SELİMİYE’DE CUMA NAMAZI

       GÖNÜL TAHTINDAN

                                                     SELİMİYE’DE CUMA NAMAZI

            Tarihini ve kültürünü genel anlamda bilen vatan ve millet sevdalısı, ülkü sahibi insanlar ile tarih ve kültüründen azda olsa haberdar olan insanlar ülkede var olan tarihi veya kültürel yapının adını duydu muydu o eserin hangi ilde, hangi ilçede veya beldede olduğunu az çok bilir veya en azından tahmin eder. Bu özelliklerden mahrum ve yoksun insanlar ise (burunlarının dibinde) gözlerinin önünde olan eserleri bile görmezler, bilmezler, hatta ve hatta bildikleri varsa da onları hadsizce tahrip eder dururlar tıpkı Diyarbakır Ulu ve Kurşunlu Camilerinde yaşananlar gibi.

            Bazı yapılar, eserler kentleri tanıtır, tanımlar ve o kentler yani şehir veya beldeler o yapılarla beraber anılırlar. Hatta çok önemli yapılar bulundukları şehirlerin alt kimliğidir, ülkesinin değeri olmakla beraber o değeri meydana getirten ve getiren değerlerinde markası ve tescilidir diyebiliriz.

Bir örnek verecek olursak; Erzurum’da çifte minareli medrese, Urfa’da Balıklı Göl, Diyarbakır’da Ulu ve Kurşunlu Camileri, Elazığ’da Ulu ve Sara Hatun Camileri, Kayseri’de Hunat Camii, Nevşehir’de Hacı Bektaşi Veli Camii ve Külliyesi, Ankara’da Hacı Bayram Veli Camii, İstanbul’da Sultan Ahmet Camii ve Edirne’de yazımızın konusu olan Selimiye Camii ve benzeri değerde olan Camiler ile bazı eserlerin marka olduğu gibi…

            Selimiye Camii derken; yukarıda ifade ettiğimiz gibi değerlerine bağlı vatan ve millet sevdalısı, ülkü sahibi insanların aklına ilk olarak tabii ki Serha(t)d Şehri, Avrupa’ya bakan kapımız Edirne gelir.  

Edirne derken de tabii ki yine akla ilk gelen Selimiye Camii, sonrasında camiyi yaptıran 12. Sultan olan 2.Selim ve de camiyi yapan mimarlar mimarı Mimar Sinan gelir akla.

Geçen hafta ki Serha(t)d Şehrinden Merhaba adlı yazımızda ifade ettiğimiz üzere bir vesileyle gelmiş olduğumuz ve yaklaşık 1.5 aydır bulunduğumuz tam anlamıyla bir tarih ve kültür şehri, hazinenin bulunduğu sandık misali, tarih kokan, kültür olarak göz dolduran, Balkanları hatırlatan Edirne’de ziyaret ettiğimiz ilk tarihi ve kutsal mekan Selimiye Camii oldu.

Tevafuk bu ya tam da günlerden Cuma günüydü. Edirne’de ilk Cuma namazını Selimiye Camiinde kıldım ve bu Cuma namazı hayatımda huşu içinde kıldığım ilk Cuma namazı oldu diyebilirim. Sonrasında ki Cuma günleri ve mübarek gecede kıldığım namazlarda öyle oldu.

Etrafı camilerle çevrili ve bazılarının kendisi gibi sırlı ve özelliğe sahip camiler olması, İstanbul’u gemileri karadan yürütüp Bizans’tan alan F. S. Mehmet Han’ın eğitimi için babası 2. Murat tarafından yaptırılan medrese ile kendisinin yaptırdığı ve bugün itibariyle bakımsız ve harabeye dönmüş haliyle gördüğümde büyük üzüntü duyduğum ve icracıların ayıbı olarak gördüğüm medresenin yanında ki üç şerefeli Camii ile Eski Camii’nin üst tarafında olduğu, nereden ve kaç cepheden bakılırsa bakılsın ihtişamlı görünümüyle göz kamaştıran, ruhta başkalaşım yaratan Selimiye’de olmak ve Cuma namazı kılmak ve mübarek gecelerde orada bulunmak bir başka anlam taşımakta.

Orada, yani eserler noktasında gururumuz Selimiye Camiin de namaz kıldığınızda yalnız değilsiniz, kendinizi yalnız hissetmiyorsunuz.

Çünkü!..

Orada; o muhteşem mekanda, o sırlı mabet de, var olan ve insanı titreten bir hava size üşür olduğunuzu hissettiriyor ama asıl üşümüyorsunuz bir nevi ürperiyorsunuz, orada manevi bir iklim, manevi bir hava esintisi var ve o esen manevi hava sizi sarmalayarak sahipleniyor. İnsanın bunu hissetmemesi mümkün değil. Bu sahiplenmeyi hissetmeyenler varsa da bunların sayıları bir elin parmaklarını geçmez diye düşünüyorum.

Orada; o muhteşem mekanda o mekanı bir rüya aleminden esinlenerek yaptıran merhum on ikinci sultan yani on ikinci halife olan ikinci Selim’in varlığını,

Orada; o sırlı ve muhteşem mekanda o mekanı büyük bir dehayla, mimarı zekasıyla sırlı bir şekilde yapan ve hala bugüne kadar o sırrı çözülmemiş olan mimarlar Mimarı Sinan’ın ruhaniyetiyle hazır bulunduğunu,

Orada; insanı sanatıyla büyüleyen, manevi atmosferiyle titreten ve ürperten o mekanda şairler şairi, bayrak ve fetih marşının şairi Arif Nihat Asya’nın ‘’Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın’’ ifadesinde ki gibi çağlar açıp çağlar kapatan, deha insan ve komutan, varlık menbaı Edirne olan Fatih Sultan Mehmet Han’ın varlığını, var olduğunu,

Vatanın bekası, milletin huzuru, dinin ve dini değerlerin ebediyete kadar sürmesi için mücadele ederek şahadet şerbeti içmiş şehitlerin, hakka irtihal etmiş gazilerin varlığını, sanki o an yanınızdalar gibi oluşlarını,

Bunların hepsinden öte; kainatın yaratılışının sebebi, muhteşem caminin yapılışını emir buyuran, sultanlar sultanı, komutanlar komutanı, mimarlar mimarı, efendiler efendisi, şefaatına muhtaç olduğumuz, rehberimiz ve Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) nın kokusunun esintiyle size sinip ürpermenize sebep olduğunu ve işte tüm bu güzelliklerle yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz..

Bunları hissetmenize sebep mabetin sırlı, gizemli bir havasının oluşu, görkemli duruşu, dört minaresi ve on iki şerefesiyle düşmana korku ve dosta güven veren duruşuyla, içinde sekiz koca sütunun ve dört kürsünün, elli iki basamaklı minberin, koca bir müezzin mahfilinin, baktığınızda gözünüzü alamadığınız mihrabın varlığı, haremliklerin oluşundan öte;

Görevli müezzinlerin, müezzinler müezzini Bilali Habeşi’yi gözlerinizin önüne getirtip tahayyülünüzü genişleten uzun ve anlamlı bir dua ile başlayıp selat ve selamla tamamlayıp, kısa bir aşir sonrası ezanı hoş bir sedayla okuyarak görevlerini şevkle yapmalarından dolayı titremenizi ve duygu yüklü olmanızı sağlayan ses ve kıraatleri ile İmam Hatibin Hutbede kulaklarınızı tırmalamayan farklı bir edayla hitabeti ve sonrasında imamette ki kıratı dır.

Selimiye’de; avluda ki şadırvan ve şadırvanın kullanılıyor olması, geçmişte yaşananların bilgisini sunan, kullanılan eşyaların, meydana getirilen eserlerin, tebabetin, ustalar ustası merhum Koca Sinan’ın sözlerinin yazıldığı ve onu anlatan kitabelerin ve planların sergilendiği ve titizlikle korunduğu müzenin varlığı yabana atılır değil doğrusu.

Selimiye; bulunduğu şehirden öte İslam’ın ve İslam’ın bayraktarlığını yapmış bulunan ecdadın varlığını sergileyen markalardan biridir.  

Selimiye; İnsanda alt ve üstlük meydana getirir. İçeriye adım attığınız andan itibaren sizde bir ürpertinin başladığını, boşluğa düştüğünüzü, başka bir alemde olduğunuzu ve sürüklendiğinizi, neye uğradığınızı, nasıl bir yerde bulunduğunuzu düşündürdüğü gibi derinlere daldırıp çıkarandır.

Selimiye; içinde bulunduğunuz an itibariyle ilkbahar gibi üzerinize cemre düşer ısınır ve yaprak gibi tazelenir çiçek olur açarsınız. Yaz gibi domur domur terler akıtır sular gibi coşar ve kaynar bol meyve ve sebze verir olursunuz. Sonbahar gibi hazana dönersiniz. Kış gibi suyunuz çekilir ve duman üstünüze çöker misali dört mevsimi yaşar gibi oldurandır.

