DÜŞMAN MI GÜÇLÜ YOKSA ÜMMET Mİ DAĞINIK?

Bu coğrafya, yani Anadolu, Mezopotamya, Şam diyarı, Filistin ve çevresi insanlık tarihinin başladığı yerdir.


Bölgenin münbit oluşu, zenginlikleri ve stratejik konumu sebebiyle tarihte nice savaşlara sahne olduğu gibi, bugün de emperyalistlerin vahşi saldırılarına maruz kalmıştır. Bölge kurtlar sofrasıdır. Güçlü kalır, zayıf yok olur.


Elbette bölgenin huzur ve barış içinde yaşadığı dönemler de çoktur. Bu da güçlü bir devletin bölgedeki hâkimiyetiyle olmuştur.


Osmanlı bunun son örneğidir. Beş yüzyıl bölgede adalet, huzur ve barış hâkim oldu. Ne zaman ki, Osmanlı yıkıldı, bölge baştanbaşa tekrar işgale uğradı.


Fiili işgal birçok yerde kalkmış ve bağımsız ülkeler oluşmuş gibi görünse de, gerek siyaseten gerekse ekonomik yönden hala bağımlıdırlar, hem de iliklerine kadar.


Bugün yaşananların sebebi de budur. Çünkü bölge, emperyalistler tarafından, bir daha birleşmesinler diye devletçiklere bölündü. Sonra da kendilerine en sadık uşaklarını başa getirdiler. Böyle olmasaydı, Gazze bu soykırımı, Filistinliler bu zulmü yaşar mıydı?


Düşmanlarımızın, yani Amerika ve yandaşlarının güçlü, silah ve teknolojik üstünlüğe sahip olduklarını görmezden gelmiyorum ama tek sebep budur demek de doğru değil, aksine olan biteni okuyamamak olur.


Zira düşman, bu pervasızlığını sadece güçlü oluşundan almıyor. Aksine güçlü oluşunun on katı cesareti, Ümmetin dağınıklığından, İslam ülkelerinin birlik oluşturamamalarından ve kukla liderlerin korkaklığından alıyor.


Bu dağınıklığın son bulması için öncelikle yöneticilerin halk tarafından seçilmesi gerekir ki, halkla idareciler aynı safta yer alabilsinler.

Bu sağlanırsa, birlik ve beraberlik de kısa sürede oluşur. Çünkü emperyalistler koca bir ümmeti ne yönlendirebilir ne de korkutabilir.


Birlik oluşursa, Allah’ın rahmeti de tahakkuk eder. O zaman düşmanlar böyle rahat hareket edemezler.


Bu birliği oluşturmak çok zor diyenleriniz olabilir. Doğru, kolay değil ama asla imkânsız değildir. Tarih buna defalarca şahit olmuş. Bugün niçin olmasın ki!


Ayrıca bu birliği oluşturmada hilafetten yararlanılamaz mı acaba? Hayrola! Dediğinizi duyar gibiyim. Zira insanlarımızın çoğu halifeliğin kaldırıldığını sanıyor.

Fakat bu, tamamen yanlış bir bilgidir. Çünkü 431 sayılı kanunun birinci maddesi aynen şöyledir: “Halife hal’ edilmiştir. Hilafet, Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır”.


Yani halife görevden alınmış, Halifelik makamı da kaldırılmış ama Hilafetin kendisi, TBMM’nin manevi şahsında vardır ve devam etmektedir.


Eğer Hilafet kaldırılmış olsaydı, buna sahip çıkan çok sayıda İslam ülkesi olurdu. Zaten o günkü Meclis de kaldırmayarak bu yolu kapamıştır.


Hilafetin gücünden, Osmanlı en zayıf döneminde dahi, özellikle Sultan Abdülhamid Han tarafından hayli istifade edilmiştir.

Bugün neden olmasın?

AB’nin temeli olan AET’nin baş mimarının Papalık olduğunu unutmayalım.


Hilafet tekrar nasıl canlandırılır konusu ise âlimlerin, akademisyenlerin, fikir adamları ile siyasilerin işidir. Bu gücün farkına varıp buna kafa yormaları gerekir diye düşünmekteyim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Resul Şahin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler