KİM KİMİ KANDIRIYOR

Öyle bir zaman yaşıyoruz ki, birbirimizi kandırmaktan insan olduğumuzu unutur hale geldik.

Ticaret tamamen birbirini kandırma yolu oldu. Kime ne kadar kazık atarım ticaret ve ilişkilerle yaşıyoruz.

Bu bir nevi toplumun tamamını hırsız olmaya zorladığı bir zaman yaşıyoruz. “Çalmazsan aç kalırsın” sözünü hayata geçirdik ve ne yazık ki uyguluyoruz.

Market müşteriden çalıyor, tamirci tamir ettiği arabadan, köylü tereyağından, lokanta sahibi yemekten, tekstilci kumaştan, müteahhit demirden, memur devletten….

Hile yapmayan bir kesim bulmak imkânsızlaştı. Doğru çalışan bir sektör kalmadı gibi… Aslında gibisi fazla…

Gelin birbirimizi kandırmayı bırakalım; milletçe dürüstlük konusunda kötü durumdayız. Dürüst insan gittikçe azalıyor. Nesli yok olmak üzere.

Oysa bizim orijinal sosyolojik yapımız böyle değildi.

Dürüstler daha fazlaydı. Hatta kat kat fazlaydı. Öyle ki, bir şehre gezmeye giden bavulunu rast gele bir dükkâna bırakır ne zaman geri gelirse hiç zeval gelmeden geri teslim alırdı.

Emanet denen bir kavram, bir inanç, güçlü bir güven kaynağından gücünü alan kelime vardı.

Hırsızlık o kadar şekil ve boyut değiştirdi ki, çağın ilerisinde gidiyor. Uzay çağını bile geride bıraktı.

Çalma o kadar normal bir davranış oldu ki, hırsızlık yapan başlarda taşınıyor, alkışlanıyor, ödül veriliyor.

Bu gidişatımızla ilgili bir hikaye duymuştum; Bir köyde günün birinde bir adam gelir. Köye yerleşir. Bakar ki, köyde herkes huzurla yaşıyor, kimse kimsenin malına, canına ilişmeden kardeş gibi geçinip gidiyor. Köyün bu güzel hali onu rahatsız eder. Bir şeytanlık aklına gelir. Bir akşam evde olmayan bir kişinin evinden eşyalar çalar. Ertesi gün bütün köy bu duruma hayret eder. İlk defa hırsızlık yapıldığı için üzülürler.

Eşyası çalınan kişi dalıp düşünür, kaybettiği eşyayı yerine koymak için başkasının eşyasını çalmaya karar verir. Üçüncü kişi de aynı şeyi yapar ve kısa sürede köyle herkes hırsızlığa başlar.

Bazen biri kendi eşyasını başka evde çaldığını geri aldığını fark eder.

Köyde artık herkes hırsız olmuştur. Öyle bir zaman gelir ki, ihtiyacı olmadığı halde canı hırsızlık yapmak istediği için hırsızlık yapmaya başlarlar. Bazen misafirliğe gittikleri komşularının evinde kendi eşyalarını görür, utancından sesini çıkmazlarmış, “Nasıl olsa ilk fırsatta onu bir gece gizlice eve girer geri götürürüm.” Diye düşünür, kimseye çaktırmadan akşam oturmasından dönerlermiş.

Bir gün aklı başında biri köylüyü bir araya toplar, bir toplantı yapar. Onlara bu hale nasıl geldiklerini sorar.

Herkes bir şey söyler.

Her kafadan bir ses gelir.

 Adam hepsini susturur, şöyle der; Bizi bu kötü alışkanlığa alıştıran belli, diyerek adamı gösterir ve sözüne devam eder; Fakat bizi asıl yıkan içimizdeki duymazlık, aç gözlülüktür. Eğer biz aç gözlülük yapmasaydık, dışarıdan gelen ne kadar kötü niyetli olursa olsun, bizi bozamazdı.”

Şimdi bizim durum da aynı böyle ama birşey farklı.

O fark; dışarıdan kimse bizi bu yola itmedi, biz kendimiz alıştık. Biz kendimiz dürüstlüğü terk ettik.

Şimdi şikâyet ederken kimseyi de suçlayamıyoruz. Birbirimize baktık, aynısını yaptık. Nasıl düzelir bilemem ama galiba yine kendi kendimizi kendimiz düzelteceğiz. Başka da bir yolu yok.

Geçenlerde arkadaşın bir ufak bir kaza yapıyor, sol taraftan biraz kaporta yara alıyor, bir de hava yastıkları açılıyor. Çekici getirip İstanbul’da sanayi sitesine arabayı götürüyor. Götürdüğü esnaf da sözüm ona tanıdık. İki gün sonra tamirciden bir masraf listesi geliyor ki sormayın. Arabanın fiyatının tam yarısı. Araba sahibi ne yaparım diye düşünürken aynı adamda ikinci telefon geliyor;”Arabayı şu fiyata sat kurtul, alıcı ararsan biz alırız.” Diyor.

Verdiği fiyat arabanın piyasa fiyatının üçte biri bile değil. Adam kabul etmiyor, çekici getirip başka bir semtte başka bir tamirciye götürüyor. Orada arabayı inceliyorlar ki, birkaç parçası yok. Alınmış. Şimdi fazla teferruata gerek yok, durumumuz yalnız sanayi sitelerinde kötü değil, marketi aynı, tamircisi aynı, seyyar satıcısı aynı… İçlerinde tek tuk elbette iyi insan vardır ama onlar da bizi affetsin, genel durum bu…

Şimdi ikinci el parça almaya git, belki de kendi arabanın parçasını satın alacaksın. Yukarıdan anlattığımız hikâyedeki köyün düştüğü durumu yaşıyoruz galiba.

Nasıl düzeliriz derseniz, bana göre şu dürüstlüğü ibadetin önüne alırsak sanırım yavaş yavaş düzeliriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bilal Civelek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler