Ali Özcan: Elazığ'dan aday olmayacağım

2011 milletvekili seçimlerinde, Elazığ’dan milletvekili adayı olan ve seçim sonucunda o döneme kadar CHP’nin 40 yılda Elazığ’da almış olduğu oylardan daha fazla oy alarak rekor kıran Ali Özcan, son günlerde Elazığ gündemine gelen Elazığ Belediye Başkanlığı aday adaylığı ve gündemdeki konulara ilişkin gazetemize açıklamalarda bulundu.

Ali Özcan: Elazığ'dan aday olmayacağım
“Elazığ ve Elazığlının benim gönlümdeki yeri ayrıdır” diyen, Ali Özcan, son günlerde gündeme gelen Elazığ Belediye Başkanlığı aday adaylığı konusun da, “Benim Elazığ için değil İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için düşüncem var. Bu konuda da tek şartım ön seçimdir” dedi.
1999 yılında yargı önünde yapılan ön seçimde aday olmasına rağmen bu hakkın elinden alındığına değinen Özcan, mücadelesini sürdürdüğünü söyledi.
Ön seçimin kazanç sağlayacağını anlatan Ali Özcan, “Ben siyaseti her zaman toplum için yaptım. Bugüne kadar hiçbir genel başkana ‘ben şuraya adayım’ diye bir teklifle gitmedim. Benim vasfımdaki bir insanın icra adamı olması gerekir. 1999 yılında İstanbul’da ben belediye başkan adayı olarak bu vazifeyi yerine getirdim. Ama bir hafta sonra o dönemin genel merkezi tarafından beni geri çekip, başka bir arkadaşı aday gösterdiler ve o dönemde de parti barajın altında kaldı. CHP 1989 yılından beri ön seçim yapmadı İstanbul’da. 1989 yılında Bedrettin Dalanın karşısına ön seçimle Nurettin Sözen’i çıkarttık ve o tarihte Belediye Başkanlığını kazandık. O tarihten bu tarihe kadar hep atamayla İstanbul Anakent Belediye Başkanlığına kişiler atanıyor ve seçimler kaybediliyor. İstanbul halkı, CHP gibi sosyal demokrat bir partiye İstanbul’u teslim etmek için hazır ama onun ön koşulu; ‘evvela örgüt sizi belirlesin yani ön seçimle gelin halk olarak da biz sizi seçelim’ diyor. Ismarlama aday istemiyor yani. İstanbul’da eğer seçim almak istiyorsak, Anakent Belediye Başkanlığı ve bütün ilçeleri alabilmek için ön seçim şartı gerekiyor ancak böyle olur. Ön seçim bize seçim kazandırır. Dolayısıyla ben 1999 yılında yargı önünde yapılan ön seçimde aday olmama rağmen elimden alınan bu hak kaybı için yıllardır bu mücadelemi sürdürüyorum. Her seçimde ben bu iddiamı sürdürüyorum. Ön seçim şartıyla adayım diyorum.” dedi.
 
“ELAZIĞ BENİM MEMLEKETİM”
Elazığ’dan adaylığının söz konusu olmadığını vurgulayan Özcan, “Bu seçim için de İstanbul Anakent Belediye Başkanlığına ön seçim şartıyla adayım diyorum. Benim gündeme taşındığı gibi Elazığ için değil ki, Elazığ benim memleketimdir. Elazığ’ın ve Elazığlıların gönlümdeki yeri ayrıdır. Ama ben Elazığ için değil İstanbul Anakent Belediye başkanlığı için ön seçim şartıyla adayım. Bunu sizin aracılığınızla da tekrar söylüyorum. Bu konuyu gelecek haftadan itibaren ön seçim talebiyle aday adayı olarak İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı için aday olacağımı açıklayacağım.” ifadelerini kullandı.
 
“GIRTLAĞINDAN RÜŞVET VE HARAM GEÇMEMELİ”
Bir Belediye Başkanında olması gereken özelliklere değinen Özcan, “İcracı bir adam olması gerekiyor, düzgün karakterli olması gerekiyor. Gırtlağından rüşvet ve haram geçmemesi gerekiyor. Aslında yalnızca gırtlağından değil aklından da haram ve rüşvet geçmemesi gerekiyor. Herkese eşit mesafede olması lazım. İstanbul kentini kucaklaması lazım İstanbul bir dünya kentidir, bir turizm kentidir, bir turizm kentidir. İstanbul yeniden yerinde yönetim ve yerinde kentsel dönüşümle çok güzel hizmetler yapılabilir. Ben bunları yapabilecek bir tecrübeye sahibim.” açıklamasında bulundu.
 
“İFLAS DURUMUNDAYIZ”
Türkiye’nin öncelikli problemlerinin olduğunu dile getiren Özcan şunları söyledi: “Ben bir yıl önce Kasım ayında, hem meclis konuşmamda hem de bir basın toplantısında dile getirmiştim. Türkiye’nin iki önemli konusu vardır, bunlardan biri ekonomidir. Ekonomi dibe vurmuştur dedim. Bir yıl önce bunu söyledim. İkinci madde dış politikada, sıfır sorundan sıfır komşuluk düzeyine geldiğimizi söyledim. Bu sorunları tek başınıza halledemezsiniz dedim hükümete. Böyle zamanlarda bunlar milli mesele olur ve böyle halledilir. Bu durumda bütün siyasi partiler iktidarla bir araya gelir milli bir politika yolu izler. Bir ekonomi şura oluşturmak lazım. Hem ekonomi hem dış politika için ortak hareket etmek lazım demiştim. Olmadı. Şu an ekonomide yanlış politikalarla, üretmeden tüketerek, demire ve betona yatırımla Türkiye ekonomisi duvara çarptırılmıştır. Bu ekonomik yanlışlarda Türkiye’nin en büyük sıkıntısı da öne çıkmıştır. İsraf bu ülkenin en büyük sıkıntısıdır. Ekonominin en büyük sıkıntısıdır. Elazığlıların kullandığı güzel bir ata sözü vardır. Bu durumu özetler aslında. Söz şöyledir, ‘Ayranı yoh içmeye attan gidi çimmeye’ maalesef biz yirmi yıldır bunu yaşıyoruz. Biz iflas durumundayız.”
 
“HALK DEMOKRASİ YOLUNA GİRMELİ”
Emeklilikte yaşa takılanların demokratik, hukuki yollardan haklarına sahip çıkması gerektiğini belirten Özcan, şöyle devam etti: “Şimdi şu emeklilikte yaşa takılanlar konusu gündemde. Hükümette biri çıkıp diyor ki 750 milyar bütçeye yük olur. Nereden biliyorsun 750 milyar. Kimse bunu sormuyor, hesaplamıyor. Suriyelilere bir defada 50 milyar verebiliyorsanız ve bunun hesabını tutmuyorsanız hak olan hakkını isteyen emeklilikte yaşa takılanlar içinde bu hesap hak hukuk çerçevesinde halledilmeli. Bu konu, bahsettiğim ekonomi şurasında tartışılmalı ama şeffaf olmak şartıyla. Türkiye’de bizim en büyük sorunumuz şeffaf olamamamız. Hiçbir konuda şeffaf değiliz. Mesela sayısal çoğunluğa sahip AK Parti hükümeti hiçbir konuyu meclis önünde tartışma konusuna dönüştürmüyor. Şimdi gerçi bu sistemden dolayı AK Parti’nin mecliste ki çoğunluğunun da önemi kalmadı. Emeklilikte yaşa takılan konusu için iktidar partililer bu konuda onları dinleyecek, onların dernekleriyle oturup konuşacak, elbette bunun bir hesabı da yapılacak. Bizim milletimiz kurtuluş savaşı vermiş bir millettir. Şeffaf olarak yapılan bir hesaplamayla elbette ki devletin ekonomisini dibe vurduracak bir meblağ çıkarsa bu millet bu konuda da devletinin yanında olur. Türkiye dediğim gibi sıkıntı içerisindedir. Ama sorunu çözmek için kabul etmek lazımdır. Ama kabul etmiyorlar. Kriz yok diyorlar. Nasıl kriz yok, kriz var işte, hazinenin durumu ortada, para tam takır hazinede. Şu bir gerçektir eğer bir yerde bir sorun varsa evvela o sorunu kabul etmek zorundasın. Sorun yok diyerek, sorunun varlığını kabul etmezsen zaten çözemezsin. Sorunu kabul edersen işte o zaman, yol ararsın, kimlerle nasıl çözeceğini düşünür planlama yaparsın. Bu siyaset içinde, ekonomi içinde böyledir. EYT için meclisin bir fonksiyonu yok, diyelim mecliste bu karar oy birliğiyle çıktı, Cumhur reisi hayır dediği zaman mesele bitiyor. Bu konu demek ki meclisle olmayacak. Halkımız bu konuda kendi meselesine sahip çıkacak. Konu emeklilikte yaşa takılanlar mı halkımız meselesine sahip çıkacak, demokratik, hukuki yollardan sahip çıkacak. Bu konuda halkımız kendi hakkını demokrasi yoluyla arayacak, bu benim meselem önemli ve çözülmeli diyecek, dik duracak. O zaman bu işler çözülür.”
Gelecek adına umutlu olduğunu belirten Ali Özcan, “ güzel günler bizi bekliyor, çok güzel günler ülkemizi ve milletimizi bekliyor bu bulutlu hava dağılıp gidecek ve güneşli günler elbette gelecek. Umudumuzu yitirmeyelim.  Ben 24 Haziran seçimlerinde de adaylık ön seçimle olsaydı örgüt değerlendirir ve bugün mecliste olurduk ama şu da bir gerçek ki bugün meclisin ne yazık ki bir önemi yoktur. Çünkü rejim değişikliğe uğramıştır, tek adam rejimi hüküm sürmektedir. Bu haliyle de meclisimizde hiçbir partinin ve hiçbir vekilin bir fonksiyonu ve etkisi kalmamıştır. Parlemanter rejim bitmiştir. Yeniden parlemanter rejime geçmek için demokratik bir mücadele verelim. Elbette bu uzun sürecektir.” dedi.
Güncelleme Tarihi: 27 Ekim 2018, 15:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER