07.05.2021, 11:39 47

SİYONİZM GERÇEĞİ

İsrail’i politik bir proje olarak tasarlayan ve var eden Siyonizm, modern milliyetçi/ırkçı politik bir ideoloji ve projedir. “Vatansız Yahudi halkı için bir ulusal yurdun kurulması” amacı ile uygulamaya konulan bu proje, İsrail’i vücuda getirmiş olmakla beraber tamamlanmış değildir. Seküler olmakla beraber siyonizmin, yapısal olarak, Yahudi teolojisinden etkilenmesi kaçınılmazıdır. Siyonizm “gramer” ise bu gramerin “sentaks”ı ve bu sentaksa döşenen “lügat” Yahudi dinidir. Hatta siyonizmin, sekülerleşmiş bir Yahudi teolojisi olduğunu söyleyebiliriz. Aşkın akide dünyevi iman ve amaçlar olarak dimdik ayaktadır. Ortodoks Yahudiler için ise siyonizm bir dini milliyetçiliktir.

Tanrının tarihi vaadi olan eretz İsrailde modern siyon ulus devletini kurarak, bu toprakları dünyaya dağılmış Yahudiler için kolonileştirme ve mülkleştirme projesi, ve bugün dahi nihayet bulmamış ideali olan siyonizmin adım atar atmaz varacağı yer din ile milleti eşitleyen Yahudi teolojisidir. “Seçkin/seçilmiş millet” düşüncesinden modern ırkçılığa geçiş yapmak için, yapılması gereken sadece eski düşünceye yeni elbise giydirmek veya eski lügati yeni gramere döşemektir.

Bir milliyetçilik ve ırkçılık olan siyonizm ve onun başarılmış, vücuda getirilmiş projesi olan İsrail, Yahudileri motive etmek ve ütopya sunmak için Museviliğin tarihsel muhayyilesine/mirasına başvurmak zorundadır. Çünkü dünyaya dağılmış, ve asimilasyona uğramış Yahudi ümmetini bir arada tutmuş olan yegane şey Yahudi dini olan Museviliktir. Din, diasporadaki Yahudiliğin vatanı olmuştur. Eğer Yahudi teolojisinin, Tevrat’ın ve diğer kutsal metinlerin, motivasyonu olmasaydı Siyonizm, müntesiplerine ütopya sunan bir tarikat, bir parti olarak kalacaktı. Dindar, dinsiz tüm siyonistler Tevrat’a başvurarak oradan her türlü siyasi ahlak prensiplerini, kampanya retoriklerini, gençliğe hitaben edecek ve onları mücadeleye kanalize edecek idealist öğeleri alıyorlardı. Yahudi aydınlanması olarak Tanrı’ya yer vermeyen laik siyonistler için Yahudi dini, bir ulusal güç kaynağı idi. Siyonistler, Yahudilikten istifade ederken, Yahudi dindarlarda özellikle 1967 Zaferi’nden sonra siyonizmi kucaklayarak Yahudilerin, İsrail aracılığı ile dine dönmeleri/dindarlaşmaları için ondan faydalanmaya çalıştılar.

Her dünyevi ideoloji, iş müntesiplerinden fedakârlıkta bulunmalarını istemeye geldiğinde dinleşir veya din/i dili ödünç alır. Zaman için bu dili terk edebileceği gibi onu temellük ederek içselleştire de bilir. Dolayısı ile dini olamayan bir amaç bile dinsel bir dil ve retorik ile savunulabilir. Fakat siyonizm ile Musevilik arasındaki ilişki, daha derin olan bir tarih ve kan bağı ilişkisidir; arz- mevud’a ısrar ve ortaklık. Ateist siyonizm, Museviliği inanç olarak inkar etse bile “tarihi miras” ve olarak kucaklamaktadır. Dindar Siyonistler için ise birebir örtüşme söz konusudur. Yahudiler acılarının karşılığı, kurbanlarının kan bedeli ve ölülerin mirası olarak Filistin toprakları üzerinde hak iddia etmektedirler. Menahem Begim şöyle diyor; “var olma hakkımızı, 4000 yıl önce bize atalarımızın tanrısı verdi. Bu hak nesilden nesile Yahudi kanı ile kutsallaştı. Ulusların tarihinde, eşi olmayan bir bedel ödedik.” İsrail, tanrının acı çekmiş Yahudilere holokoust‘un kefareti olarak armağandır!

