ELE GİLİN ABO ÇAVUŞUN EVİNDE RAMAZAN AYI

Merhaba Günışığı Gazetesinin kadım okuyucuları… Bir süre yazamadım. Hani yoktur da, yine de aranızda yazılarımı merakla takip eden tek bir okurum dahi var ise kendisinden yazmaya ara verdiğim için kalbi özür dileyerek başlamak istiyorum söze.

Bu yazıyı size sahurda yazıyorum. Bu vesileyle Rabbimden hayırlı bir Ramazan ayı geçirmeyi diliyorum. Barışın, kardeşliğin, arkadaşlığın, komşuluğun, paylaşımın, hoşgörünün, güler yüzün, hoş sohbetin ve dahi insana ve insanlığa dair tüm güzelliklerin bu Ramazanda yaşanmasını diliyorum. Milletçe ve ümmetçe hayırlı bir Ramazan geçirelim.

Ramazan deyince de aklıma eski Ramazanlar geliyor. Geçmiş günümüzden daha güzel olduğundan mıdır, yoksa tipik yaşlılık belirtisi midir? Bilmem... Ama durmadan eski günleri anar oldum. Bu gece de aklıma eski Ramazanlar geliverdi. Hele hele, anne tarafından dedem olan Göl’lü Ele Gil’in Abo Çavuş’un, nam-ı diğer Abdullah Bingöl’ün evinde geçirdiğim Ramazanlar düştü aklıma.  Allah dedeme gani gani rahmet etsin diyerek anlatayım o günleri...

80’li yıllardı. Ramazan ayı yaza denk geliyordu. Babam Karayolları personeli olarak Malatya Sürgü Bakımevinde çalışıyordu. Evi oraya taşımadığından, ayda bir bizi görmeye gelirdi. Bu yüzden yaz aylarında annem bizi alır dedemlere yani Gölköy’üne götürürdü. Dedem o yıllarda muhtardı, yada belki de muhtarlığı bitmişti ama köylüler hala Muhtar Emmi diyorlardı. Orasını net hatırlamıyorum. Abo Emmi, Abo Çavuş, Muhtar Emmi gibi isimleri vardı. Dedemin evi Ramazanda hiç boş kalmazdı. Hemen hemen her iftarda birileri sofraya Tanrı misafiri olarak çat kapı gelip oturmuş olurdu. Sofranın en bilinen müdavimleri, burunsuz Fatma Bacı ve Şükriye Bacı idi. İkisi de çocukları tarafından sık ziyaret edilmeyen, evlerinde yalnız yaşayan ve maddi olarak düşkün kadınlardı. Bir nev-i köyün kimsesizleri idi. Şükriye bacı uzayda yer işgal etmez denilen türde, en fazla 1.2 metre boylarında, eli ayağı, ağzı burnu ufacık bir kadındı. Divanın köşesine kıvrıldığında kedi kadar bile yer kaplamazdı. Eve geldiği zaman, az yiyen az konuşan, ev halkı yatakları hazırlamaya başlayıncaya kadar evine gitmeyen biriydi. Teyzemler, yalnız kalmaktan korktuğu için her akşam geldiğini söylerlerdi. Ben ise dedemlerde televizyon olduğundan akşamları televizyona bakmak için geldiğini düşünürdüm. Zira gözünü bir an olsun ekrandan ayırmazdı. Burunsuz Fatma Bacı ile beraber geldikleri zaman ise nedendir bilinmez birbirlerine sırtlarını dönerlerdi. Aslında ikisinin evleri de yan yanaydı ve teyzemlere göre akşama kadar dip dibe idiler.  Neden bize gelince küs davrandıklarını anlayamazdık.

Burunsuz Fatma Bacıdan bahsetmişken, burunsuz ifadesi lakap falan değildi, Fatma Bacı gerçekten burunsuz idi. Fatma Bacı’nın burnu bir hastalıktan dolayı düşmüş, burnunun yerinde çok kötü görünen iki boşluklu bir yara vardı. Bir de yaralardan yada açıktaki mukustan kaynaklanan korkunç bir koku. Başındaki yazmasıyla sürekli burun kısmını örtmesine rağmen, yanına yaklaştığımızda bu kokuyu almamamız mümkün değildi. Bugünkü çocuklar Fatma Bacıyı görse canavar zannedip ödleri kopar, koktuğu için de yanında bir saniye duramazlar. Zaten bugünün anne babaları da muhtemelen çocuklarını öyle bir insanı görecekleri ortama sokmazlar. Biz Fatma Bacının yüzünü görünce korkmaz mıydık, yada onunla aynı sofrada yemek yerken yutkunmaya zorlanmaz mıydık derseniz? Korkardık ve midemiz alt üst olurdu. Ama işte Abo Çavuş’un evi herkese açıktı ve o evde kimseden, hele hele rahatsızlığı yüzünden yüzü korkunç bir hal olmuş birinden korkmak yada tiksinmek asla olamazdı. Bir keresinde anneme ben o sofradayken yemeğe oturmasam olmaz mı demiştim. Dedem duymuş olmalı ki; “Allah o kadına reva görmüş o suratı vermiş, biz kimiz ki Allah’ın verdiğini beğenmeyelim” dedi ve konu bir kez daha açılmamak üzere kapandı. Nasıl olduysa, korkum da, tiksinmem de geçti, yada azaldı. Şimdi düşünüyorum da, içten geldiğini zannettiğimiz korku yada tiksinti gibi duygular aslında öğretilmiş duygular. Yada karşıt bir öğretiyle ortadan kaldırılabilen duygular.

