CHP’NİN KAOS ZAMANI GÜNLÜĞÜ

Bugün 12 Mart, sonrası 27 Mayıs, ondan sonra 15 Temmuz, daha daha sonra 12 Eylül, 28 Şubat vs..

Bu günleri demokrasinin ölüm günleri olarak anmaya devam edeceğiz..

Bilirsiniz demokrasi bir anlamda kurumsallaşmadır.

Kurumsallaşma ise bir sürekliliği gerekli kılar.

Karl Popper'ın da belirttiği gibi, iktidarın halkın istekleri doğrultusunda kansız şekilde el değiştirmesini sağlayan kurumların korunmasıdır demokrasi.

Türkiye'de iktidarların değişiminde halkın etkisi çeşitli müdahalelerle yalıtılmaya çalışılmıştır.

Bu nedenle demokrasinin işlerlik kazanmasını sağlayan kurumlar istenen düzeyde yerleşememiş ve gelenekselleşememiştir.

1960, 1970, 1980, 15 Temmuz darbelerini ve 28 Şubat post modern darbesini, bir türlü iktidar yüzü görmeye muktedir olamayanların intikamı olarak görebiliriz.

 Bu girişimler ve müdahaleler sonrası halkın bağrından çıkmış ordunun itibarının zedelendiği, halkın askere bakışında olumsuzluklar olduğu aşikardır.

Bu olumsuzluklar sonucunda, Ergenekon, balyoz, sarıkız ve ay ışığı gibi davaların başında halkımız bu tür operasyonları yapanlara destek vermiş, askerlerin tutuklanmalarına sevinenler dahi olmuştur.

Çünkü orduya karşı güven sarsılmıştır.

Bu destekler, askerin geçmişte siyaset kurumuna karşı yaptığı haksız ve mesnetsiz uygulamalarından kaynaklanıyordu.

Ancak orduya karşı bu menfi duruş 15 Temmuz ile beraber yer ile yeksan olmuştur.

15 Temmuz’da vatansever askerler, fetöcü hain asker kılıklı teröristleri bertaraf  ederek, darbe içerisinde yer almamış ve darbenin bastırılmasında da etkin rol almıştır.

Böylece itibarı halkın gözünde az olan ordu yeniden güvenilir bir alan olmuştur. 15 Temmuz, Türk milletinin, vatansever askerler ile darbeye karşı direndiği bir mücadele olarak hafızalara kazınmıştır.

Şimdi sizi biraz daha geriye götürmek istiyorum.

Türkiye'de asker-sivil bürokrasinin siyasete bakış tarzı, İttihat ve Terakki döneminden beri asker müdahalesi demokrasi açısından öncelikli bir sorun olmuş, demokrasiye müdahalelerin savunma mekanizmasının temelini ise ülkenin kurtarılması meselesi oluşturmuştur.

Bunu başarabilmenin yolu da 1980’li yıllara kadar ya bizzat iktidarda olmak, ya da iktidarda olan partileri kendi çizgilerinde tutacak kurumları anayasal güvenceye kavuşturmak yönünde olmuştur.

Bu durumu uygulamak için hazırlanan ihtilal anayasalarından olan  61 ve 82 Anayasalarıyla yapılmak istenen de budur.

Böyle bir durum demokrasinin gereği olan halkın çoğunluğunun tercihiyle gelen iktidarların bazen azınlık kadar etkili olamaması sorununu doğurmuştur.

Ordunun siyasette bu kadar etkin hale gelmesi, partilerin ve siyasetin manevra alanını daraltmıştır.

Bu yüzden bazı partiler özellikle CHP, bir takım darbe meraklısı askerin desteğini arkasına alarak rakiplerini tasfiyeye yönelmişlerdir.

Bunun en bariz örneği Türk Demokrasisi açısından hep bir kara leke olarak halkın belleğinde olacak olan 27 Mayıs 1960 Askeri darbesidir.