Siyonistlerin yurt edinmek amacı ile tartıştıkları bir çok seçenek içinden Filistin’i seçmeleri İsrail’in tarihi ve dini geleneği göz önünde bulundurulmadan anlaşılamaz. Eğer beni İsrail’in tek amacı güvenli vatan bir edinmek olsaydı kendilerine teklif edilen Arjantin, Madagaskar ve Uganda’dan birini tercih edebilirlerdi. Ama onlar Filistin’i tercih ettiler; çünkü vaat edilen topraklar tüm Yahudilere cazip geliyordu. Dindar Yahudiler, Nil’den Fırat’a vaat edilmiş kutsal toprakları Tanrı Yehova‘nın kutsal kitap Tora‘da kendilerine vaade ettiği bir hak olarak görüp bu toprakların fethini talep ederken; laik siyonistlerde “Yahudilerin tarihi hakkı” argümanı ile aynı hedefi paylaşmaktaydılar. Sonuçta Siyonizm tüm laik kökenlerine rağmen çoğu yerde, en azından dünyevi hedefleri itibarıyla, Yahudi teolojisi ile iç içe geçmektedir. Öyle ki ateist Siyonistler bile kendi ideallerini için kutsal kitabı referans vermekten kaçınmamaktadır.

Yahudilere göre toprağın sahibi olan tek ulus Yahudi halkıdır. David Ben Gurion 1919’da şöyle diyordu: “Biz bu ülkenin bizim olmasını istiyoruz; ama, Araplar da bu ülkenin kendilerinin kalmasını istiyorlar”. Ve hiçbir demografik olay bunu değiştiremez. Bir toprağında iki sahibi olamaz. Kudüs’ün “ebedi başkent” olacağı Nil’den Fırat’a arz-ı mev’ud’un fethi İsrail’in güvenliği için zorunlu olduğu gibi dini ve tarihi bir vazife ve vecibedir. Hiç kimsenin bunu askıya alma ve vazgeçme hakkı yoktur. İsrail eski Dışişleri Bakanı Moşe Dayan açıkça dünya kamuoyu önünde şöyle demişti; “Hiçbir Yahudi Arz’ı Mev’ud’dan (Tanrı’nın vaad ettiği topraklar) taviz veremez.” Hahamlık eğitimi alan Yigal Amir, barış görüşmelerinde bulunarak Yahudiliğe ihanet ettiği düşüncesi ile İzak Rabin’i öldürdü.

İsrail’de Jabotinsky’nin maksimalist sınırlar geleneği hala varlığını devam ettirmektedir. “Büyük İsrai”l devletinin sınırlarını gösteren haritalar yaygındır. Çoğu Yahudi mevcut İsrail devletinin, İsrail topraklarının sadece bir bölümünde kurulduğu düşüncesindedir. İsrail’in zaferleri daha geniş sınırlara yönelik kutsal talimat olarak algılamaktadır. Ve hahamlar ve elde edilen bölgelerin iade edilmememinsin dinsel bir zorunluluk olduğunu defaaten beyan etmişler ve savaşa/öldürmeye fetva vermişlerdir. Siyonizm, özellikle 1967’den sonra daha da dinileşmiştir. Özellikle Ortodoks Yahudiler İsrail’in karşıkonulmaz zaferinin ve “yenilmezlik miti”nin, Tanrı’nın desteğinin ve Mesih çağına dair vaadinin yerine gelmesinin bir alameti olduğuna dair inancı benimsediler ki, aynı inanç Hıristiyan evanjelikler atrafından da paylaşılmaktadır.

Demografik yapının değişimini varlığının güvencesi olarak gören İsrail, sınırları belirlenmemiş Yahudi Vatanı”na, dünyadaki dindaşlarının/vatandaşlarının göçlerini temin ve teşvik etmek ve gelenleri yerleştirmek için sistematik olarak işgallere girişmektedir. Bu demografik değişim için Filistin’in Filistinsizleştirilmesi politikası uygulanıyor. Filistinlilerin evlerinin yıkılarak yeni Yahudi yerleşim yerlerinin açılması, sürekli işgal, Filistinlilerin sürgünü ve katledilmesi ile İsrail, yayılmacılığına engel olacağı için son derece tehlikeli olarak addettiği Ortadoğu’daki kalıcı barışı, sürekli olarak askıya alırken, tüm Yahudi yurdunun Yahudileştirilmesi için izlediği emperyal politikalar ile savaşı sürekli hale getirmiştir. Çatışmanın ve işgalin dindiği herhangi bir barış dönemi! ise sonraki savaş için bir hazırlık ve dinlenme dönemi olarak değerlendirilmektedir. Dolayısı ile asıl olan bir “sürekli savaş hali”dir.

İsrail’de bu hedefler üzerinde büyük bir uzlaşım vardır. İsrail’deki cılız siyasi çekişme de bu toprakların behemehal güç kullanılarak elde edilmesini savunan şahinler ile bu yayılmanın, olabildiğince az Yahudi’nin ölümüyle neticelenecek şekilde zamana yayılması ve bazı ikna yöntemlerinin de kullanılması gerektiğinin savunan güvercinler arasındadır. Yoksa “kalıcı barış” düşü ne şahinler ne de güvercinler için söz konusu değildir. Tartışma hedeflere değil, yönteme ilişkindir. Katliamlara böylesi büyük kitlesel desteğin olması bunun göstergesidir.

İsrail’in katliamlarının teolojik bir motivasyonu olmaması kaçınılmazdır. Çoğu Yahudi katliamları dini vecd içinde, vecibe olarak addedip icra ederken, dindar olmayan ve hatta inançsız olan, Yahudi siyasetçiler bile kitlenin dinsel coşkusunu siyasi ve askeri cepheye kanalize etmek için kutsal kitaba başvurmaktan kaçınmamaktadırlar.

Yahudilerin, özellikle Avrupa’daki, acı dolu tecrübelerinin dini/metafizik kavramlara tercümesi ile politika ve tarih diline tercümeleri aynı noktada buluşmaktadır; şiddeti ve öldürmeyi kutsamak. Sonuçta olan şey, Siyonist Nazilerin halk ve hata insan addetmedikleri Filistinlilerin, seçilmiş kulların ve mutluluğu ve Yehova’nın vaadinin yerine gelmesi için sürülmesi ve öldürülmesidir. Çünkü onlar beni İsrail’in ülkesine göz koymuşlardır. Onlar, Yahudi olmayan kafir/düşmanlar olduklarından “öldürmeyeceksin” emri onlar için geçerli değildir. Evet “on emir“de Tanrı “öldürmeyeceksin” der; ama, literal okumadan elde edilen mana Talmud‘a bağlı kalınarak ve yorumlandığında öldürülmemesi gerekenler kardeş olan Yahudilerdir. Gentile (Yahudi olmayan kişi) ve Goyim (diğer milletler) bu yasalara dahil değildirler. Halakkah‘a göre savaşta siviller öldürülebilir.Tevrat’ın savaş-ölüm, şiddet-intikam ve mala el koymayı emreden ayetleri rahatlıkla Arapları kapsayacak şekilde yorumlanmakta ve uygulanmaktadır.

İsrail’i politik bir proje olarak tasarlayan ve var eden Siyonizm, modern milliyetçi/ırkçı politik bir ideoloji ve projedir. “Vatansız Yahudi halkı için bir ulusal yurdun kurulması” amacı ile uygulamaya konulan bu proje, İsrail’i vücuda getirmiş olmakla beraber tamamlanmış değildir. Seküler olmakla beraber siyonizmin, yapısal olarak, Yahudi teolojisinden etkilenmesi kaçınılmazıdır. Siyonizm “gramer” ise bu gramerin “sentaks”ı ve bu sentaksa döşenen “lügat” Yahudi dinidir. Hatta siyonizmin, sekülerleşmiş bir Yahudi teolojisi olduğunu söyleyebiliriz. Aşkın akide dünyevi iman ve amaçlar olarak dimdik ayaktadır. Ortodoks Yahudiler için ise siyonizm bir dini milliyetçiliktir.

Tanrının tarihi vaadi olan eretz İsrailde modern siyon ulus devletini kurarak, bu toprakları dünyaya dağılmış Yahudiler için kolonileştirme ve mülkleştirme projesi, ve bugün dahi nihayet bulmamış ideali olan siyonizmin adım atar atmaz varacağı yer din ile milleti eşitleyen Yahudi teolojisidir. “Seçkin/seçilmiş millet” düşüncesinden modern ırkçılığa geçiş yapmak için, yapılması gereken sadece eski düşünceye yeni elbise giydirmek veya eski lügati yeni gramere döşemektir.

Bir milliyetçilik ve ırkçılık olan siyonizm ve onun başarılmış, vücuda getirilmiş projesi olan İsrail, Yahudileri motive etmek ve ütopya sunmak için Museviliğin tarihsel muhayyilesine/mirasına başvurmak zorundadır. Çünkü dünyaya dağılmış, ve asimilasyona uğramış Yahudi ümmetini bir arada tutmuş olan yegane şey Yahudi dini olan Museviliktir. Din, diasporadaki Yahudiliğin vatanı olmuştur. Eğer Yahudi teolojisinin, Tevrat’ın ve diğer kutsal metinlerin, motivasyonu olmasaydı Siyonizm, müntesiplerine ütopya sunan bir tarikat, bir parti olarak kalacaktı. Dindar, dinsiz tüm siyonistler Tevrat’a başvurarak oradan her türlü siyasi ahlak prensiplerini, kampanya retoriklerini, gençliğe hitaben edecek ve onları mücadeleye kanalize edecek idealist öğeleri alıyorlardı. Yahudi aydınlanması olarak Tanrı’ya yer vermeyen laik siyonistler için Yahudi dini, bir ulusal güç kaynağı idi. Siyonistler, Yahudilikten istifade ederken, Yahudi dindarlarda özellikle 1967 Zaferi’nden sonra siyonizmi kucaklayarak Yahudilerin, İsrail aracılığı ile dine dönmeleri/dindarlaşmaları için ondan faydalanmaya çalıştılar.

Her dünyevi ideoloji, iş müntesiplerinden fedakârlıkta bulunmalarını istemeye geldiğinde dinleşir veya din/i dili ödünç alır. Zaman için bu dili terk edebileceği gibi onu temellük ederek içselleştire de bilir. Dolayısı ile dini olamayan bir amaç bile dinsel bir dil ve retorik ile savunulabilir. Fakat siyonizm ile Musevilik arasındaki ilişki, daha derin olan bir tarih ve kan bağı ilişkisidir; arz- mevud’a ısrar ve ortaklık. Ateist siyonizm, Museviliği inanç olarak inkar etse bile “tarihi miras” ve olarak kucaklamaktadır. Dindar Siyonistler için ise birebir örtüşme söz konusudur. Yahudiler acılarının karşılığı, kurbanlarının kan bedeli ve ölülerin mirası olarak Filistin toprakları üzerinde hak iddia etmektedirler. Menahem Begim şöyle diyor; “var olma hakkımızı, 4000 yıl önce bize atalarımızın tanrısı verdi. Bu hak nesilden nesile Yahudi kanı ile kutsallaştı. Ulusların tarihinde, eşi olmayan bir bedel ödedik.” İsrail, tanrının acı çekmiş Yahudilere holokoust‘un kefareti olarak armağandır!

Siyonistlerin yurt edinmek amacı ile tartıştıkları bir çok seçenek içinden Filistin’i seçmeleri İsrail’in tarihi ve dini geleneği göz önünde bulundurulmadan anlaşılamaz. Eğer beni İsrail’in tek amacı güvenli vatan bir edinmek olsaydı kendilerine teklif edilen Arjantin, Madagaskar ve Uganda’dan birini tercih edebilirlerdi. Ama onlar Filistin’i tercih ettiler; çünkü vaat edilen topraklar tüm Yahudilere cazip geliyordu. Dindar Yahudiler, Nil’den Fırat’a vaat edilmiş kutsal toprakları Tanrı Yehova‘nın kutsal kitap Tora‘da kendilerine vaade ettiği bir hak olarak görüp bu toprakların fethini talep ederken; laik siyonistlerde “Yahudilerin tarihi hakkı” argümanı ile aynı hedefi paylaşmaktaydılar. Sonuçta Siyonizm tüm laik kökenlerine rağmen çoğu yerde, en azından dünyevi hedefleri itibarıyla, Yahudi teolojisi ile iç içe geçmektedir. Öyle ki ateist Siyonistler bile kendi ideallerini için kutsal kitabı referans vermekten kaçınmamaktadır.

Yahudilere göre toprağın sahibi olan tek ulus Yahudi halkıdır. David Ben Gurion 1919’da şöyle diyordu: “Biz bu ülkenin bizim olmasını istiyoruz; ama, Araplar da bu ülkenin kendilerinin kalmasını istiyorlar”. Ve hiçbir demografik olay bunu değiştiremez. Bir toprağında iki sahibi olamaz. Kudüs’ün “ebedi başkent” olacağı Nil’den Fırat’a arz-ı mev’ud’un fethi İsrail’in güvenliği için zorunlu olduğu gibi dini ve tarihi bir vazife ve vecibedir. Hiç kimsenin bunu askıya alma ve vazgeçme hakkı yoktur. İsrail eski Dışişleri Bakanı Moşe Dayan açıkça dünya kamuoyu önünde şöyle demişti; “Hiçbir Yahudi Arz’ı Mev’ud’dan (Tanrı’nın vaad ettiği topraklar) taviz veremez.” Hahamlık eğitimi alan Yigal Amir, barış görüşmelerinde bulunarak Yahudiliğe ihanet ettiği düşüncesi ile İzak Rabin’i öldürdü.

İsrail’de Jabotinsky’nin maksimalist sınırlar geleneği hala varlığını devam ettirmektedir. “Büyük İsrai”l devletinin sınırlarını gösteren haritalar yaygındır. Çoğu Yahudi mevcut İsrail devletinin, İsrail topraklarının sadece bir bölümünde kurulduğu düşüncesindedir. İsrail’in zaferleri daha geniş sınırlara yönelik kutsal talimat olarak algılamaktadır. Ve hahamlar ve elde edilen bölgelerin iade edilmememinsin dinsel bir zorunluluk olduğunu defaaten beyan etmişler ve savaşa/öldürmeye fetva vermişlerdir. Siyonizm, özellikle 1967’den sonra daha da dinileşmiştir. Özellikle Ortodoks Yahudiler İsrail’in karşıkonulmaz zaferinin ve “yenilmezlik miti”nin, Tanrı’nın desteğinin ve Mesih çağına dair vaadinin yerine gelmesinin bir alameti olduğuna dair inancı benimsediler ki, aynı inanç Hıristiyan evanjelikler atrafından da paylaşılmaktadır.

