemek isteğini karşıya bildirmek için kundakta ağlamak bile elzem.

Yada okula başlamak, sonra okulun içindeki her şey elzem. Üniversite kazanmak, sonra orada mücadele etmek…

Üniversiteyi bitirmek, iş aramak…

Sonra gerisini saymaya gerek yok, evlenmek, çocuk ev, para devam ediyor hayat…

Adana’da indiğim zaman kırk yıl önceki Adana’yı bulacağımı sanıyordum. Kentte dolaşırken tanıdık belli bir işaret aradım eskiye dair ama maalesef bulamadım. 

4 yıl okuduğum şehrin sokakları beni yabancılaştırdı, ötekileştirdi, öylece bir köşede kalakaldım.

Baktım ki, bu şehirdeki elzem anılarım da yok olmuş. Burada yaşadığım günlerdeki çektiğim zorluklar, sevinçler, sürprizler hepsi elzem bir şekilde yok olmuş.

Üniversite de tanıdıklarımız, arkadaşlarımız gelmedi. Fuarda olacağımı bildikleri halde gelmediler. Onlarda kaybolmuş, değişmiş, birer hatıra fotoğrafa dönüşmüşler.

Ya Tepebağ’da, cemal paşa’da bici bici satanlara noldu. Yine elzemle aradım. Bir bici bici satandan bir kase bici bici almayı, onun üzerindeki pudra şekeriyle yoğurup yemeyi ne kadar özlemişim. Ama olmadı… Bulamadım….

Hadi onu bulamayabilirim dedim umutla gece yarısı yatağımda uzanırken bari bici bici satanın sesini duyayım dedim, bekledim, saatler gece yarısını geçti bici bici diyen bir ses gelmedi.

Üzüldüm, dışarı çıktım. Büyük saatte gece yarısı yediğimiz şırdancı aradım.

Şırdan vardı varolmasına ama lüks bir dükkanda satılıyordu. Şırdancıdan çok bir lokantaya benziyordu. Benim dediğim, tablasına yerleştirdiği Şırdanları verirken şırdannnnn diye bağıran seyyar satıcıydı.

O da yok olmuştu, her şey değişmişti, arkadaşlar bile…

Hadi bir adana kebap yiyeyim dedim, tablasının üzerindeki mangalda ekmeğin içine sıyırarak koyan kebapçı aradım. Onu da bulamadım. Döndüm otelime gittim. Giderken artık eski Adana’yı tanımak için hiçbir ipucu aramadım.

Aklıma Elazığ geldi. Elazığ’a gitmem elzem, dedim. Çünkü çok özlemişim. Doğduğum, büyüdüğüm gözünü sevdiğim memleketim. Harpututuyla, Sivricesiyle, Kebanıyla…

Korktum. Gitmekten vazgeçtim.

 Ya orada da aradığım çocukluğumun Elazığ’ını bulamazsam?

Ya kapalı çarşıda çıplak Ramazan yoksa….

Deli Cevdet manavdan istediğini alıp şapur şupur yiyişini göremezsem.

Sabah evden çıkınca caddede yürüyenlerin yüzde seksenini tanıyamazsam.

Sabah’ın beşinde canım kelle paça çorbası ister de lokanta bulamazsam…

Simiiit diye bağıran çocuklara rastlayamazsam…

Ürktüm.

Acaba dedim insan 200 yıl yaşasaydı nolurdu. Şunun şurasında altmış yılımızdayız ama eskiye dair tek iz bulamıyoruz. ikiyüz yıl yaşayan bir insan aradığını bulamazsa ne der acaba? Aslında iki yüz yıla gerek yok yüz yıl bile yeterli.

Hala ne diyeceğini düşünüyorum. Bir insan yüz yıl uzakta yaşadıktan sonra memleketine gelse, etrafında eskiye dair hiç şey bulamazsa ne der?

Bence iki cümleden birini söyler;

Gitmek elzem!

Belki de;

“Ölüm elzem” der, kim bilir!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bilal Civelek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler