NEFİS KAVRAMI

 NEFİS KAVRAMI

 
Bedrettin KELEŞTİMUR
 
Nefis, “içimizdeki dünya…”
 
Nefis, kontrol edilemeyen hevesler…”
 
İki farklı dünya nefis hakkında ne diyorlar;
 
“İnsan nefis ve benlikten fakir olmalıdır, dünya malından değil!”
 
Bu söz Abdulhakim Hüseyni’ye ait.
 
“Hayatın hakiki servetini muhabbet, fakirliğini de benlik teşkil eder.”
 
Bu sözde Alexandre Vinet’e ait.
 
Bir şey var ki, her iki dünyanın bakışı birleşiyor!
 
Hacı Bektaş-i Veli’nin tesbiti o kadar nezihdir ki,
 
“Marifet nefsi silmek değil, bilmektir.”
 
Nefis, insanın “benliğidir!”
 
O benlik, insanın “kişiliğine…” dönüşür.
 
Genceli Nizami nefis hakıknda ne diyorlar;
 
“Kendi nefsine galip gelen, bütün alemi hükmü altına alır.”
 
Nefis konusunda, insanlık âlemi ortak bir kanaat etrafında birleşebiliyor
 
La Fontain’in sözlerinde ilk akla gelen de, Genceli Nizami’dir.
 
La Fontaine ne diyorlar?
 
“Kendi nefsini yenmek zaferlerin en güzelidir.”
 
Bir dörtlüğümüzde ne diyoruz?
 
“İnsan, insanın kurdudur” denildi
 
Öfke, şeytanın yurdudur denildi
 
Nefsine hâkim, öfkesini yenen;
 
Zafer kazanmış ordudur denildi!”
 
Bir başka dörtlüğümüzde de şöyle sesleniyoruz;
 
“Ben olmasın
 
Al yanakta ben olmasın
 
Sen var iken, biz var iken
 
Her sözün başı ben olmasın!”
 
Nefis kazanına şöyle bir baktınız mı içinde neler var?
 
“Gurur, kibir, haset, öfke, kin…”
 
Herbirinin kökünde, “enaniyet…”
 
Oradan besleniyor!
 
Hz. Yusuf (as) ne diyorlar?
 
“Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum.
 
Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder.
 
Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna.
 
Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Yusuf, 53)
 
Bu ayet, “nefsi en iyi şekilde…” tanımlıyor!
 
Nefsin terbiyesi ne iledir?
 
“Oruçla!”
 
Oruç; sesimize, sözümüze, iffetimize, hal ve gidişatımıza; “kalkandır!”
 
Ayet, “Her nefis ölümü tadacaktır.
 
Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz.
 
Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz!” (Enbiya, 35)
 
Bu imtihanda en büyük rolü, “nefsimiz!” almaktadır.
 
Ayetler, uyarıcı birer radar hükmündedirler.
 
“Her nefis (kendi) kazandığına karşılık bir rehinedir” (Müddessir, 38)
 
“Her nefis (hayır ve şer) ne hazırlamış olduğunu bilecektir” (Tekvin, 14)
 
“(O gün) her nefis, neyi (yapıp) öne sürdüğünü
 
Ve (neyi yapmayıp) geri bıraktığını bilir!” (İnfitar, 5)
 
“Hiçbir nefis yoktur ki, üzerinde bir gözetici
 
(Koruyucu melek) bulunmasın” (Tarık, 4)
 
“(Allah mü’min kuluna ise:) “Ey nefs-i mutmainne
 
(kâmil bir iman sahibi olarak huzura ermiş olan nefis)!” (Fecr, 27)
 
Hadis, “Alalh’ım! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten,
 
Kabul edilmeyen duadan ve doymak bilmeyen nefisten
 
Sana sığınırım.”
 
Nefis, “dünyadır!”
 
Nefis, “Karunlaşmak!” ister.
 
Nefis, “dünyaya hükümran olmak ister!”
 
Bütün bu isteklerle de, “zorlayıcı!” ve “zorba!” olabiliyor.
 
Ayet “(Ki) onu (o nefsini günahlardan temizleyen) muhakkak kurtulmuştur!
 
Onu (isyanıyla) örten ise mutlaka hüsrana uğramıştır” (Şens, 9,10)
 
O sebepledir ki, sıklıkla; “insanın kendisini…” sorgulaması, diyoruz!
 
İnsanın kendisini, “teraziye…” alması!
 
Güzel ahlakın, erdemli kişiliğin ilk basamağında; “nefis terbiyesi!” yer alır.
 
Sözün özü, Nefis; “dünyadır!”
 
Ayet, “Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız.
 
Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz,
 
Fakat onun ahrette hiçbir payı yoktur.” (Şura, 20)
 
Şunu iyi bileceğiz, “dünya emanet yurdu!”
 
Nefis/ veya dünya, “gözleri kör…” edebiliyor!
 
Dünyanın hasatı, “düşmanlık…” üzerine olabiliyor.
 
Bütün mesele nedir?
 
“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahrete çalış!”
 
Hem bu dünyada, hem öte dünyada;
 
“iyilikler ve güzellikler üzerine…” bir hayat felsefesi.
YORUM EKLE