Selimiye; insana zirve olan, duygusunu arttıran, insanı ışık ve ses gibi yayan, insana haz verdiği gibi duygulandırıp hüzünlendiren, insanı biçimden biçime sokan farklı bir mekandır, O’ bir peygamber ocağıdır.

Selimiye; kelamdır, sözdür, sözün yazıya ve şiire, şiirden farklı nidalarla şarkıya ve de kaside

ile ilahilere dönüşümdür.

Selimiye her yönüyle, yani mimarisi, manevi hava ve atmosferiyle bir başkadır, orada ibadet amaçlı olsun veya olmasın var olmanız bile bir başkadır kaldı ki ibadet esnasında ki haliniz bir başka başkadır.

O nedenle diyoruz ki; Selimiye’ye illa gidilmeli ve gezilmeli. Cuma günü olmasa bile bir vakit namazının kılınması, o da olmazsa şükür namazının kılınması, el açıp duada bulunulması gereken, peygamber ve varisi olanların manevi havalarının sindiği ve bunun az çok hissedildiği kutsal, mübarek   bir mekandır Selimiye Camii.
…         Selimiye Camii;

Tek kubbesi ile; Allah’ın tek olduğuna işaret eder,

Pencerelerinin beş bölümden oluşuyla; İslam’ın beş şartını,

Dört vaaz kürsüsünün var oluşuyla; dört mezhebi,

Külliyede ki otuz iki kapısıyla; İslamiyet’in otuz iki farzını,

Arka minarelerde altı yolun olmasıyla imanın altı şartını,

Toplam on iki şerefeli oluşu da on ikinci sultan yani ikinci Selim tarafından yaptırıldığını ifade etmektedir.

Selimiye Camii; diyebiliriz ki cümle mimarları hele hele günümüz mimarlarını düşünmeye sevk etmiş, Japon mimarların üzerinde araştırma yaparak depreme dayanıklı binaların yapımını sağlama noktasında proje geliştirmelerine sebep olmuş, üzerinde çok düşünülmüş ve halen daha düşünülmekte olan manevi ağırlığı tartışılmaz, tarihi ve manevi bir eserdir.

Kısa ve öz olarak söz konusu olan bizce bu kutsal, bu mübarek ibadet yerinde olmak, bir Cuma veya mübarek bir gecede burada ibadet etmek, o’ da olmazsa en azından bir vakit namaz kılmak veya şükür namazı kılıp duada bulunup o manevi atmosferi yaşamak bir başkadır, bu başkalaşımı yaşamak gerek diyoruz tabii ki imkanlar ölçüsünde..

Selimiye’de olmakla beraber Selimiye’de olmak adına eski payı taht olan, İslam’ın bayraktarlığını yapmış sultanların otağ kurduğu, batıya bakan korkulu kapımız, Serha(t)d Şehri Edirne’de olmak ta bir başkadır.

Sonuç itibariyle; tarihin kokusunu almak, şahsiyetlerin bıraktığı eserleri görmek ve nefeslerini teneffüs etmek ve de sonradan geliştirilen birçok kültür zenginliğini yerinde görmek için; Edirne’ye gelmek, Edirne’yi Selimiye Camiinden başlayarak gezip görmek gerek iç turizmi geliştirmek adına da olsa...

 

                                                                        AYETLER

*Peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Taki peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir hüccetleri olmasın. Şüphesiz Allah üstündür ve hikmet sahibidir. Nisa:165

*Fakat Allah, sana indirdiği Kur’an ile şahitlik eder ki, O bunu kendi ilmi ile indirmiştir. Meleklerde şahitlik eder. Şüphesiz Allah şahit olarak yeter. Nisa:166

 

 

                                                                 GÜZEL SÖZLER

*Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz. / Evine gelen suyun kesilmesinden sonra...    Mimar Sinan

 


NEDEN KAÇARIZ CAMİ DEN 
Cami bizim Cem de bizim 
Neden kaçarız cami den 
Hu çekeriz dem de bizim 
Neden kaçarız cami den?
     
Kaderi öyle yazıldı 
     Ali m orda şehit oldu 
     
Namaz seven ora doldu 
     Neden kaçarız cami den? 
Ali namaz kılmadı mı? 
Çizme kanla dolmadı mı? 
Oku namazda almadı mı?
Neden kaçarız cami den? 
     Kur'an ı yazan Ali’dir 
     Dinin baş mümessilidir 
     Yolun bilmeyen delidir 
     Neden kaçarız cami den? 
Neden korkarız din dersinden 
Canan ayrılır mı candan 
Muhammed’im damadından 
Neden kaçarız cami den? 
     Hüseyin Ali sözle sevilmez 
     Yolundan gitmeyen onu bilemez 
     Din öğrenmeyen insan akıllı olamaz 
     Neden kaçarız cami den
     Hüseyin Parlakdemir/Amasya-Suluova

BÜYÜK CAMİ SELİMİYE

Büyük camilerden biri 
Büyük cami Selimiye 
Dünyada söylenir yeri 
Büyük cami Selimiye 
     Onu gören hayran kalır 
     Gezenler bir ibret alır 
     Mimar Koca Sinan olur 
     Büyük cami Selimiye 
Kubbeli, sağlam yapısı 
Penceresi, çift kapısı 
Kalbe cila, siler pası 
Büyük cami Selimiye 
     Edirne'yi mekân bulmuş 
     Şu âleme bir nam salmış 
     Varmak, görmek istek olmuş 
     Büyük cami Selimiye 
Çobanoğlu gezdi yurdu 
Edirne'ye vardı, gördü 
Bu yerde namaza durdu 
Büyük cami Selimiye 
Şevki Çobanoğlu/Kayseri

BİR CAMİ KÖŞESİNDE
Dünyanın dertlerinden, usanarak kaçarken 
Kendimi sordum Rabb`e, bir cami köşesinde 
Refah içinde olup, kapısını açarken 
Kendimi sordum Rabb`e, bir cami köşesinde 
     Bazı 
dostlara bir bir, gücenerek kırılıp 
     Bazı insanlarında, hâllerine darılıp 
     Gurur kibirden uzak, hakikate sarılıp 
     Kendimi sordum Rabb`e, bir cami köşesinde 
Bazen huzurla dolu, bazen de büyük sancı 
Malımla mülküm bana, hem yedi kat yabancı 
Bu zâlim hayatta da, inan her şey yalancı 
Kendimi sordum Rabb`e, bir cami köşesinde 
     Ölüme gidiyoruz, işte biz yavaş yavaş 
     Bitecektir bu ömür, bu an bu can bu savaş 
     Sonra 
pişman olup ta, ağlama sen arkadaş 
     Kendimi sordum Rabb`e, bir cami köşesinde 
     Şahin Cahit Yanık/Bartın

 

TÜRKÇE DUA

Rabbim, nerde sen varsan

Orası Türkçe olsun

Türk’ün âlemi sarsan

Narası Türkçe olsun

     Sen Allah’sın, yücesin

     Bilen bilir nicesin

     Gönlüm Türkçe kocasın

     Yarası Türkçe olsun

Adı Türk olan erin

Gözü pek, sözü derin

Yağız yerle göklerin

Arası Türkçe olsun

     Yurdu, hakanı, hanı

     Hem cananı hem canı

     Çepeçevre dört yanı,

     Yöresi Türkçe olsun

Otağının, tahtının

Nişanıdır ahtının

Olacaksa bahtının

Karası Türkçe olsun

     Boyu çağlardan aşkın

     Ulu dağlardan aşkın

     Yürekler yakan aşkın

     Çırası Türkçe olsun

Dik başını bükmeden

Eğilip diz çökmeden

Asırlara hükmeden

Töresi Türkçe olsun

     Rabbim, nerde sen varsan

     Orası Türkçe olsun

     Türk’ün âlemi sarsan

     Narası Türkçe olsun

Kenan ÇARBOĞA/Sivas-Gemerek

 

KEKOM 
Kekom bizi terk edeli 
Yetim kuzun hiç gülmedi 
Eşin dostun hısımların 
Kekom selamını kesti 
     Kekom ayrılık acı 
     Hasret dinmeyen sancı 
     Sen varken can diyenler 
     Kekom şimdi yabancı 
Geldim mezar başına 
Kızma sen göz yaşıma 
Can kurbandır taşına 
Kekom acın dinmedi 
     Bir Fatiha hediye 
     Bu gün bayramdır diye 
     Neden sarılmıyorsun 
     Kekom hoş geldin diye 
Burçak KARATAŞ/Malatya-Akçadağ

 

 

YORUM EKLE