NEYDİ O GÜNLER!

Bir zamanlar Necip Fazıl’dan okuyarak başucumuzda taşırdık gençliği değerlendiremeyenlerin ileride nasıl serzenişlerde bulunacağı mısraları...

Üstad Kısakürek şöyle derdi:

Gençlik gelip geçti bir süstü,

Nefsim doymamaktan dünyaya küstü

*

Hakan Denker adeta Kısakürek’in kıtalarını tefsir etmiş gibi.

Kendi yaşadıklarından yola çıkarak ders niteliğinde anekdotunu gelin hep birlikte okuyalım…

*

30’lu yaşlardayken kol saatim 5000 liraydı.

Bugün 52 yaşımdayım ve babamın 80 yıllık saatini kullanıyorum, 10 liraya almış.

İkisi de aynı zamanı gösteriyor.

Yine 30’lu yaşlarımdayken ceylan derisinden cüzdanım vardı, 400 Dolara almıştım.

Bugün 52 yaşımdayım, cüzdanım sıradan 30 liralık yapay deriden.

İçine ne kadar para koyarsam koyayım bir fark yok, pazarda kimse cüzdana bakmıyor.

30’lu yaşlarımda tripleks bir villada oturuyordum.

Bugün 1 oda 1 salonda yaşıyorum.

Ve aynı yalnızlık var evin her köşesinde, tıpkı koca villada olduğu gibi.

30’lu yaşlarımda BMW arabam, motorsikletim vardı.

Şimdi 52 yaşımdayken, onlarla gittiğim aynı yerlere otobüsle gidiyorum, hemen hemen aynı sürede ve yine hemen hemen aynı konforda.

Ve gençken pahallı içkiler içerdim, şimdi 30 liralık şarap içiyorum.

4. Kadehten sonra aynı sarhoşluk var.

Sadece pahallının farkı cebimde kalıyor.

Mutluluğu lükste, markada, pahallı tatminlerde yaşadığımı zannederdim.

Şimdi mütevazi bir hayatta daha sakin ama huzurlu olduğumu fark ettim.

Seçimleri 30’lu yaşlarımdakileri ölçü alarak yapanlarla, 52 yaşımdakileri ölçü alanlar arasında tek fark var; “son virajda hafızada kalacak olan, nefes mesafesi yaşanan sevgi ve tutku olacak.

Elimi tuttuğunda kolumdaki saatin fiyatı ya da markası değil, hissettiğin güven, sıcaklık ve kalbindeki mutluluk kalacak.”

Zaten yaşlanıyorum, anılarımda markalara değil, duygulara yetecek kadar enerji var.

Keşke aynı pencereden bakabilseydik…

YORUM EKLE