Demografik yapının değişimini varlığının güvencesi olarak gören İsrail, sınırları belirlenmemiş Yahudi Vatanı”na, dünyadaki dindaşlarının/vatandaşlarının göçlerini temin ve teşvik etmek ve gelenleri yerleştirmek için sistematik olarak işgallere girişmektedir. Bu demografik değişim için Filistin’in Filistinsizleştirilmesi politikası uygulanıyor. Filistinlilerin evlerinin yıkılarak yeni Yahudi yerleşim yerlerinin açılması, sürekli işgal, Filistinlilerin sürgünü ve katledilmesi ile İsrail, yayılmacılığına engel olacağı için son derece tehlikeli olarak addettiği Ortadoğu’daki kalıcı barışı, sürekli olarak askıya alırken, tüm Yahudi yurdunun Yahudileştirilmesi için izlediği emperyal politikalar ile savaşı sürekli hale getirmiştir. Çatışmanın ve işgalin dindiği herhangi bir barış dönemi! ise sonraki savaş için bir hazırlık ve dinlenme dönemi olarak değerlendirilmektedir. Dolayısı ile asıl olan bir “sürekli savaş hali”dir.

İsrail’de bu hedefler üzerinde büyük bir uzlaşım vardır. İsrail’deki cılız siyasi çekişme de bu toprakların behemehal güç kullanılarak elde edilmesini savunan şahinler ile bu yayılmanın, olabildiğince az Yahudi’nin ölümüyle neticelenecek şekilde zamana yayılması ve bazı ikna yöntemlerinin de kullanılması gerektiğinin savunan güvercinler arasındadır. Yoksa “kalıcı barış” düşü ne şahinler ne de güvercinler için söz konusu değildir. Tartışma hedeflere değil, yönteme ilişkindir. Katliamlara böylesi büyük kitlesel desteğin olması bunun göstergesidir.

İsrail’in katliamlarının teolojik bir motivasyonu olmaması kaçınılmazdır. Çoğu Yahudi katliamları dini vecd içinde, vecibe olarak addedip icra ederken, dindar olmayan ve hatta inançsız olan, Yahudi siyasetçiler bile kitlenin dinsel coşkusunu siyasi ve askeri cepheye kanalize etmek için kutsal kitaba başvurmaktan kaçınmamaktadırlar.

Yahudilerin, özellikle Avrupa’daki, acı dolu tecrübelerinin dini/metafizik kavramlara tercümesi ile politika ve tarih diline tercümeleri aynı noktada buluşmaktadır; şiddeti ve öldürmeyi kutsamak. Sonuçta olan şey, Siyonist Nazilerin halk ve hata insan addetmedikleri Filistinlilerin, seçilmiş kulların ve mutluluğu ve Yehova’nın vaadinin yerine gelmesi için sürülmesi ve öldürülmesidir. Çünkü onlar beni İsrail’in ülkesine göz koymuşlardır. Onlar, Yahudi olmayan kafir/düşmanlar olduklarından “öldürmeyeceksin” emri onlar için geçerli değildir. Evet “on emir“de Tanrı “öldürmeyeceksin” der; ama, literal okumadan elde edilen mana Talmud‘a bağlı kalınarak ve yorumlandığında öldürülmemesi gerekenler kardeş olan Yahudilerdir. Gentile (Yahudi olmayan kişi) ve Goyim (diğer milletler) bu yasalara dahil değildirler. Halakkah‘a göre savaşta siviller öldürülebilir.Tevrat’ın savaş-ölüm, şiddet-intikam ve mala el koymayı emreden ayetleri rahatlıkla Arapları kapsayacak şekilde yorumlanmakta ve uygulanmaktadır.

Yorumlar (0)
30°
açık
Günün Anketi Tümü
Selçuk Öztürk ve yönetimi “İstifa” Etmeli mi, Etmemeli mi?
Selçuk Öztürk ve yönetimi “İstifa” Etmeli mi, Etmemeli mi?
Namaz Vakti 14 Haziran 2021
İmsak 03:00
Güneş 04:51
Öğle 12:28
İkindi 16:23
Akşam 19:56
Yatsı 21:38
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Yeni Sayımız
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@