Neyse, iftar sofrasına geri dönelim. Şükriye bacıyla burunsuz Fatma Bacı kadar olmasa da,  sofraya sık icabet edenler o dönemde köyde görev yapan köy imamı ve köy öğretmeni (dedemin ifadesiyle eğitmen) olurdu. Hankendi’nin karakol çavuşu, civar köyleri gezerek eşeğinin heybesindeki ürünleri satan günümüzün tabiriyle seyyar marketçi Çerçi Dursun, yine çerçi gibi köyleri dolaşarak heybesinden çıkardığı ustura ayna ve makasla dedem dâhil köyden sık ayrılmayan tüm dedeleri tıraş eden Berber Sait, meraları harmanları korumakla görevli Bekçi Zekeriya ve hayvanları otaran Gurbet Nahırcı iftar sofralarında bulunan kişilerdi.  

Sofra dediysem öyle kuş sütlü sofra gelmesin aklınıza, genelde aklımda kalan tatlar; bahçede yetiştirilen taze fasulye, yanına bulgur pilavı, ayran ve kuru soğan, ha bir de bol tereyağlı bakır kaplara dizilmiş sırınlar, yemek sonrası çay ardından bostandan toplanmış karpuz. Nasıl mı bu kadar net hatırlıyorum? Yaz ayı olduğu için ev halkının çoğu yazı-yaban harman-saman derdinde olduğundan, evde kalan en küçük teyzem ve biz çocuklar olurduk, ya sırını dizmek, ya fasulye ayıklamak, yada ocağa odun atmak gibi ulvi görevlerimiz olurdu. İkinci önemli görevimiz ise damı süpürmekti. Serin olsun diye sofra bezi dama serilirdi. Bunun için elimize aldığımız ev yapımı süpürgelerle su serperek, toz çıkarmadan dam süpürürdük. Üçüncü ve en önemsediğimiz görevimiz ise ezan saatine doğru eve dönen büyüklerin ellerine köy çeşmesinden doldurduğumuz ibriklerle su dökmekti. Eller ayaklar temizlenir, üst baş silkelenir, sofraya oturulurdu. Yukarıda saydığım Tanrı misafirlerinden hiç biri yoksa, özellikle Şükriye Bacı ve Burunsuz Fatma Bacı yoksa Abo Emmi kükreyerek, evlerine yemek götürülmesini emrederdi.  Bu iş te yine biz küçüklerin işiydi...

Velhasıl, bunca yıl Ramazan geçirdim, ama aklımda kalan o evde geçirilmiş Ramazanlardır hep. Zira yukarıda saydığım tüm o güzel özellikli Ramazanlar o evde, Göllü Abo Emmi’nin evinde yaşanırdı. Yeniden öyle Ramazanlar göreceğimiz, yaşayacağımız, yaşatacağımız günlere kavuşmak dileğiyle, Dedemin Ruhu Şad, sizlerin Ramazanı hayırlı olsun. Vesselam...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nevin Çelik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Günışığı Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Günışığı Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Günışığı Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Günışığı Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

05

Dr. Bülent Topaloğlu - nevin hocam yazılarınızı zevkle okuyoruz.Kaleminize sağlık.fakat daha sık yazın bizi çok bekletmeyin.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Mart 13:06
06

Nevin Çelik - @Dr. Bülent Topaloğlu 05 nolu yoruma cevabı: Teşekkür ederim. İnşallah diyelim…

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Mart 18:28
03

Ali K. - Kıymetli mütevazı muharrir takip edilmeye hatta ısrarla okunması gereken Anadolu hanımefendisi sizi tanımam bilmem ama yazınızdan çok haz aldım.Belki çocukluğumuza ait ortak yaşanmışlıklarımızı çok samimi içten anlatımınız beni etkiledi.Akademisyenliğinizi ön plâna çıkarmadan Elaziz kültürünü yani Anadolu insanını yaşatan yazınız çok güzel hayırlı Ramazanlar.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 14 Mart 18:05
02

Ali K. - Kıymetli mütevazı muharrir takip edilmeye hatta ısrarla okunması gereken Anadolu hanımefendisi sizi tanımam bilmem ama yazınızdan çok haz aldım.Belki çocukluğumuza ait ortak yaşanmışlıklarımızı çok samimi içten anlatımınız beni etkiledi.Akademisyenliğinizi ön plâna çıkarmadan Elaziz kültürünü yani Anadolu insanını yaşatan yazınız çok güzel hayırlı Ramazanlar.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 14 Mart 17:36
01

Ali K. - Kıymetli mütevazı muharrir takip edilmeye hatta ısrarla okunması gereken Anadolu hanımefendisi sizi tanımam bilmem ama yazınızdan çok haz aldım.Belki çocukluğumuza ait ortak yaşanmışlıklarımızı çok samimi içten anlatımınız beni etkiledi.Akademisyenliğinizi ön plâna çıkarmadan Elaziz kültürünü yani Anadolu insanını yaşatan yazınız çok güzel hayırlı Ramazanlar.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 14 Mart 17:31
04

Nevin Çelik - @Ali K. 01 nolu yoruma cevabı: Çok teşekkür ederim. İltifatlarınıza layık olmaya çalışacağım. Selametle kalınız…

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 14 Mart 22:36


Anket İstikrar Değişim Hizmet Elazığlılar Siz seçime nasıl gideceksiniz?
Tüm anketler