DİNLE KÜÇÜK ADAM

Dinle küçük insan,  “kendini tutsak eden yine kendinsin; az anladığın ne kadar şey varsa ona hayran oluyorsun;  mutluluk, emek, hizmet bekler ama sen onu sadece yiyip bitirmek istiyorsun; mutluluk diliyorsun ama kendini sağlama almayı önemsiyorsun; hamle yapmaktan korkuyorsun,  dipten ve doruktan korkuyorsun; korktuğun için bağırıyorsun; saygın görünümlere girip içten içe kendini aşağılıyorsun; yazılanları anlamasan da onlara inanıyorsun; özgür, canlı ve doğal hiçbir şeye katlanamıyorsun; sahip olduğun sorumluluğu kabullenmiyorsun; gerçekleri duymak veya görmek istemiyorsun; yaşamaktan korkuyorsun.”  Oysa yalnızca sen kurtarabilirsin kendini.

Bunu ben değil, bu kitap söylüyor sana. Yaklaşık yetmiş sene öncesinden gelen ve hâlâ günümüze ayna tutan bu sert çağrıya ve sorguya kulak vermek istersen bu kitabı sana tavsiye ederim.
<![if !supportLineBreakNewLine]>
<![endif]>

Wilhelm REİCH in Dinle küçük adam kitabı Başkaldırının, protestonun, seslenişin, yükselişin ve alçalışın kitabıdır. Bu eseri kitaplığımdaki en değerli şeylerden birisi olarak görürüm. Bu kitap, 1950’lilerde Orgon Belgelikleri için yayınlanma amacı güdülmeden yazılmış. Giriş kısmında da söz edildiği gibi insanı konu alan bir deneme kitabı.

 Kitabı anlatmaya başlamadan hemen önce yazarından bahsetmenin kitabı anlamak için gerekli olduğunu düşünüyorum. Yazarı Wilhelm Reich;  bir psikiyatrist ve bir psikanalist. Hayatının bir döneminde Freud’un öğrencisi olmuş ve birlikte çalışmışlar. Jung ve Adler’in tersine Reich, Freud’un cinsellikle ilgili çalışmalarını, ondan ayrılan noktaları olsa da daha da ileri götürmeye çalışmıştır. Reich, çalkantılı yaşamı boyunca psikoloji bilimine farklı yenilikler getirmeye çalışmış. Bu süreçte bir dönem Danimarka’da kaçak yaşamış ve ardından Ruh Çözümlemesi Derneği’nden çıkarılmıştır. Bion çalışmaları, orgon enerjisi, nükleer ışıma, Cinsel Devrim gibi çalışmaların sahibi olan Reich; sürgün yaşamı, karşıt basın kampanyaları, Nazizm kaçışı, laboratuarının dağıtılması, çalışmalarına yönelik saldırılar gibi olayların sonucunda 3 Kasım 1957’de cezaevinde yaşamına veda etmiştir.


“‘Yazarın seslendiği kişi; yani küçük adam ve kadın, halkın temsilcisi. Halkın içinde, kendisine seçmiş olduğu liderlere sorgusuzca itaat eden, üretmeyip tüketen, bilimden ve sanattan uzak, kendini gerçekleştiremeyen, hedefleri olmayan, sevgisiz ve düşünmeyen insan. Yazar, seslendiği bireyi sert bir şekilde eleştiriyor. “Küçük adam/kadın” aslında kitlenin kendisi ve yazar kitleye sesleniyor. Onun amacı küçük insanı ikna etmek ya da eleştirmek değil. Bu çağrının amacı, kitlenin içinde kendi kimliğini yitirmiş küçük insana ayna tutmaktır. Kitlenin bir parçası haline gelen bireyin ihtiyaç duyduğu şey onun kendi içinde bulunan “yaşamı temsil eden şeyi” keşfetmesidir.


“Sen saz damlı, duvarları hayvan dışkısı sıvalı, çamurdan yapılmış evlerde yaşamayı sürdürüyor ancak ‘Kültür Sarayı’na bakarak gururlanıyor ve gelecek savaşa, yeni efendinin tahtından olmasına dek yönettiğin varsanısıyla kalıyorsun.


Yazar bu kitabı sanki okuru rahatsız etmek adına yazmış, dili akıcı ve sade olsa da üslubu keskin ve sert. Bu keskin ve sert üslubun ardından okur kendini merceğin altına koymaktan alıkoyamıyor. Aslında kendimize sormaktan çekindiğimiz soruları, yazar onu derinlemesine analiz etmiş bir şekilde küçük adama/kadına, yani bize soruyor. Nelere katlanıyor, isyan etmiyoruz; niçin sesimizi çıkarmıyor, susuyoruz?

Önümüze koyulanı silip süpürüyoruz fakat fark yaratamıyoruz. Özgürlüğümüzden vazgeçiyor, bize sunulan hayatı öylece kabul edip iyice yitip gidene kadar o hayatı kaşıklıyoruz. Başka bir şekilde yaşayabileceğimizi düşünmeye cesaret edemiyor; açıkça davranmak yerine taktikler uyguluyor; açıkça sevmek yerine “bir hırsız gibi gece karanlığında” seviyoruz; düşünmek istemiyor, düşünmekten korkuyoruz; “büyüklere” başkaldırmıyor, küçük dünyalarımızda kendi kendimizi bitiriyoruz. Kendimizi küçümsüyoruz küçük insan.


“Evet, Sokrates’i öldürdün ve bundan haberin yok. Senin iyi ahlakını yere gömdüğü için dava ettin onu. Fakat o, bunları görmeye devam ediyor. Onun düşüncesini değil, bedenini öldürdün sen.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hıdır Gençer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler