EVLENME PROGRAMLARI ’MA-MIŞ!

  EVLENME PROGRAMLARI …MA-MIŞ!

 

 

 

R. MİTHAT YILMAZ

 

 

 

            “İşittiniz değil mi; bir KHK ile televizyonlardaki –sözüm ona– evlenme programları kaldırıldı” diyecektim ki bundan vazgeçmek zorunda kaldım. Çünkü efendim meğerse evlenme programları kaldırıl-ma-mış!!! Çok çok; pek çok ağır yaptırımlar getirilmiş. Buyurun işte; şöyle; “programlarda yaşanacak yayın ihlallerinin bundan böyle lisans iptaline kadar yaptırımlara tâbi olacağı” kaydı.

 

Vay anasını; yıkıp geçmiş KHK!

 

Biz böyle desek bile, birileri de kalkıp demez mi; ne güçlüymüş bu programlar ve arkasındakiler. Baksanıza, KHK’nın bile gücü yetmediğine göre!

 

            Şu satırlar, geçen ayların birinde, gazetenin birinden:

 

            “Bildiğiniz gibi, gündüz kuşağında evlilik programlarından nefes almaya vakit kalmıyor…… Gelin muhabbeti, artık akşam kuşağına da sarkıyor. İki iddialı dizi, bu temayla ekranlara geliyor.”

 

            Hatırladım; geçen sene tam da Mayıs ayında ilimize gelen tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Erdal Özyağcılar’la gazetemizden Sevda Demir’in bir mülakatı olmuştu. O mülakatında Özyağcılar, kayda değer tespitlerde bulunmuştu. Mesela şu;

 

 “Dizi-film sektörü, sinema ve tiyatrodan daha çok kitleleri ilgilendiriyor. Eğer kitle romantik komedi seviyorsa, romantik komedi reyting alıyorsa onlar yapılıyor. Bu bize ait bir şey değil. O bizi izleyenlerle ilgili. Bu nedenle (televizyonlarda/RMY) romantik komediden geçilmiyor. Beğeni ölçülerinin yükselmesi lazım. Bu nedenle kötü talep kötü arz oluyor.”

 

            Düşünün, yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede neler reyting yapıyor, hangi filmler, hangi diziler… Ne biçim evlenme (güya!!!) programları! Ve onları yayından kaldırmaya bir anlamda devletin dahi gücü yetmiyor. Devlet içinde devlet!

 

            İnsanlarla birebir konuştuğunuz zaman, herkes bu tür yayın ve yapımlardan şikâyetçi. “Olur mu canım, çok ayıp, çok günah” diyor. Lakin sıra seyretmeye gelince demek ki bir hararetle köşesini kapıp gözünü kırpmadan sonuna kadar izlememekten de geri durmuyor.

 

            İnsanımızın bu tavrı, “hem ağlarım, hem giderim” diyen kızın hâl-u ahvalini hatırlatıyor insana.

 

            Şu satırlar, 26 Ekim 2016 tarihli Elazığ Hâkimiyet gazetesinde, sevgili dostum Mehmet Şükrü Baş’ın yazısından. Gerçekleri pervasızca yazar Şükrü Baş. Yine öyle yazmış; “Sözüm meclisten dışarı ama… Bu milletin özünde pezevenklik var mıdır ki belirli bir saatte istisnasız bütün kanallarda karı, kız pazarlanıyor? Elektrikler alınıyor, elektrikler veriliyor. Örf ve ananemiz ayaklar altına alınıyor, evlilik gibi kutsal bir kurum pazarlık haline getiriliyor. Ahlaksızlık özendirilirken aile yapımız çökertiliyor. RTÜK dâhil ilgili ve yetkililerimiz de seyrediyor.”

 

            İşin esasında yasaklamalar, kanunlar, kararnameler yok bence. Ne demişti Özyağcılar;“Beğeni ölçülerinin yükselmesi lazım. Kütü talep kötü arz doğuruyor.”

 

            Şuurlu toplum, kültürlü birey vesselam! Buna İslamî şuur, İslamî idrak dâhil.

 

            Herhalde, işte o zaman İranlı yapımcı, yönetmen ve senarist Mecid Mecidi; “Türk dizileri sizi yansıtmıyor” sözünü geri alacaktır.

 

            Ha, kimi yansıttığını ise yöneticisiyle, eliti-entelektüeliyle birlikte düşünmeliyiz.   

 

YORUM EKLE