Başta İsmet İnönü ve CHP’lilerin halktan kopuk, asker-sivil elitlerine yaranmak babında yürüttükleri acımasız muhalefet ve darbecileri tahrik edici propagandaları sonucu demokrasiye vurulan en büyük darbe ve bunu takip eden diğerleri.

27 Mayıs darbesinin altında yatan nedenler yanlış olarak genellikle laiklik ve demokrasi dışı yönelim, belli ölçüde de ekonomik politikalar çerçevesinde tahlil edilmiştir.

Ancak 1950-60 döneminde laikliğe aykırı olarak nitelenen bazı eğilimleri DP dışındaki diğer gruplar ve hatta CHP  de desteklemiştir.

Ordu içinde ihtilal amaçlı örgütler kurulduğunda, sonraları bunların meşruluğunun temel dayanağı olarak kabullenilen Tahkikat Komisyonu kurulmuş değildi.

Bütün bunlar dikkate alındığında 60 İhtilali millî iradeye güvenmeyen seçkinci sivil-asker bürokrasinin ve iktidardakileri içine sindirememiş CHP’lilerin  iktidar mücadelesi olarak değerlendirilebilir.

27 Mayıs, hükümet olmayan ancak iktidar olan İsmet İnönü’nün 10 yıllık muhalefetteki tezgâhının mahsulüydü..

Seçim yoluyla hükümeti elde edemeyen İnönü, ihtilalle bu işi başarmaya çalışmıştır. Fırsat kaçırılmamıştır.

Nihayette 1960 İhtilali'yle halkoyuna ortak getirilmesi başarılmıştır. 

Demokrat Parti muhalefette iken kendi yararına yapılacak hükümet darbesine asla müsaade etmemiştir ama 1950 yıllarından sonra iktidarda bulunduğu süre içinde, muhalefetle yani CHP ile işbirliği yapan cuntacıları bertaraf edememiştir.

1957 yılında DP iktidarı “9 subay harekatı”nı önlemiş ise de ciddi, köklü ve kesin önlem almadığı için,1960 yılının 27 Mayısında kendisine karşı yapılan darbe harekatına engel olamamıştır.

Netice itibariyle üç eğri kalas ve bir yağlı halatla! işi çözdüklerini sanmışlardır.

Günümüzde de CHP’de siyaset yapan bazı boşboğaz kişilikler birkaç yıl öncesine kadar siyaset adı altında bazı darbe imalı söylemler geliştirerek Menderes’e olanları hatırlatmaktan dahi imtina etmemişlerdir.

Benim şahsi kanaatime göre bu tipler şirazeden çıkmış, freni boşalmış bir kamyon gibidir ve ne hikmetse hep CHP içinden fışkırmışlardır..

Nitekim günümüzde bunun örneklerini açık ve net olarak gördük görüyoruz..

Hapisteki vatan hainlerine selam çaktıkları gibi..

Gezi provokasyonunda olduğu gibi,

Hendekçileri arkadaştan saydıkları gibi,

Fetöcüleri koruyup kolladıkları gibi,

Üniversite hoca ve öğrencileri organize ettikleri gibi,

Emekli amirallerden medet umdukları gibi,

Bazı CHP’li yöneticilerin zırva saçma darbe sevici söylemleri gibi,

Komik ama LGBTİ’den dahi medet umdukları gibi,

DEM ve PKK’ya karşı duydukları gizli sevda gibi.. yok yok artık açık açık söylüyorlar.

TC vatandaşı azınlıklara şirin gözükmek adına Ermeni olaylarına katliam dedikleri gibi,

Maraş, Çorum Dersim olaylarını katliam olarak nitelendirdikleri gibi..

Daha da sayarım ama gazetenin sayfasının da bir sınırı var..

Bunların olmadığını kim söyleyebilir?

CHP’nin böyle entrikacı planlarından sıyrılıp özde Atatürkçü kimliğine bir an önce avdet etmesinde yarar vardır..

Bugün 12 Mart 2024.. Ama hâlâ kaostan medet umanlar da var ne yazık ki..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muharrem Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?